FETÖbaşı Amerika’da yayın yapan “Washington Post” gazetesine bir makale yazmış.

Washington Post elit bir yayın organı imiş,

Yalanlarla dolu bir makale orada nasıl yayınlanabilirmiş?

Haberi öğrendiğim gazeteci bu sorularla başlamış yazısına. Analizinde de iki noktanın üzerinde duruyor: Amerikalıların FETÖ’yü ya tanımadıklarının, ya da tanımak fiilinin işlerine gelmediğinin.

Bu ülkede, Mahmut Toptaş Hoca’mızın anlatımıyla “Kara bir gecede, Sultanahmet meydanındaki kara bir karıncayı gören Amerika” propagandası yıllarca yapılmış bir müttefikten, söz ediliyor.

Tanımadığı, tanıyamadığı veya tanıma ihtiyacı hissetmemesi Amerika’nın, tabiatına aykırıdır.

15 Temmuz’dan beri iadeyi gerçekleştirecek hukuk kurumlarına kolilerce dosyalar taşımasını hükümetin, kayda değer bulmamak da sayılmaz mı böyle bir iddia?

Evrak, belge, bilgi götürülmesi haberleri çok yazıldı o 15 Temmuz ihanet gecesinden hemen sonraki günlerde ve hâlâ devam ediyor bu durum:

“Şu kadar dosya, şu kadar koli içinde iletildi. Amerika’nın istediği yeni belgeler yeni dosyalarla gönderildi.” Gibi...

Sonra ne olduklarına dair o dosyaların, şöyle haberleri de okuduk:

“Amerikan Adalet Bakanlığı’nda bir ekip, FETÖ’ye ilişkin iade talebine cevap vermek üzere Türkiye’den gelen 85 kutu dolusu belgeyi tarıyor.”

Sadece bu bir cümlelik olmuş haber üzerinde duralım şimdi.

Amerika Adalet Bakanlığı’nda bir ekip...

Kaç kişi olduklarını bilmeyiz ama, o ekip elemanlarının ihtisas alanlarının Türkiye olduğunu herkes söyleyebilir. Hatta ileride Türkiye ile irtibatlandıracakları çok stajyer de vardır yanlarında.

O ekibin, Türkiye’den gelen koli koli dosyalardaki evrakları tarayarak Türkiye hakkında yeni öğrendiklerinin özetini çıkaracaklarını sanmak, çok fazla iyimserlik ya da Amerikancılık olur.

Biz ne yaptık, neyimizi ifşa ettik yahut açıkladık Amerika’ya koli koli evrak göndermekle?

FETÖ’yü ne kadar tanıyorsak, biliyorsak ve kayda almışsak onu ispata çalışmış olmadık mı?

Bunu neden yaptık?

Amerika’yı müttefikimiz ve devletimizin yanında olduğunu saydığımızdan, sandığımızdan...

İçimizdeki aman aman şunları şunları da koyalım kolilerin içine diyen teşvik unsurları ve elemanları şimdilik parantez dışı. Ama varlar mı? Hem de çok varlar.

Habere tekrar dönelim.

Türkiye’den gelen 85 kutu dolusu evrakı tarayan o ekip, kendi devletlerinin gücüyle ilgili neyi de öğrenmiş oluyorlar bizden?

Yaptıklarının ne kadarını bildiğimizi...

Amerika, bu testini bu kadar kolay ve ucuza maledebileceğini hiç düşünmüş müdür?

Biraz açalım buraları...

Daha önce yaptırdığı ihtilallerdeki parmağı, bir Dışişleri Bakanı’nın (Çağlayangil) demeciyle ve “Bizim çocuklar başardı” sevinç cümlesiyle sınırlı tutulmuş bir Amerika, elbette diğerlerinden farklı olan 15 Temmuz’un muhasebesine çok ihtiyaç duyacaktı. Hayal ötesi haberleşme ağlarının kullanıldığı yıllara erişmişti zira dünya.

Sahiplendiği bir terör teşkilatının kan dökerek devleti ele geçirmeye çalıştığı bir eylemin neresinde ve ne kadarında parmak izi bırakmışlardı? Testleri bu idi. Bunu öğreniyorlardı.

Haberin devamına da bakalım.

“Adalet Bakanlığı’ndaki incelemede, belgeler dikkate alınmaya değer bulunursa...”

Bu aşağılama ifadelerinin derisini kaldırdığınızda, evraka ve kanıta doymayan bir işkembe çıkar karşınıza. Biraz daha, biraz daha koli...

Tehlikenin devam ettiğinin farkında mısınız?

Bir “Gezi”de Amerika’nın FETÖ ile Türkiye’yi sınava tabi tutmasına tüm varlığıyla katkıda bulunmuş ve istemeden de olsa hâlâ ihanetin parçası olmaklıklarını kabul edememiş solcularımızın nefis Türkçe meraklarına gönderme yaparsak, biz de böyle derdik.

Tehlikenin devam ettiğinin farkında mısınız?

Kaçmaları, kendi akılları değildi. Vatan sevgileri yoktu, her toprağa uyum sağlayabilirlerdi ama, kaçak olmanın alçaklığı genlerine çok önceden işlendiğinden hiç biri rahatsız olmadı. (Sığınmacılarla, mültecilerle, muhacirlerle karıştırılmamalı bunlar. Bir felaketin yönlendirdiği, mecbur ettiği sığınmacılarda, mültecilerde ve muhacirlerde vatan hasreti, vatanının insanına hasreti hep vardır ve uzaklaşıldıkça artar bu.)

Sizin gönderdiğiniz evraklardaki bilgilerle bir daha eğitime tabi tutulduklarını bir düşünün, iadesini istediğimiz bu kaçakların?

İşte bakın! Nerede yanlış yaptığınızı belgelemiş Türkiye... Size makale yazdırmak ne ki? 

Tehlike devam ediyor!

Halbuki,

“15 Temmuz kalkışmasının altında sadece F.Gülen hareketi yok, ABD’nin kendisi de var” diyen bilge siyasetçi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu dinlemek veya böyle gerçek ve doğru fikirleri olan bu ülkenin siyasetçilerini dinlemek, neden çok zoruna gitti “koli”ci sorumlularımızın? Anlamak zor!

“Papazımı istiyorum”dan başka evrak vermeyen Amerika’ya katkılarımız değil bir üzüldüğümüz yer. Kaybettiklerimiz çok fazla.

Hem de ellerimizle teslim etmişizdir...

Baba mirasına konmak, sayılsın

AKP iktidarı gazetecilerinin, yerdekiler ve havadan inmeyenler dahil, Erdoğan projelerini ve başarılarını ve partisinin aklanmış işlerini yazmak görevlerinden sonra sürekli yaptıkları bir eğlenceleri de var: CHP’ne genel başkan bulmak.

Sanıyorlar ki teklif ettikleri her isim, sağ seçmen nazarında itibar kaybına uğrayacak. AKP’ye uzak duran çoğu kişiyi, kendi cesaretleri olmadığından, Aydın Doğan istiyor diye hâlâ, Egeli şivesiyle söylersek, yazıp durular.

Bu tür yol göstericiliklerini, Kartel patronunun şahsında İstanbul sermayesini saklama girişimi olarak anlamak, doğru anlamaktır.

Zira onların (Kartelin) 28 Şubat’tan tescilleri vardır. Bir partiye “baş”tan ziyade, devlete Çevik Bir gibi bir “baş” vermek faaliyetleri dolayısıyla...

İlanlarını görmedik ama, CHP kendine bir genel başkan arıyorsa, onlara yardımcı olmak bize de düşer. 1973 yılında bu ülkeye hizmet etmiş MSP-CHP şanlı koalisyon günlerini yaşadığımızdan bir, yüzde 49’da bizi birlikte sayan iktidarın çok bilmişlerine rağmen iki.

Ahmet Özal, CHP’ye genel başkan olsun!

O da böyle bir ışık görmüş olmalı ki, bir tv kanalında ayarlandığını beyan etmiş, ayarlanmış bir özel röportajla.

Neler mi demiş?

“Bilgi ve birikimimle Türkiye’ye katkım olur.” Demiş öncelikle. Birikim konusu babasının gününden beri zaten dillerde idi. Yatırım yapmaya niyeti var galiba. Tekrar medya patronu olmak hayali ve tekliflerinden de söz ettiğine göre...

Bilgi dediği ne ola ki? Ahmet Özal hangi bildiklerini bilgi sayıyor? Gibi soruları olanları da cevaplamış. Görebildiklerimizi sıralayalım.

Ailecek Trump’un evinde yemek yemişler. Hem de düşünün 20 dakikaların çok ötesinde bir zaman dilimi vurgulanıyor. Bush’un montunu giymiş babası vefat ettiğinden, annesini tanık gösteriyor. Herhalde Trump da inkar etmez sorulduğunda...

Erdoğan giderse AK Parti’nin ancak yüzde 5 alabileceğini söylüyor ki, CHP cephesinin ağzın bal yesin diyeceği bir bilgidir bu da...

Türkiye 2017’den sonra ekonomik olarak ciddi bir sıkıntıya girebilir, bilgisini de özellikle ifşa etmiş ki, bu aynı zamanda, beni takip edin, ben birikimimle nasıl faydalı oluyorsam, yani nereye yatırım yapmışsam, siz de yapın, demektir. Kumbarası olan CHP’liler daha ne isterler?

Bu ön açıklamalarından sonra gelelim Ahmet Özal’ın hayalinde yatan ve sadece bizim anlayıp, yapacağımız allama ve pullama (PR) girişimine...

Kendisini bu göreve o kadar hazırlamış ki, neredeyse Atatürk’ten sonraki adam rolünü üstlenmek üzere.

“Atatürk bu partiyi kurduğunda 6 okla kurmuştu. Buna bir 7’nci oku ekleyin ve o da demokrasi oku olsun.”

Eksik tamamlıyor Ahmet Özal. Bir ok daha olsa milletin bağrında, kim dayanamayacağını iddia edebilir.

“CHP gibi partiler misyon partileridir.” Demesini de CHP’yi çok iyi tanıyor, biliyor diye yorumlamalı insanlar. “Gibi partiler” kelimelerini kullanması tevazusundandır; küçük dağları aklına gelmemiştir böyle söylerken, inanmak lazım.

“Davet gelmedi. Bu saatten sonra davet gelse kabul ederim.” De diyor Ahmet Özal. Bu kadar nazdan uzak bir genel başkan adayını CHP kaçırmamalı diyoruz biz de ve ilave ediyoruz: Merhum babası, CHP’ye İsmet Paşa’dan biraz az hizmet etmişti.

İsmet Paşa’nın önünde hazır bir CHP vardı. Ahmet Özal’ın merhum babası ise, K.Evren ve arkadaşlarının kapattığı ve devletin malvarlığını tekrar devlete aldığı CHP’yi yeniden diriltmiştir.

Ahmet Özal’ın merhum babasının bu hizmeti nedense hiç övülmedi, Özal hanesine artı olarak yazılmalı. Tıpkı K.Evren ve arkadaşlarının o hizmetinin gözlerden saklandığı gibi... (Geleceğin sosyologları alın işte, size hazır bir konu...)

Özel birikimli ve 7’nci oklu Ahmet Özal’ı CHP’ye genel başkan yapalım teklifimiz lütfen ciddiye alınsın. Akşam pazarıdır ve bu indirimli, pardon Trump’la yemek yeme birikimli fırsat bir daha ele geçmeyebilir. Trump’la AVM ortaklı kartelci, bunu sana söylüyoruz yani..

Özümüz ve sözümüz doğru

Çok cumartesilerden sonraki günlerde telefon edip, rahatsız etmiyorum ya diyerek bize ve gazetemize uzun cümlelerle dualar edenlerimizdendi Faruk Özüdoğru. Okuyucumuzdur demem az gelirdi, onun 80’den sonra başladım dediği mücadele hayatının destansılığını (her Milli Görüş neferi gibi.) anlatmaya.

Gazetemizi ziyaret etti Şerafettin Kılıç başkanımızla. Görüştük ve gönendik. Anlattıklarından bir anekdotu Adnan Öksüz’ün müsaadesiyle yazmak düştü bize.

“Bir Yahudi kasap tanıyordum. Abone olduğu İbranice gazeteyi ambalaj malzemesi olarak kullanmasının sebebini sordum. Burada okuma fırsatım yok. Ama bu gazete yaşamalı diye alıyorum. Ola ki paketinde kullandıklarımızdan bazılarının da merakını çeker, araştırırlar hem de.”

Bizim gazetemizin okunmayı ve daha fazla insana ulaşmayı hakedenyegane gazete olduğunu anlatmaya bu misaliyle başlayan Faruk Özüdoğru’yu ben bu kadar yazabildim. Devamı Adnan Öksüz’den okunsun, cümle Millî Gazete aşıklarına selam olsun, efendim.

Ankara’nın metrosu devşirmenin forsu

“Hep diyorum, yine söyleyeceğim:

Bu Melih Gökçek benimle uğraşmak için harcadığı enerjinin çok azını Ankara’ya metro yapmak için harcasaydı...

Ankara Metrosu, Tokyo Metrosu’nu sollardı.”

Ünlü Devşirme böyle yazmış.

Bu ne gurur, kibir; bu ne benlik iddiası gibi bir cümle kurmayacağım. Ona yakışıyor demek de bana yakışmaz.

Bu bir kendini ihbardır diyorum. Eskilerimizin sirkatin söyler dediğinin canlı ve belgeli örneği. Hukuk insanlarının ilgi alanına girip girmeyeceği de benim konum değil.

Konumuz, Ankara’ya metro yapılmasını kimin engellediği sorusunun cevap bulmasıdır.

Sıradan bir öğünme... Devşirme insanı kendini överken, muhatabına bir paye vermekten de geri durmuyor.

Enerjili insan Gökçek... Üstelik benimle uğraşacak seviyede biri. Demeye çalışıyor işte.

Mesele, böyle sanıldığı gibi basit değil. İtirafı iyi okumak gerek. M.Gökçek’in harcadığı enerjinin çok azı metro yapmaya yetiyorsa...

Ankara’ya neler neler kaybettirmiş kartel, bir Devşirme’siyle uğraşmasını sağlayarak...

Hukuk insanlarına burdan bir iş çıkarsa, bu da bizim vatana bir hizmetimiz sayılsın.