17 milyon dolayında emeklimiz var…
Büyük bir rakam…
Yakınları ve çevresi ile birlikte belki 30 milyon, belki 35 milyon seçmene tekabül eden bir büyük topluluk…
Ocak 2027’de Aralık 2026’ya ilişkin enflasyon oranı açıklandığında emeklilere yapılacak ek iyileştirme de belli olacak…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, emeklilere yapılacak artışta enflasyonun yanı sıra refah payının da değerlendirileceği bilgisini verdi.
Birkaç gün önce Kabine Toplantısı’nın hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonomi yönetimine 'tüm imkânların zorlanarak' emekli maaşlarında iyileştirmeye yönelik adım atılması talimatını verdi.
Daha sonra da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz benzer bir açıklamada bulundu.
Teknik çalışmayı yapmak da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a düştü…
***
Yapılabilecek çalışmalar özetle şöyle;
* İlk alternatif kök maaşlara enflasyon oranı artışı dışında bir refah payı da eklenmesi…
* Diğer alternatif ise yine kök maaşlara seyyanen zam yapılması…
***
Şu ana kadar, açlık sınırında gezen emekli maaşlarına, enflasyon oranları dışında nasıl bir ek iyileştirme yapılacağı net olarak belli değil!
Sadece “iyileştirme” söz ve vaatleri, demeçleri var…
Hâlbuki 17 milyon emekli için yapılması gereken tek bir çalışma var. O da şu;
- “2008 öncesindeki düzenlemeyi geri getirmek…”
Zira emekli maaşlarının bugüne kadar eriyerek gelmesinin başlıca sebebi 2008’de yeni bir düzenleme yapılması ve emekli maaşlarında dikkate alınan katsayının değiştirilmesi…
2008’e kadar emekli maaşları asgari ücretin 1,5 katı iken, bu tarihten sonra peyderpey düşerek günümüzdeki açlık ve sefalet noktasına geldi!
2008 öncesinde emekli aylığı hesaplanırken büyüme hızının (milli gelir artışının) %100’ü güncelleme katsayısına dâhil ediliyorken…
2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun ile büyümenin dikkate alınma oranı %30’a düşürüldü.
Bu da ekonomik büyümenin emekli maaşlarına yansımasını üçte bir oranına indirdi…
***
İşte buraya dikkat;
Yapılması gereken tek maddelik bir yasa düzenlemesi…
Demem o ki; aylarca sürecek alternatif iyileştirme formüllerine…
Aylarca devam edecek, “iyileştirme çalışmalarımız devam ediyor…” demeçlerine…
Aylarca üzerine çalışmalar yapılacak farklı teknik usul ve metotlara gerek olmayabilir…
"Alternatifli çalışmalar yapıyoruz" diyen Bakan Işıkhan, teknik hesaplamalar tamamlandıktan sonra refah payının da dikkate alınacağını söyledi.
Tüm bunlara gerek olmaksızın, emekliler hakkındaki düzenlemenin 2008 öncesine avdet edilmesi yeterli olacaktır.
Bu kısa yasa düzenlemesi yapıldığı takdirde emekliler, asgari ücretin 1,5 katı maaş almaya devam edeceklerdir.
Yani, asgari ücret diyelim ki 2027 başında 40.000 TL olduysa (faraza), emekli maaşları da 60 bin TL olacaktır. Ki bu rakam emeklinin bir nefes almasına imkân tanıyacaktır.
***
Haaa, iktidar derse ki, “Bu kadarını da yeterli bulmuyoruz, emeklilerimizin 2008 yılından bu yana olan hak kayıplarını da karşılayacağız… Bunu da yasaya ek madde olarak koyuyoruz…”
İşte bu emekliler için tam bir ‘aliyyül âlâ’ olur, ‘kaymaklı kadayıf’ olur…
Ki böyle bir düzenleme emekliler arasında tam bir bayram havası meydana getirecektir…
Haydi hayırlısı…

CEBİ YAKAN ARADAKİ FARK!
Hayatın tam da içinden hatta merkezinden bir hususta gözlemlerimi aktarmak istiyorum.
Hazır mısınız?
O halde başlayalım…
***
Sadece kentlerimizde, şehirlerimizde değil…
Artık 4 mevsim yaşayan çok azalsa da köylerimizde insanlarımızın da her an karşılaştığı bir durumdan bahsetmek isterim…
Nedir bu durum?
Herhangi bir marketten alışveriş yapıyorsunuz…
Normalde yapmamız gereken ilk şey nedir; alacaklarımızın öncelikle son kullanma tarihine bakıyoruz… Bozuk olabilir mi diye!
Hemen sonra da önce cebimize ve alacağımız şeylerin fiyatına bakıyoruz…
Ardından da gıda ürünlerini, temizlik maddelerini vb. sepete koyuyor ve kasaya doğru geliyoruz…
***
Ancak o da ne?
Reyonlarda baktığımız fiyatla kasada karşılaştığımız fiyat farklı çıktı!
Farkına varmış isek hemen itiraz eder durumun düzeltilmesini talep ederiz…
Peki, ama ya farkına varamadıysak…
Farklı fiyat cebimize de yansıyacak demektir…
***
Bu durumu denetleyecek olan yetkili ve ilgili birim belediye zabıta ekipleri…
Reyonlardaki fiyatla kasadaki fiyatın aynı olmasını temin edecek olan yetkili makam belediyelere bağlı zabıtalar…
Market denetiminde bu fiyat oyununu yakalayacak olanlar da zabıta ekipleri…
Belediye Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin kent/ilçe genelindeki marketlerde sık sık denetim gerçekleştirmesi gerekiyor.
Ve bu market denetimlerini aralıksız sürdürmesi gerekiyor.
Denetimler sırasında raflardaki fiyat etiketleri ile kasa fiyatları arasında farklılık bulunduğu tespit edildiğinde…
Etiketsizlik ve fiyat uyuşmazlığı belirlenen işletmeler hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılması icap ediyor.
Ama dediğim gibi öncelikle biz vatandaşlar olarak alışveriş yaparken reyondaki fiyatla kasadaki fiyata dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum…

TEST USULÜ YERİNE KLASİK USUL…
Bizim öğrencilik dönemimizde kısmen vardı; sınavlarda test usulü…
Hem biz öğrenciler için hem de öğretmenler için kolaylıktı, test usulü sınavlar…
Uzun bir süredir eğitimde oldukça yaygın hale geldi…
Eğitimde test usulü (çoktan seçmeli sınavlar) uygulaması…
Kolay ve objektif bir değerlendirme aracı olsa da öğrenme süreci üzerinde ciddi olumsuz etkilere sahip…
Şu bir gerçek; öğrencileri bilgiyi derinlemesine anlamak ve analiz etmek yerine, sadece doğru şıkkı tanımaya ve ezberlemeye yönlendirir, test usulü…
Testler genellikle tek bir doğru cevap üzerine kurulu…
Bu durum, öğrencilerin açık uçlu düşünmesini, özgün fikirler üretmesini ve karmaşık problemlere farklı çözümler bulma becerisini kısıtlıyor.
Öğrenciler kendi cümleleriyle fikirlerini savunmayı, kompozisyon yazmayı ve argüman üretmeyi öğrenemezler.
Şu da bir gerçek; sadece şık işaretlemeye alışan öğrencilerin dil ve ifade becerileri geriler.
Öğrenci konuyu tam olarak bilmese bile eleme yöntemiyle veya tamamen rastgele (sallayarak) doğru cevaba ulaşabilir.
Bu durum da ölçme ve değerlendirmenin güvenilirliğini zedeliyor.
***
Zamanla yarışılan test sınavları, öğrenciler üzerinde yoğun psikolojik baskı meydana getiriyor.
Eğitim, öğrenme odaklı bir süreç olmaktan çıkıp sadece "sınav kazanma" hedefine odaklanan mekanik bir yarışa dönüşüyor.
Öğretmenler ders müfredatını derinlemesine işlemek yerine, sadece sınavlarda çıkabilecek soru tiplerini ve soru çözme ipuçlarını (taktikleri) öğretmeye başlıyorlar.
Testler analitik yetenekleri, duygusal zekâyı, liderlik vasıflarını, sanatsal veya sportif becerileri ölçemez. Öğrenciyi sadece akademik bir skora indirger… Böyle devam ediyor…
Eğitimcilerin test usulüne yönelik genel değerlendirmeleri bunlar…
***
Şimdi…
Buradan dönülme emareleri var…
Doğrusu da budur zaten…
Akademisyenler, eğitimde yalnızca bilginin değil, yorumlama, akıl yürütme ve gerekçelendirme becerilerinin de ölçülmesi gerektiği görüşünde…
Klasik yöntem daha iyidir…
---