Ankara-Moskova arasında patlak veren uçak kriziyle

birlikte Türkiye ye yönelik Ortadoğu Seddi Projesi ne hız kazandırıldığı

görülüyor. Putin in krizi sistematik olarak tırmandırmasının ve uzlaşmaz görüntüsünün

altında da sanki bu plan ve niyet yatıyor. Durum öyle ise, daha önce BOP

kapsamında gündeme gelen bu projede saflar boyutuyla at izi it izine karışmış

demektir.

Bu husus, aynı zamanda Türkiye nin işinin hiç de kolay

olmayacağı anlamına geliyor. Eğer Ankara süreci iyi bir şekilde yönetemez ise,

çifte tehdit ile karşı karşıya demektir. Ankara nın atacağı yanlış bir adım,

Türkiye yi hem Direnç Cephesi hem de Atlantik Cephesi ile eş zamanlı olarak

karşı karşıya getirebilir. Dolayısıyla Akdeniz de boy boy sıralanan müttefik

savaş gemileri ve uçakların istikameti bir anda Türkiye ye yönelebilir.

Rusya ya karşı Türkiye nin bir güvencesi olarak ön plana çıkan askeri

hareketlenme hedef değiştirebilir. Nitekim bununla ilgili bir takım endişeler ve

uyarılar her fırsatta yapılıyor.

***

Bu bağlamda Suriye ye yönelik Türkiye nin

gerçekleştireceği olası bir askeri operasyonun boyutu ve hedefleri büyük ölçüde

belirleyici olacağa benziyor. Şu ana kadar ki mevcut tablo, Direnç Cephesi

ile Atlantik Cephesi nin Suriye Kürdistan ı (ve haliyle PYD/YPG) ve

Türkmenler noktasında aynı pozisyonda olduklarını gösteriyor.

Ortak oldukları bir diğer önemli nokta ise Türkiye nin

Ortadoğu ya çıkışını engellemek ve yeni yapılanmada diplomasi masasının dışında

tutmak. En azından Direnç Cephesi bunu Suriye ve Irak ta izledikleri politika

ile bir süredir ortaya koyuyor. Dolayısıyla, Rusya-İran ikilisinin Suriye

üzerinden öncelikli olarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu üzerinde etkili olmak,

akabinde ise Kuzey Afrika-Kafkasya-Orta Asya-Güney Asya hattında kendilerine

bir nüfuz alanı oluşturma gayretleri bile, mevzu Türkiye olduğunda göz ardı

edilebiliyor ve iki farklı cepheyi uzlaştırabiliyor.

***

Buradaki çifte standartlardaki paralellik de dikkatlerden

kaçmıyor. Türkiye yi Sünnicilik ile suçlayanların farklı mezhepçi politikalar

izlemesi ya da İslam dışı bir takım yeni akımları ön plana çıkartması bunun en

önemli göstergesi. Aynı şekilde, düne kadar Büyük Kürdistan Devleti oluşumuna

karşı çıkanların, kendileri dışındaki diğer ayrılıkçı Kürt hareketlerine

verdiği destek de bir diğer samimiyet sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu da

akıllara kaçınılmaz olarak Büyük Petro nun vasiyetindeki İran ile ilgili

maddeleri ve tarihsel süreçte Vatikan ın İran a yönelik izlediği politikaları

getiriyor.

Bölgede tarihsel kodlara dönüş adı altında nüfuz alanını

genişletmeye çalışan bu ülkelerin Türkiye içerisinde yürüttükleri bir takım

faaliyetler de dikkatlerden kaçmıyor. Özellikle son yıllarda İstanbul merkezli

Türk Alevilerine yönelik sinsice yürütülen ve tahammül sınırlarını zorlamaya

başlayan bir takım icraatlar, başta İttihad-ı İslam söylemi ve hedefi olmak

üzere hiçbir komşuluk, dostluk ilişkisi ile izah edilemez.

Irak Türkmenleri Modeli ile diğer Şii Türkler örneği,

Türk Aleviliği ile fazlasıyla karıştırılıyor. Eğer, bu hususta bir takım

ısrarlar devam eder ise, bu durum bumerang etkisi yapabilir ve icracı

ülke/ülkelerde tarihsel Türk hafızasının kimlik boyutunda farklı bir seyir

izlemesine yol açabilir.

***

İslam dünyasında birlik söyleminde bulunanların, Müslüman

ülkelerde yürüttükleri mezhepçi ve etnik temelli politikalar, ancak ve ancak

Sykes-Picot-Sazanov mantığı ile izah edilebilir. Bu da emperyalist bir kafa

yapısı ile eşdeğerdir. Bu durum, onları Sykes-Picot düzeninin bir karşıtı

değil, mantık zemininde yeni ortakları durumuna sokar.

Nitekim Atlantikçi Cephe nin (Batı bloğunun) Sykes-Picot

ile Türkiye nin bölgeyle irtibatını mayınlı sınırlar ve psikolojik duvarlarla

kesmeye çalışması yetmiyormuş gibi, son dönemde bir de başımıza Direnç

Cephesi olarak adlandırılan bir kesim çıkmış durumda.

***

Anti-Amerikancı bir duruş ile ortaya çıkan bu cephenin

İsrail i hiçbir şekilde hedef almaması, buna karşılık Türkiye yi ve zaman zaman

başka Müslüman ülkeleri hedef tahtasına oturtması ise, işin bir başka

trajikomik tarafı. Bu hususun tüm Müslümanlar tarafından sorgulanması

gerekiyor.

Diğer taraftan, Türkiye karşıtı Menfaat Cephesi nin bu

mantık üzerinde fazla gitmesi mümkün değil. Her birinin değerler-inançlar

boyutunda farklı bir geçmişe ve halk kitlesine sahip olması, bulundukları

zemini fazlasıyla kaygan yapıyor. O yüzden bir takım vasiyet ortaklıklarına

göre değil, İslam kardeşliğinin ruhuna uygun bir şekilde hareket edilmesinde

fayda var. Aksi takdirde, inşa etmeye çalıştıkları o seddin altında hep

birlikte kalırlar!