Yıllar önce tanıştığımız nur yüzlü dostlarımız vardı.

Yüzleri nurlu, gözleri ışıl ışıldı!

Güler yüzlüydüler!

Aynı dostlar bugün yine hayattalar!

Ama ne güler yüzleri var ne de ışı ışıl gözleri!

Suratları asık, kaşları çatık!

Nur yüzlü adamlarımızın yerinde şimdi nursuz insanlar var!

Aynı kişinin geçmişteki görüntüleri ile bugünkü görüntüleri yan yana getirildiği zaman ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılıyor.

Ne oldu ya da neler oldu da o nur yüzlü dostlar böylesine nursuz insanlar haline geldiler!

Nasıl bu kadar asık suratlı oldular?

Nasıl bu kadar sevimsizleştiler?

Allah-u âlem bir istikamet kayması yaşamış olmalılar!

Muhtemelen doğru hedefe gidiyoruz zannı ile yanlış bir yola saptılar. Büyüklerini dinlemeyip kendilerini büyüklerin yerine koymuş da olabilirler.

Belki de yediklerine içtiklerine dikkat etmediler!

Yani helal haram çizgisindeki hassasiyetleri kaybolmuş olabilir.

Dünkü o sevecen, hoşgörülü adamların yerinde bugün bir enaniyet abidesi tipler oturuyorsa mutlaka önemli bir hata yapmış olmalılar.

Şüphesiz dün ahiret kaygıları ağır basıyordu!

Bugün ise dünya kaygıları!

Dünyalık kaygısı ağır basınca da yüzlerde ne nur kalıyor ne de gönüllerde hoşgörü!

Yüzlerdeki nur çekip gidiyor.

Ve onların yerine nursuz çehreler geliyor.

Dünkü basit ve sıradan hayatların yerini bugün lüks hayatlar ve önemli makamlar alıyor.

Ama dünkü huzurun yerinde de yeller esiyor.

Kuru ekmekle bir kâse çorbanın verdiği huzuru sofralar dolusu yiyecekler vermiyor, veremiyor.

İşte bunun için dün hasretle aranıyor.

İşte bunun için insanlar bugünden kaçıyor.