Hafta sonu kitaplığı karıştırırken bizim delikanlı, bazı eski dergileri göstererek akıbetlerini sordu. Gösterdiği dergiler, vakti zamanında kıymetli bir büyüğümüzün arşivinden, belki bir işimize yarar düşüncesiyle, hediye olarak tarafımıza takdim edilen büyük ölçüde 1970’li yıllara ait dergilerdi.

Uzunca bir süre sonra gözlerime ilişen dergilere baktıkça Türkiye’de dergiciliğin serencamı da gözlerimizin önüne geldi. Zira sadece arşive aldığımız o dergiler değil çocukluk, gençlik döneminden okuduğumuz nice dergiler hafızamızda tazelendi.

Aylık, on beş günlük, haftalık periyotlarda çıkan o günkü dergiler bir nevi mücadelenin, onurlu bir kavganın ve bitmek tükenmek bilmeyen bir heyecanın somut göstergeleri kabilindeydi.

Her yeni gelen dergi büyük bir merakla açılır, satır satır okunurdu. Bakış açısı bu sayede oluşur, ortalama söylem birliği böyle sağlanırdı.

Bugün gelinen nokta düşünüldüğünde, dergiciliğin böylesi bir işlevden fersah fersah uzakta olduğu aşikâr. Elbette bu yitimin sosyal, siyasal, kültürel, iktisadi birçok sebebi sıralanabilir.

Ancak, kanaatimce en önemlisi, muhatap kitlenin konumunda yaşanan değişiklik bu yitimde başat rol oynadı.

Dün merkezden talep eden konumda bulunan, sisteme muhalefet eden ve sisteme yerleşerek sistemi dönüştürmek isteyen çevrenin temsilcisi bir kitle vardı karşımızda.

Onun için o dönem çıkan dergiler odak noktasında “izmleri” ele alıyor, kapitalist ve komünist dayatmaya karşı Müslümanca yaşamayı ve düşünmeyi salık veriyor, İslam birliğini kurmayı hedefliyordu. Yalnızca Türkiye’nin gündemini takip etmiyor, dünyanın farklı noktalarında yaşayan Müslümanlar hakkında bilgiler vererek okuyucularına, zihin dünyasında sıkıştırılmaya çalışıldığı, ulusal sınırların ötesine geçmeyi öğretiyordu. Emperyalistlerin yönettiği dünya yerine Müslümanların öncülüğünde yeni bir dünyanın kurulması fikri ana hedef haline getiriliyordu.

Bugün ise mevcut skala elden geçirildiğinde benzeri dergilerden bahsetmek neredeyse imkansız hale geldi. Elbette bin bir zorlukla yayın hayatına devam eden ve bu derdi yüklenen dergileri istisna tutalım. Ancak kurumları yaygın kılacak ve ayakta tutacak olan; genel ihtiyacı karşılayabilmesi, arz-talep dengesini sağlayabilmesidir.

Bugün talep etme, düzen kurma asabiyesini kaybetmiş; büyük ölçüde merkeze yerleşmiş ve bireysel kazanımlarını kaybetmek istemeyen bir kitle var karşımızda. İslam Birliği’nin kurulabileceğine inancı kalmayan, daha doğrusu inancı bitirilen bir kitleden bahsediyoruz. Öyle ki; “…biz dünyayı değiştireceğiz zannediyorduk, meğerse kendimizi değiştirmeliymişiz” gibi, İslam’ın düzen dini olduğunu ıskalayan, romantik cümlelerle havlu atmayı meşrulaştıran bir çoğunluk.

Dolayısıyla arşivlerde karşımıza çıkan dergilerin muadillerini bugün büyük ölçüde bulamıyoruz. Var olanlar da yaygın etkiye sahip olmaktan çok uzak. Zira alternatif düzen kurması beklenen kitlenin ihtiyaç duyma melekesi haz ve hızın büyüsünde sisteme eklemlenerek büyük ölçüde dumura uğratıldı.

İlmi Etütler Derneği’nin (İLEM) geçtiğimiz yıllarda yürüttüğü İslamcı Dergiler Projesi kapsamında çoğunluğunu kayıt altına aldığı bu dergilerin yayımlanma tarihlerine bakıldığında 1970-2000 arası gibi belli bir dönemde yoğunlaşmanın yaşandığı net bir şekilde görülüyor.

İşin doğrusu dert; düşündürmüş, yazdırmış, okutmuş. Bugün ise, hâkim çoğunluktan bahsediyorum, yazanı da okuyanı da dertli olmaktan çok uzakta.

Pek, bu gidiş nereye?

Asabiyeyi kaybetmekten bahsettik biraz evvel. Asabiye denilince akıllara İbn Haldun geliyor malum. Toplulukları, devletleri insana benzeterek asabiyesini kaybeden bir topluluğun bir süre sonra kaçınılmaz olarak yok olacağını haber veriyor İbn Haldun.

Şahsen bu konuda topluluk/devlet-insan benzetmesine katılmakla birlikte kaçınılmaz son konusunda İbn Haldun yerine Cevdet Paşa’ya yakın bir çizgide durmayı tercih ediyorum.

Cevdet Paşa, tavırlar teorisinde toplulukların ya da devletlerin yıkılışının kaçınılmaz olmadığını, değişen konjonktür çerçevesinde gerekli güncellemeler ile yenileme imkanı olduğunu savunuyor.

Arşivdeki dergilerin odak noktasına aldığı konuların halen Müslümanların genel sorunu olmaya devam ettiği düşünüldüğünde asabiyeyi yüklenecek bir irade ortaya çıktığı vakit yeniden dertli insanlar ile buluşacağımıza ve hayatı anlamlı hale getireceğimize yürekten inanıyorum.

O halde mesele; Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar mesajını iletmeyi başaran ve köy kahvesinde oturana ümmet olma ufku veren iradenin güçlenmesi için çalışmaktır. Vesselam.