Öyle bir cuma yaşadık ki, gerçekten önemliydi. Eurolig final dörtlüsü karşı karşıya geleceklerdi basketbol salonunda... Orada birinci maç oynanırken, Arena›da da Galatasaray, eski hocası Hamzaoğlu›nun karşısına çıkıp üçüncülük mücadelesi verecekti.
İşe sonundan başlayalım. Çünkü o tarafı çok mu çok önemliydi. Yunan Olimpiakos favori CSKA’yı yerle bir etti. Yani finale adını yazdıran ilk takım oldu. Sonrasında bizim Fenerbahçe çıktı sahneye... Rakip ismi büyük ama özellikle de hocası zayıf Real Madrid idi. Hatta iki takım arasında öylesine büyük fark vardı ki, sormayın gitsin. İşte burada takımın ismi, tarihi özellikleriyle İspanyol ekibi korku veriyordu. Ama bendeniz bundan neredeyse altı ay önceden beri Fenerbahçe basketbol takımının bu kupayı kazanacağını iddia edip yazmıştım. Bu Real Madrid’in kadrosu bana göre sadece üç kişilikti. Ama Fenerbahçe neredeyse salona çıkardığı 12 kişiyle oynayabiliyordu. Bu büyük fark kenardaki hocaların arasındaki dev farkla daha da büyüyerek sahneye konulacaktı. Hele hele Real’de bir 7 numara vardı ki, idmana bile alınamazdı. Maçı birlikte izlediğim eski Tercüman Gazetesi dostlarıma “En az 10 sayı farkla biter, içiniz rahat olsun” dedim. Sonunda bir sayı yanıldım ama bütün basketbol dünyası Fenerbahçe basketbol takımının gücünü gördü. Fenerbahçe›de Vesely ve Udoh hariç bütün oyuncuların şut sokabilme özellikleri var ki, bunu bu sezon hiç bir takım görmedik. Pota altını koruyalım derken uzaktan yıkılabiliyor takımlar... Şimdi CSKA beklenirken Olimpiakos rakip oldu. Şayet final heyecanı kafaları karıştırmaz, ayakları dolandırmaz ise Fenerbahçe rahatlıkla şampiyon olur. Bir de futboldaki gibi hariçten gazel okuma bu branşın erkekler kısmında yasak olduğuna göre, kupa geliyor demektir.
Sonra geriye dönelim. Galatasaray, Osmanlıspor karşısına benim geçen hafta yazdığım ve ekrandan söylediğim doğruyla çıktı. Yani Podolski değil Eren vardı takımda... Demiştim ki, maden Podolski gitti, neden son maçlarda Eren ilk on bire girmiyor? Girmişti bu maçta. Ama bu defa sakatlık yakasına yapıştı ve yerini yine Alman’a bıraktı. Tudor nasılsa son maçlarda dörtlü savunmaya sıkı sıkı bağlı kalmaya başladı. Yani doğruyu ya buldu, ya da birileri kulağına fısladı, veyahut da basındaki bazı isimlere kulak vermeye başladı. Josue yerine Tolga vardı ki, bu bir yerde Ali-Veli meselesiydi. Sneijder ve Sinan’ın golleriyle 2-0 kazanılan maç sonrası Galatasaray maç fazlası ile üçüncülüğe çıktı. Orada kalır mı bilemem ama Tudor şimdilik bazı gerçeklerle kol kola görünüyor. İnsanlar bazen böyle de ders alabiliyor ve sınıf geçmeye aday olabiliyorlar...