Biz Müslümanların seçim sonuçlarını; Enfal/53, Rad/11, Taha/124, Nahl/112, Nur/55, Hud/116, 117 bu ayet-i kerimelerin ışığıyla değerlendirmemiz gerekir. Anılan ve benzeri ayetlerin verdiği mesajlar:

*Layık olduğumuz şekilde yönetiliyoruz.

*Biz kendimizi değiştirmedikçe -iyiye veya kötüye- Allah Teâlâ da bizi değiştirmiyor. (Enfal/53, Rad/11)

*Hayat Kitabımızın hayat veren hükümlerini, emir ve yasaklarını, ilkelerini, ölçülerini, değerlerini terk eder/yüz çevirir, başka yollara saparsak, bunun karşılığında Allah Teâlâ bize “dar” (sıkıntılarla dolu) bir hayat verir. (Taha/124)

*Güvenli, huzurlu ve refahlı bir güzel hayat için, toplum olarak şükür/itaat yolunda olmamız gerekiyor. Nankörlük/Allah’a itaatsizlik hallerinde ise bizi geçim darlıkları ve korkular kuşatır... (Nahl/112)

*Rabbimizin vaadi var: Şayet sahih iman ve salih amellerde olursak, bize geçmişte olduğu gibi, yeryüzünde izzet, egemenlik ve güven ikram eder... (Nur/55)

*Kur’an ve Sünnet’ten yüz çevirirsek/Allah’a ve Resulü’ne muhalefet edersek, zilletten kurtulamayız. (Mücadele/5, 20)

*Geçmişteki kavimlerin; yöneticilerin bozgunculuğuna “akıl ve erdem” sahibi kimselerin engel olmamaları nedeniyle, helak edildiği uyarısı yapılıyor. (Hud/116)

*Toplumda “ıslaha çabalayanlar oldukça, toplumun helak olmayacağı” bildiriliyor. (Hud/117)

* “Marufu emir, münkeri nehiy” ve tevbeler oldukça toplum helak olmaz.

“Haksızlığa elinizle, dilinizle, kalbinizle karşı çıkın.” “Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır.” “Cihadın üstünü, zalime karşı hakkı söylemektir.” “Her toplum neye layık ise o şekilde yönetilir.” (S.A.V)

“Din nasihattir (yöneticilere de)”. (S.A.V)

Hayat rehberimiz/örnek ve önderimiz Resulullah (S.A.V), bu gerçeği ne güzel özetlemiş, bildirmiş: “Halkı doğrultan da, yamultan da iki zümredir: Ulema ve umera...” “Halk, yöneticilerin (bu iki sınıfın) dini üzerinedir.”

*Siyasilerimizi yanlışlarında uyaracak, nasihat edecek “hocalara” ne kadar muhtacız. Ne yazık ki, çoğunun iktidarların yanlışlarına kör, sağır, dilsiz olabildiklerini esefle gözlemleyebiliyoruz. O durumda iktidarların tüm veballerine/sorumluluklarına da ortak olmuş olmuyorlar mı? Bize düşen de dinimizi doğru ve yeterli öğrenerek, öncülerimizin bizi yanıltmasına, şaşırtmasına karşı tedbirli olabilmek...

Yoksa “kayıtsız şartsız” onlara teslimiyet, bizi onları “rabb” edinmeye/şirke/ateşe kadar götürebilir?! (Tevbe/31) Bilmemek mazeret değil ki?!

Haydi öyleyse, lehimize ve aleyhimize olan şeyleri öğrenmeye ve yaşamaya... Ulemaya ve umeraya rağmen de...

*Siyasetçiler/yöneticiler bize İslam’ın parçalanmış bir kısmıyla yetinmemizi, idare etmemizi istiyorlar. Onlar “bölünmüş dini” bize benimsetmekten vazgeçmeliler.

“Hayra çağıran, marufu emreden, münkeri nehyeden bir zümre!" olsun. (Âl-i İmran/104) “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin. ”(Âl-i İmran/103) “Allah’ın hükümleriyle hükmedin.” (Maide/49-50) “Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder; fuhşu, zulmü/zorbalığı/azgınlığı yasaklar...” (Nahl/90)

“Hak ile batılı karıştırırlar, hakkı gizlerler.”

“Islah ediyoruz diyerek, ifsad ederler...” (Bakara/11)

“Bozgunculuk yapar; harsı ve nesli ifsad ederler...” (Bakara/205)

“Namazı, zekâtı ifa ile marufu emredin, münkeri yasaklayın” (Hac/41)

“Adaletle hükmedin” (Nisa/58)

“Dini (hükümleri doğru) ikame edin/uygulayın, ihtilafa düşmeyin. (Şûra/13) vb. emirlerin muhatabı “ulema ve umera” değil mi?

Bu seçimde de; halkın iradesi üzerindeki etkili ve yetkili kişiler, kurum ve kuruluşlar, STK’lar, vakıf, dernek, cemaatler... özetle; egemen siyasetçilerimiz ve hocalarımız (ulema, umera) egemen küresel zulüm düzeninin bir parçası olan mevcut düzenin, kısmen de olsa, değişimine izin vermedi. Düzenden, işleyişinden bu iki sınıf sorumlu. Düzenden halkı razı eden, benimseten, onlara bu zulüm düzenini seçtiren, onaylatan da bu iki zümre... “Halk zaten bir şey, hele siyaseti bilmez.” Onlara tabi olarak hareket eder. Onlardan/bağlı oldukları siyasetçilerden, hocalardan, kanaat önderlerinden daha iyi bilecek değiller ya?! Hem onların bir bildiği, bizim bilmediğimiz nice hikmetler, maslahatlar vardır, belki de?! Nerdeyse yüz yıldır, resmen Batı hukuku, siyaseti, istikameti, medeniyeti (çağdaşlaşmak hedefimiz yok mu ki?! Her şey de o istikamette olmalı. Bu nedenle AB hukuku, kriterleri, ilkeleri, değerleri ile ABD/Siyonist siyaseti) sürdürülüp gidiyor... Anayasanın da üzerinde AB Anayasası, mahkemelerin de üzerinde AİHM.) Yaşasın bağımsızlık, egemenlik?! Egemenlik ne halkta ne de Hakk’ta... AB, ABD’de... Arkada uluslararası sermaye/ siyaset/egemenlik sahibi bir Siyonist grup... Dünyayı düzenleyebiliyor. Biz de bunun parçalarından biriyiz.

28 Mayıs’taki seçimde kurulan tüm kumpasları, tezgâhları bozmasını, kuranların ayaklarına dolanmasını, Rabbimizin lütfundan diliyoruz. İnşaallah barış içinde güzel/hayırlı bir sonuç ortaya çıkar, vesselam.