Avrupa Birliği'nin son bir yıl içinde Türk tarım ürünlerine yönelik artırdığı sınır kontrolleri, ihracatçıların üzerindeki maliyet ve zaman baskısını daha da artırdı. Domates, kuru incir, kimyon ve Antep fıstığında kontrol oranlarının yükselmesi, ihracatı tamamen durdurmasa da Avrupa pazarındaki rekabet gücünü zayıflatıyor. Sektör temsilcileri ise sorunun yalnızca sınır kapılarındaki denetimlerden ibaret olmadığını, Türkiye'nin üretimden ihracata kadar uzanan zincirde daha güçlü ve planlı bir yapıya ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.
SINIRDAKİ DENETİM MALİYETİ ARTIRIYOR
AB'nin uyguladığı artırılmış resmi kontroller kapsamında daha fazla ürün laboratuvar analizine alınıyor. Bu durum ihracat süreçlerini uzatırken, analiz ücretleri, bekleme süreleri ve lojistik giderleri de ihracatçıların maliyetlerini yükseltiyor. Özellikle yaş meyve ve sebze ihracatında zaman kaybı, ürün kalitesinin korunmasını da güçleştiriyor. Uzmanlara göre bu uygulamalar doğrudan ithalat yasağı anlamına gelmese de Avrupa pazarında faaliyet gösteren firmaların rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.
ASIL MESELE TARLADAN BAŞLIYOR
Sektör değerlendirmelerinde, kalıntı ve toksin riskinin yalnızca ihracat aşamasında çözülemeyeceği belirtiliyor. Tarımsal üretimin planlı yürütülmesi, zirai ilaçların doğru zamanda ve uygun dozlarda kullanılması, üreticinin bilinçlendirilmesi ve hasat öncesi denetimlerin yaygınlaştırılması gerektiği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre ürünün tarladan sofraya kadar her aşamada izlenebilir olması hem ihracat pazarlarını koruyacak hem de iç piyasada tüketici güvenini artıracak.
ÜRETİCİ DESTEKLENMEDEN BAŞARI MÜMKÜN DEĞİL
Sektör temsilcileri, ihracatın sürdürülebilirliği için üreticinin daha fazla teknik destek almasının önemine işaret ediyor. Eğitim faaliyetlerinin artırılması, laboratuvar altyapısının güçlendirilmesi, analiz süreçlerinin hızlandırılması ve üretim maliyetlerini düşürecek desteklerin yaygınlaştırılması gerektiği belirtiliyor. Değerlendirmelerde, yalnızca cezai yaptırımlarla ilerlemenin çözüm üretmeyeceği, üreticiyi sistemin merkezine alan politikaların uzun vadede hem kaliteyi yükselteceği hem de ihracatı güçlendireceği ifade ediliyor.
ALTERNATİF PAZARLAR DA GÜNDEMDE
Avrupa pazarındaki baskının artması, ihracatçıları yeni pazar arayışına da yöneltiyor. AB pazarındaki sıkı denetimlerin ihracatçıları yeni pazarlara yönelmeye zorladığına dikkat çekiliyor. Özellikle Orta Doğu, Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinde Türk tarım ürünlerine yönelik talebin artırılmasının, ihracatın tek bir pazara bağımlılığını azaltabileceği değerlendiriliyor. Ancak sektör temsilcilerine göre Avrupa pazarı, yüksek alım gücü ve düzenli talebi nedeniyle önemini koruyor. Bu nedenle AB standartlarına uyum sağlayacak üretim modelinin güçlendirilmesi stratejik önem taşıyor.
MİLLÎ TARIM POLİTİKASI VURGUSU
Uzmanlar, yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin tarım politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Üretimin planlı şekilde yönlendirilmesi, yerli üreticinin korunması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve katma değerli üretimin artırılmasıyla hem ihracatta yaşanan sorunların azaltılabileceği hem de Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki konumunun güçlenebileceği ifade ediliyor.
Buna göre kalıcı çözümün, üreticiyi cezalandıran yaklaşımlarda değil; güçlü denetim, bilinçli üretim ve milli tarımı önceleyen politikaların hayata geçirilmesinde olduğu değerlendiriliyor.



