Her zaman ve mekânda zorbaya rastlanır.

Dediğim dedik, çaldığım düdük havasını taşıyan

insanlar, doğuda ve batıda, krallıkla, demokrasiyle yönetilen her yerde vardır.

Sistemin adı ne olursa olsun yöneten insan değil mi

Yetkiyi halktan aldıktan sonra sözü söyleyecek kişi veya

kişiler insan oldukça zorbalık var olacak ve devam edecektir.

Cebbar isminin yalnız Allaha ait olduğunu, cebbarlığa

özenen, Ad, Semud, Firavun gibilerin halkına zulmedeceğini haber verir

Rabbimiz.

Kırılanı saran, bozulanı düzelten, her şeyden yüce ve

dilediğini zorla yaptıran manalarına gelen Cebbar ismi Kur an ı Kerim de bir

defa Rabbimiz için kullanılmıştır:

O öyle Allah tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Melik

(egemen), Kuddüs (tertemiz), Selâm (esenlik veren) Mü min (İman ve Güven

veren), Müheymin (koruyan), Aziz (güçlü, galip) Cebbar (zorlayan, yaralar

saran), Mütekebbir (çok büyük) dür. Allah onların ortak koştuklarından

yücedir. (Haşr süresi ayet 23)

Rabbimin emir ve yasaklarına uymak zorundayız.

Bu uyumumuz emri veren Rabbimize faydalı değil, uym

sağlayan bize faydalıdır.

Cebbar olan Rabbimizin estirdiği yelleri engelleyemeyiz,

doğdurduğu güneşi kapatamayız, baharda açan çiçekleri yok edemeyiz ama

bütün  bunlar bize fayda sağlamaktadır.

Rabbimizin Cebbarlığının faydası bizedir.

Güneşi doğdurma veya batırma gücünü de bize verseydi,

dünyamız bu günlere gelemez, diktatör, zorbalar tarafından hem kendisi hem

milletlerle beraber tabiat da yok edilebilirdi.

Kur an-ı Kerim de 10 defa geçen Cebbar ismi bir defa

Rabbimiz için kullanılmış, geri kalan dokuz defasıyla Cebbarlığa özenenler

uyarılmıştır.

İnsanların Cebbar olmaması gerektiğini Sevgili

Peygamberimize:

Biz onların ne söylediklerini iyi biliriz. Sen onlar

üzerine zorba değilsin. Tehdidimden korkan-lara, Kur an la öğüt ver. buyurmuş.

(Kaf süresi ayet 45) ve böylece kıyamete kadar gelecek olan Müslüman

yöneticiler, bu ayeti okuyunca yönettiği ülkeyi bir hapishaneye çevirmemesi

emredilmiştir.

Halkın seçimiyle başa geçince, yaratmadığı ve yaşatma

konusunda bir nefes bile veremediği milyonlarca, milyarlarca insanın neyi nasıl

yapacağına karar veren, uymayanları da cezalandıran çağdaş diktatörler,

zorbalar, cebbarlığa özenenler kendilerini Akdeniz de gezinen kara bela savaş

gemileriyle, gökyüzünden ateş saçan uçaklarıyla, yeryüzünde kana susamış, beyni

yıkanmış askerleriyle Ad, Semud, Firavun gibi ilahlığa özenmişler ve dünyanın

her tarafında insanların yüreklerine korku salmışlardır.

Ancak Rabbimiz, bütün o Cebbarlığa özenen diktatörlerin,

zorbaların sonunun geldiğini, az bir Müslüman toplulukla zorbalıklarına son

verildiğini Davud-Calut olayında haber verdiği gibi şu ayeti kerimesiyle de

bizi yüreklendirir:

Kâfirler, Peygamberlerine dediler ki: Elbette sizi

yurdumuzdan çıkaracağız veya siz bizim dinmize geri döneceksiniz. Rableri

onlara (Peygamberlere) şöyle vahyetti: Elbette biz, za-limleri helâk edeceğiz.

Onlardan (kâfirlerden) sonra bu yurda, elbette sizi

yerleştireceğiz. İşte bu, benim makamım-dan korkan ve vaid (azab)ımdan

korkanlar içindir.

(kâfirlere karşı) Fetih istediler. (sonunda) Her inatçı

zorba zarara uğradı. (İbrahim süresi ayet 13-15)