Sosyal medyada geçmişteki bazı vatandaşlarla yapılan röportajları dinliyorum…
Açık konuşayım…
İnsan üzülüyor.
Çünkü yıllarca bu millete sadece umut satılmış.
Öyle sıradan seçim vaadi de değil…
Adeta bir masal dünyası kurulmuş.
Bakın şu diyaloğa:
SPİKER:
“Nasıl fiyatlar amca?”
VATANDAŞ:
“Vallahi Allah devletimizden de milletimizden de razı olsun diyeceğim, başka bir şey diyemem.”
SPİKER:
“Bak, fiyatlar kötü…”
VATANDAŞ:
“Vallahi kurban, benden yana bir sıkıntı yok genel olarak. Ama tabii ister istemez biraz yükseklik var.”
SPİKER:
“Evet…”
VATANDAŞ:
“O da kimin elinde? Bunları Tayyip Erdoğan yapmıyor. Doğru mu?
SPİKER:
Bunları kim yapıyor abi?”
VATANDAŞ:
“Dış güçler…”
Reise 2023’ü kazandırmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Çünkü 2023 bizim neyimiz biliyor musun? Sigortamızdır, kurtuluşumuzdur.
Altını çıkaramıyoruz, gümüşü çıkaramıyoruz, petrolü çıkaramıyoruz… Çünkü anlaşmalar var. Lozan’daki gizli anlaşmalar engel oluyor.
Ama Rabbime hamdolsun, şükürler olsun; 100 seneyi tamamlıyoruz. Bu 100 sene bittiği an dış güçler elini çekecek, bizimle uğraşamayacaklar.
Bak bugün mazot 22 lira olmuş.”
SPİKER:
“Ama 2023’ten sonra 3 liraya düşecek diyorlar.”
VATANDAŞ:
“Ben inanırım. Çünkü petrol bulduk, altın bulduk, gümüş bulduk… Her şeyimiz var. Ama işleyemiyoruz. Niye? Yasak var, anlaşma var diyorlar.
İsmet İnönü imza attı diyorlar… Musul da Kerkük de bizimdi, tekrar alacağız diyorlar. Çünkü 100 yıllık kullanım hakkı meselesi varmış.”
SPİKER:
“Aynen, aynen…”
VATANDAŞ:
“Masada verdik, masada da alacağız Allah’ın izniyle inşallah…
Bak, Suriye’den insanlar geldi, başka yerlerden geldi… Peki bizim gidecek yerimiz var mı? Yok. Kimse bizi kabul etmez.
Biz dünyanın lideriyiz… Müslüman olarak değil, Türk olarak. Turan devletini kurduk, o yüzden Amerika da Almanya da bizden korkuyor…”
İşte yıllarca millete anlatılan hikâye buydu.
2023 gelecek…
Her şey değişecek…
Petrol çıkacak…
Mazot düşecek…
Dış güçler çekilecek…
Türkiye şahlanacak…
Peki şimdi soruyorum:
2023 geçti…
Üzerinden üç yıl geçti…
Ne değişti?
Mazot 3 liraya mı düştü?
Hayır.
Hayat ucuzladı mı?
Hayır.
Vatandaşın alım gücü arttı mı?
Hayır.
Lozan’ın gizli maddeleri diye anlatılan şeylerden tek bir resmî belge çıktı mı?
Hayır.
İşin daha da ilginç tarafı şu…
Bugün her olumsuzluğu “dış güçlere” bağlayanların unuttuğu bir şey var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2002 yılında aslında çok önemli bir tespitte bulunmuştu.
Şöyle diyordu:
“Şimdi tabii bizde bir alışkanlık var. Ülkede başımıza ne zaman bir sıkıntı gelse hemen ‘dış güçler’, ‘yabancılar’, ‘şunlar bunlar’ deriz. Hatta onlara türlü türlü isimler de buluruz.
Sonra deriz ki:
‘Bu yüzden ayağa kalkamıyoruz…’
‘Bu yüzden kalkınamıyoruz…’
‘Bu yüzden birlik ve beraberliğimiz bozuluyor…’
Elbette dünyada çıkar hesapları vardır. Devletler kendi menfaatleri için mücadele eder. Bu doğrudur.
Ancak ben her şeyi sadece buna bağlamaya katılamıyorum.
Çünkü eğer sizin bünyeniz güçlü ve sağlamsa, dışarıdan gelen hiçbir olumsuzluk sizi kolay kolay yıkamaz.
Hukukunuz sağlam ise…
Ekonominiz üretime dayanıyorsa…
Adaletiniz ayaktaysa…
Liyakat varsa…
Ahlak varsa…
Hiçbir dış güç kolay kolay size zarar veremez.
Asıl mesele, içerideki zayıflıklardır.
Çünkü sağlam bir bünyeyi en büyük mikrop bile çökertemez.
Ama bünyesi zaten zayıflamışsa, küçük bir etki bile büyük krizlere yol açar.”
Aslında bu sözler çok önemliydi.
Çünkü gerçek kalkınma;
komplo teorileriyle değil,
güçlü kurumlarla olur.
Sadece sloganla değil,
adaletle olur.
Sadece hamasetle değil,
üretimle olur.
Ama buna rağmen yıllarca insanlar ekonomik sıkıntılara sabretti.
Çünkü hep “biraz daha bekleyin” denildi.
Her seçim “son viraj” oldu.
Her kriz “dış güç operasyonu” oldu.
Her problem “Türkiye yükseliyor, o yüzden saldırıyorlar” diye anlatıldı.
Ve böylece gerçek problemler konuşulmadı.
Üretim konuşulmadı.
Adalet konuşulmadı.
Liyakat konuşulmadı.
İsraf konuşulmadı.
Ekonomik yanlışlar konuşulmadı.
Çünkü sürekli büyük bir “umut hikâyesi” anlatıldı.
Ama hayat propaganda dinlemiyor.
Market fiyatı propaganda dinlemiyor.
Kira propaganda dinlemiyor.
Elektrik faturası propaganda dinlemiyor.
Vatandaş artık slogan değil, gerçek görmek istiyor.