25 yıllık öğretmenliği döneminde, her dakikanın ve saniyenin hesabı sorulur inancıyla çalışan bir arkadaşım, öğretmenliği döneminde okul müdürüne, “İmam hatip okuluna kaydolan öğrencilerin hafız olanlarını, aynı sınıflara kaydet ve onların Arapça ve Kur’an derslerini bana ver” diyor.

Müdür Bey de onun çalışkanlığını bildiğinden dediğini yapıyor.

25 yıl böyle geçti ve emekli olduğu sene, “Hocanın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur” der ve Diyanet İşleri’nin üç yüz öğrencisi olan bir Kur’an kursunun yöneticisine, “Bana bir sınıf veriniz, ücret istemiyorum, benim kendime özel metodumu burada da devam ettirmek istiyorum” der.

Müdür onu tanıdığı için, “Bütün öğrenciler senindir” der.

“Hayır bir tek sınıf istiyorum” der, sınıfı gösterilir, Eylül’de başlayan derslerle Haziran ayında sınıfın tamamı hafız olurlar.

Diğer sınıflar, üç veya üç buçuk yılda hafız oluyorlar.

İkinci sene bir sınıf daha ilave ediliyor ve kendi eğittiği birini o sınıfın hocası yapıyor.

O da ücret almamak şartıyla hocalığa başlıyor.

Aynı binada ayrı, ücretli hocalarla ders yapıyorlar.

On beş sınıfta ders görenler, üç yılda hafız oluyorlar, iki sınıfta ders görenler, Eylül’den Haziran’a kadar zamanda hafız oluyorlar.

Aradaki fark bu iki sınıftakilere önce Allah celle eclalühe muhabbet dersleri veriliyor, ardından o sevdiğimiz şeylerin hepsini bize veren Allah celle celalühün kitabı ve bize olan hitabının ne olduğu, aşk derecesinde sevdirdikten sonra O’nun elçi olarak gönderdiği Muhammed aleyhisselama muhabbet dersleri devam ediyor.

Sınıfta zil yok, teneffüs yok, çünkü boşa alınıp verilen her nefesten sorulacağız inancı var.

Sınıfta sonsuz özgürlük var.

Sınıfın bir köşesinde soğuk su ve çay var.

Dileyen her an kalkıp içebilir.

Abdest tazelemeye gidebilir ama dersi kaçırmama gayreti onu hızlandırır.

Aynı gün hafızlık çalışması bitince, sünneti seniyyeyi öğrenmek ve öğrenileni yapmak için hadis dersinde Riyazu’s-Salihıyn okunuyor.

Hadis dersinde bir yorgunluk olduğunda, Arapça dersine geçiliyor ve böylece beyin dinlendirilmiş oluyor.

Rabbimizin:

“O halde bir işi bitirince hemen (başka işe) sarıl.

Ancak Rabbine rağbet et.” (İnşirah süresi ayet 94/7-8)

Talimine kulak verip eğitimi ona göre yapıyor.

Okulun müdürüne iki ayrı dersin öğrencileri arasındaki farkı sordum, iki özellik söyledi:

Bir: Eski şekilde ders gören sınıfın hocaları da öğrencileri de zil sesiyle ferahlıyorlar;

Yeni sınıftakilerin zili yok ama dersten geri kalmamak ve o haz ve lezzetten mahrum olmamak için derse devam ediyorlar.

İki: Öğle namazlarını kıldırmak için o iki yüz elli öğrenci için bütün hocalar gayret gösterirler ama senin arkadaşın öğrencileri için hiçbir çalışmamız olmadı, hepsi uyarı almadan namazlarını kılıyorlar” dedi.

İllerimizden birinin imamlarına konuşmak için gittiğim bir ilde, Milli Eğitim’de yetkili biri de o ilde imiş ve benim imamlara konuşmamdan sonra öğretmenlere de konuşmamı istedi ben de konuştum.

Proje imam hatibin salonunda konuştuktan sonra hafızlık öğrencileri ziyaret ederken Milli Eğitim’den olan da yanımdaydı.

Bayan hocaya sordum, “Kaç yılda hafız olabiliyorlar?” dedim, “Üç seneye göre ayarladık” diye cevap verdi.

Konya’dan bu imam hatibe yeni tayin olan öğretmene o benim arkadaşı tanıyıp tanımadığını sordum, “Tanıyorum” dedi.

Milli Eğitim’den gelen yetkiliye, “Bu öğretmen benim anlatmak istediğim metodu biliyor, ona göre hocalık yapsın” dediğimde Konya’dan gelen, “Efendim, başarılı olduğu kesin ama hiçbir kurala uymuyor” dedi.

Kuralsızlığa kural demişler,

Asıl kuralın hakkını yemişler vesselam.

Kural başarı içindir.

Başarısız olan kural, engelden başka bir şey değildir.

Yarın devam edeceğim.