Hakimlere akıl verenler, eleştirenler, yardım eder ayağından tahrik edenlerin çoğaldığı bir günde ben de geçmişten bir olayı naklederek katkıda bulunayım dedim.
Nizam-ül Mülk, "Siyasetnâme"sinde Melikşah a çeşitli konularda nasihat ederken "Adalet" konusuna da dikkat çeker ve hakimlerin halkı sevmesi ve af tarafında olması gerektiğini bir olayla anlatır:
"Halife Me mun un ceza davalarına bakan iki hakimi vardı. Halk bunlardan birini seviyor, övüyor, memnuniyetini bildiriyordu. Öbür hakimi ise sevmiyor, suçluyor, şikayet ediyordu. Bunların ikisi de ceza davasına baktığı halde, ikisi de aynı kanunları uyguladığı halde halk niçin birini seviyor da öbürünü sevmiyor " diye nedimlerine sorar.
Nedimlerden biri "Efendimiz bana üç gün izin veriniz ben araştırıp size rapor edeyim" der.
Nedim evine gelir ve evde hizmetlerini gören kişiyi bu ikisini takip etmek üzere görevlendirir.
Hizmetçi, önce sevilen sayılan hakimi takibe başladı. Sevilen hakim sabah erkenden kalktı kahvaltısını yaptı. Biraz Kur an okuduktan sonra camiye çıktı, cemaatle namaz kıldı. Namazdan sonra Kur an okumaya yine başladı, güneş biraz yükseldikten sonra duruşma salonuna geldi. Bakılacak davaları sordu. İlgili kişi "Bir suçlu var. Şikayetçi yok. Suçunu kendisi itiraf ediyor" dedi.
Sevilen hakim, "Onu getirin bakayım" dedi. Getirdiler. Hakimin gözü suçunu itiraf eden adama ilişince "Bunda suç işleyecek sima yok. Bunun yüzünde büyük adam evlatlığı, helal süt emmişlik ve Müslümanlık ışığı parlıyor. Bunun suç işlemesi mümkün değil. Yalan söylediğini sanıyorum. Onun hakkında kimseyi dinlemek istemiyorum. Bu suç, bu delikanlının elinden çıkmaz" dedi.
Orada bulunanlardan biri: "Ama efendim kendisi itiraf ediyor" dedi.
Sevilen hakim: "Allah tan korkmaz mısın Sen bu delikanlının kanının akmasını mı istiyorsun Bu genç akıllı bir adam. Kendini mahvedecek itirafı neden yapsın diyerek gencin itirafından dönmesini istiyordu.
Suçunu itiraf eden genç: "Yüce Allah ın takdiri ile bu kaza benim elimden çıktı. Allah ın hükmünü bana tatbik et. Çünkü öbür dünyada azap çekmeye gücüm yok" dedi.
Sevilen hakim, duymamış gibi davrandı. Yüzünü havaya çevirdi "Ne söylediğini duymuyorum. İtiraf ediyor mu, etmiyor mu " dedi.
"İtiraf ediyor" dediler.
Sevilen hakim: "Oğlum, sende suç işleyecek sima yok. Seni düşmanların teşvik etmiştir; iyi düşün" dedi.
Genç itirafında ısrar eder. Hakim cezayı verir ama Allah korkusuyla dolu olan bu gencin Cennette Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Hazma ile birlikte olmaları dileğinde bulunduktan sonra cezayı verir ve infaz eder.
Nedimin hizmetçisi durumu Nedime anlatır.
İkinci gün o sevilmeyen hakimi takip eder.
Sevilmeyen hakim, evinden çıkar, çatık kaş, asık surat, içkiden dönmüş gözlerle duruşma salonuna gelir. Sanki gece boyu melek öldürmüş gibi bir tavırla yürür. Herkes ayakta. O kimseye selam vermez. Kendine verilen selamları almaz. Selam aldığı insanlar da kendilerine öfkeli olduğunu anlıyorlardı.
Sevimsiz hakim sordu "Bu günkü duruşma nedir" dedi. "Şarap içmekten başka suçu olmayan birinin davası var" dediler. "İçeri getirin" dedi. Getirdiler.
Sevilmeyen hakim: "Uzun zamandan beri ben bunu arıyordum. Bunda Allah korkusu yok. Bu şerlinin, bozguncunun, fitnecinin biri. Bunun benzeri bu Bağdat şehrinde yoktur. Buna şer i dayak değil boynunu vurmak lazım" diyerek daha bir çok suç isnadında bulundu. Genç bunları dinlemektense bir an önce ölmeyi tercih ediyordu. İnsafsızca onu cezalandırdı sonra da zindana gönderdi. Elli kadar eşraftan adam araya girerek "Cezasını çekti. Zindana gönderme " diye yalvardılar ama dinlemedi.
Nedim bütün bu olayları Halife Me mun a anlattı. Me mun önce o sevilmeyen hakimi görevden aldı. Sonra o genci zindandan çıkardı. Sevilen hakimi de terfi ve taltif etti" diyor.
(Biraz kısaltarak ve de sadeleştirerek "Siyasetnâme" nin 40 ıncı bölümünden alınmıştır.)
Sevgili Peygamberimiz: "Gücünüz yettiğince cezaları şüphelerle kaldırın. İmamın (devlet başkanının, hakimin) affederek hata etmesi, ceza vererek hata etmesinden hayırlıdır." buyurmuş.
(Tirmizi, hudud 2. H. 1424) Daha sonra bu hadis batı hukukuna: "Şüpheden sanık yararlanır. Cezada hata yapmaktansa afda hata yapmak evladır." şeklinde geçer.