En değerli sermayelerimizden biri de ömrümüzdür ama kimse ömür sermayesini istediği gibi kazanamaz da çoğaltamaz da.

Sevgili Peygamberimiz 63 yaşında, Padişah Sultan Fatih Mehmet de doktorların piri İbni Sina da 57 yaşında vefat etmişler.

“1-Asra yemin olsun ki,

2- Şüphesiz insan zarardadır.

3-Ancak, iman edip ameli salih işleyenler, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadırlar.” (Asr süresi ayet 103/1-3

İki dünyada Allah'ın rızasına nail olabilmek için neler yapmamız ge­rektiğini özet bir şekilde açıklamış bu sure.

Biz de bu sureyi dili­mizle okuyor, kalbimizle tasdik (iman) ediyoruz.

Eğer bunları yaşaya­cak olursak, iki dünyada da mutluluğa ereceğimizi, zarardan kurtula­cağımızı Allah bize haber veriyor.

Rabbim bu sureye de yine yeminle başlıyor. Ve Asr'a yemin ediyor.

"Asr"ı, kelime olarak Türkçemizde kullanırız. Hepimiz Peygamberimizin yaşadığı çağa "Asr-ı Saadet" diyoruz. Öyle bir asır ki, şairin dediği gibi;

“Gül alırlar, gül satarlar,

Gülden terazi yaparlar,

Gülü gül ile tartarlar,

Çarşı-pazarı güldür gül.”

Ömür, Rabbimizden bize verilen bir sermayedir. Bu sermayenin sa­yısı da Rabbimizin katında bellidir. İnsana verilen en değerli sermaye­dir. Ama insanoğlunun da en az değer verdiği sermayedir. Aldığımız her nefes ömrümüzden bir şeyler alıp götürmektedir. Öyleyse serma­yeyi bize veren Allah, verdiği bu sermayeyi geriye alıyor. Rabbim ver­diği bu sermayenin kârını bize bağışlıyor.

Yani beş dakikalık zaman içerisinde Allah'ın rızası için neler yapmışsak, o bizim kârımız olarak kalacaktır ve Rabbim katında o değer­lendirilecektir. Rabbimin ne kadar "Latîf," ne kadar "Rauf," ne kadar "Rahîm" olduğunu böyle anlıyoruz. Zaten Rabbim şöyle buyurur;

وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى (39)

“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm süresi aet 53/39)

Biz zamanımızı çok iyi değerlendirmeliyiz.

Kanuni Sultan Süleyman ne güzel söylemiş:

“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Değerli ilim adamlarından birisinin yanına bir başkası ziyarete gel­miş. Demiş ki; "Efendim sizinle görüşmek, konuşmak, hoşça vakit ge­çirmek istiyorum." O da demiş ki; "Dışarıya çık, güneşi durdur sonra gel, seninle hoşça bir vakit geçirelim." “Her anın her zamanın kendisine has işi vardır. Şimdi sen geleceksin beni meşgul edeceksin, meşgul et­tiğin zaman içerisinde okuyacağım kitabı bir daha okuyamam." Ama efendim ben gittikten sonra okursun." “Sen gittikten sonraki zamanın kendine has işi var" diyor.

Atalarımız da, "Bugünün işini yarına bırakma" demişler. Niye? Yarının kendine has bir işi vardır da ondan. O zaman sen bugünü zayi etmiş oluyorsun. Çünkü yaşla beraber iş de büyür. İlişkiler çoğalır, va­kit azalır. Yaşlandıkça gücün azalır ama yükün çoğalır. Bazıları der ki; "40 yaşma geldikten sonra ben ibadetlerimi yaparım." Peki, 40 yaşına geleceğinin garantisi ne? 40 yaşının kendine has görevlerinin olduğunu niye unutuyorsun? Onun için Arap şairlerinden Ahmet Şevki şöyle demiş:


دَقّاتُ قَلبِ المَرءِ قائِلَة لَهُ
إِنَّ الحَياةَ دَقائِقٌ وَثَوان
فَاِرفَع لِنَفسِكَ بَعدَ مَوتِكَ ذِكرَها
فَالذِكرُ لِلإِنسانِ عُمرٌ ثان

“Dekkatü Kalbi'l-Meri kaliletün lehü

İnnel hayate dekaiku ve sevânî

Ferfa' li nefsike bade mevtike li zikraha

Fe zikrun lil insani umrun sânî.”

Kalbinin tik taklarını dinle, o sana şöyle söylüyor. Diyor ki; ey insan hayat dakikalardan ve saniyelerden ibarettir. Kendin için ölümünden sonra kendi adını yücelt.

Çünkü insan için anılmak, ikinci bir ömürdür.

Devam edecek.