Yakın dönem siyasal hayatımıza dönüp bakıldığında bazı olayların, kararların hatta kişilerin gündeme geldikleri konuyla esasında ilerleyen dönemin işaret fişeğini taşıdığı ama bunun o günün sıcaklığında hissedilemediği görülebilir.
24 Ocak kararlarını hazırlayan Turgut Özal’ın üç sene sonra bu kararların uygulayıcısı haline gelmesi, 1980 darbesinin mevcut liderleri yasaklamayı değil, Özal’ın önünü açmayı hedeflemesi aslında Türkiye’nin devletçi ekonomiden serbest piyasaya kurban edilmesinin, ABD’nin Ortadoğu’ya askeri olarak sokulmasının, ülkemizin ve bölgemizin ırkçı emperyalistlerin avucunun içine hapsedilmesinin işaret fişeği olmuştu. Ama bunu anlamak biraz vakit aldı.
Yine dönemin Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin kendi Başbakan’ından bile habersiz bir anda erken seçim çağrısı yapması, Cem Uzan’ın bir partiyi ele geçirerek Genç Parti adıyla apar topar seçime girmesi, post-modern yöntemlerle siyasete milenyum çağında nasıl format çekildiğini ispat eden gelişmeler oldu. Ama bu durum 3 Kasım seçimlerinde Genç Parti yüzünden DYP, MHP ve ANAP’ın baraj altında kalmasından ötürü AK Parti’nin %34’lük oya karşılık %65’lik temsile kavuştuğunda ancak anlaşılabildi.
Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bir şekilde kapatılmasının da aslında Gül ve Erdoğan liderliğindeki yenilikçi grubun Erbakan Hoca’dan, diğer bir ifadeyle Millî Görüş’ten ayrılabilmesine meşru zemin oluşturmaya katkı sunduğu hususu da AK Parti-uluslararası sistem ilişkisi netleştiğinde daha belirgin hale geldi.
Elbette burada bir üst akıldan bahsettiğimizi ifade etmek gerekir. Ama bu üst akıl aynı zamanda içeride iktisadi, politik, kültürel dengeleri de gözeten bir süreç yürütüyor ve buna göre bir aksiyon alıyor.
Türkiye, içeride ve dışarıda ciddi gündemler ve sorunlar ile karşı karşıya. Siyaset sahasında ise birkaç yıldır açıkça Erdoğan sonrası senaryolar dillendiriliyor.
CHP’deki mutlak butlan krizini bu fotoğrafın ışığında okumak yararlı olabilir.
Malum, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik mutlak butlan kararı siyasetin gündemini adeta altüst etti. Görüldüğü kadarıyla da uzunca bir süre gündemi meşgul edecek gibi görünüyor.
Bunun en önemli sebebi; Kemal Kılıçdaroğlu’nun delege dengesini gözeterek kongre sürecini il-ilçe düzeyinde başlatma noktasında net bir tavır sergilemesinden ileri geliyor.
Özgür Özel’in mümkün olan en erken vakitte kongreye gitme talebinin Kılıçdaroğlu cephesinde karşılık bulması bu yönüyle düşünüldüğünde mümkün değil. Zaten mutlak butlana gerekçe olan hedef, üzerinde şaibe bulunan delegelerin değiştirilmesiydi. Bunun için ise en az altı ay sürecek bir kongre takvimi düşünülebilir.
Bu nedenle kamuoyunun uzun bir süre daha CHP’deki kongre süreçleriyle meşgul edilmesi olağan bir gelişme olacak.
İlk bakışta yapılan değerlendirmeler, CHP’nin içine düştüğü bu halin iktidar cephesinin elini güçlendirmesine koşut olarak CHP’ye yargı eliyle müdahale edildiği yönünde yoğunlaştı.
Ancak bu noktada şahsen anlamlandırmakta zorlandığım önemli bir husus var.
Nedir o?..
Malum, parti tabanlarındaki taraftar kitleler haricinde genel kamuoyunda CHP’ye yönelik bu kararın iktidar partisine yaradığı yönünde yaygın bir ön kabul oluşmuş durumdadır.
Hâlbuki kanaatim tam tersi yönündedir. Zira mutlak butlan kararının AK Parti’ye yönelik otoriterleşme ve demokrasiden uzaklaşma yönündeki eleştirileri beslediği gün gibi aşikârdır.
Oysa, kongre süreci ve sonrasıyla ilgili tüm mahkeme süreçlerinde, iddianamenin de gösterdiği gibi, CHP’nin kendi içinden yürüyen bir hesaplaşma olduğu açıkça görülüyor.
Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları bizzat CHP üyeleri tarafından izhar hatta ispat ediliyor. Dolayısıyla yargının kararını doğrudan etkileyecek hukuki deliller bizzat CHP kanadından üretiliyor.
Oysaki dışa yansıyan manzara, iktidarın yargı eliyle CHP’ye darbe yaptığına dair kanaatin genel inanç haline gelmesidir. Muhalefet kanadında bu eğilim zaten baskın durumdayken, iktidar taraftarlarınca ise bu iddialar bir nevi sahiplenilmektedir. Bu durum ise iddianın tekrar edile edile inanca dönüşmesini sağlamaktadır.
Net bir şekilde ifade etmek gerekir ki; kısa vadede AK Parti’nin işine yaradığı düşünülen mutlak butlan kararının CHP’ye yönelik iktidar müdahalesi gibi anlaşılması CHP’yi mağdur konumuna getirmektedir.
Yanlış anlaşılmasın! Mağduriyet avantajıyla millet CHP’ye oy vermeye yönlendiriliyor demek istemiyorum. Bugün mağduriyet haline sokulan CHP ya da Özgür Özel değil zira. Esasında tartışmanın odağındaki isim, henüz hüküm giymemiş olan Silivri tutuklusu Ekrem İmamoğlu’dur.
Türkiye’de ilk kez tecrübe edilen mutlak butlan kararının, siyasete atılan formatlamanın işaret fişeği olup olmadığını, önümüzdeki günlerde CHP içindeki gelişmeler ve olası yeni parti girişimleri daha net ortaya koyacaktır.
Belki de Devlet Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’na feragat çağrısını bir de bu zaviyeden okumak gerekmektedir.