Bugün dünya küçük bir köy haline gelirken belki de
çatışmaların bu kadar artmasında ana etken olarak iletişimin yaygınlaşmasını
gösterebiliriz. Çünkü iletişimin artması, daha çok çatışmanın ortaya çıkmasını
sağladı. Mesafelerin kısalması bir yakınlaşma sağlamadı ancak
yabancılaşmayı körükledi. Bu durum da insanların, toplumların içine
düştükleri yeni kutuplaşmaları, ayrışmaları artırdı. Ve açığa çıkan kapitalist
vahşetin mendebur yüzünü ve onun acı reçete olarak ortaya koyduğu sahte
barış-özgürlük söylemini, ne kozmetik dünyası ne de onun makyözleri kapatamadı.
Kelimeler ikircikli, davranışlar riyakâr. Reel politik denen saçma bir söylemin
yok ettiği hudutlar, insanı ahlaktan ve öte dünya korkusundan uzaklaştırdı.
İnsan ruhunu kemiren ağır bencillik hali, kadim olan ne varsa alıp götürdü.
Algı bombardımanına açık hale getirilen modern zaman insanı, fan , taraftar
olmaktan öteye gidemedi. Beğenileri, ilgileri, heyecanları, hüzünleri anlık
olarak tayin edildi. Ruhu ise dünya zindanında, cinnete doğru hızla koşuyor.
Etrafını saran acı, korku gün gün taze tutuluyor. Adeta her yeni gün, yeni bir
yaranın kabuğu açılıyor ve kanamaya bırakılıyor. Vahşet mesafe tanımıyor. O kadar hızla yön değiştiriyor ki insan karar
kılamıyor. Kararsız, amaçsız, şuursuz bir hale bürünüyor. İşte bu durum
tüketimin fitilini ateşliyor. En çok tüketilen ise insan oluyor.
Küresel kapitalist düzenin pazarında en çok, en kolay
insan tüketiliyor. Bütün tüketim mottosu ise mutlu bir an oluyor. Zihni,
gönlü mengene ile sıkıştırılmış, korkudan sindirilmiş insan için en önemli
zaman dilimi, kendisini mutlu hissedeceği bir an oluyor. Şiddet sarmalında
yaşamaya çalışan insanın kendine ve çevresine yabancılaşması şiddeti ortaya
çıkaran duyguların daha çok körüklenmesine sebep teşkil ediyor. Doğası
değiştirilmiş insan, asabi ve nefret yüklü bir hale geliyor. Bu durum, ruhu
tıraşlanmış insanın haz duygusunu başkalarının felaketi üzerinden yaşamasına
yol açıyor. Bütün katiller, bütün
katliamlara sebep olanlar; başkalarının umutlarının tükenmesi, yaşama
haklarının ellerinden alınması ile kendilerini gerçekleştiriyor. Onların
dünyaları, dünyanın geri kalanının mutsuzluğu, umutsuzluğu ve tükenmeleri
üzerine kuruludur. İster Suriye de ister Afganistan da ister Sultan Ahmet te,
Diyarbakır da, Paris te, Libya da, Gazze de patlasın bomba Patlamaların
ardından yüzlerinde beliren ifade hep aynıdır. Dünyanın geri kalanı isterlerse
alet olan ile uğraşsınlar, isterlerse de jeopolitik, analitik, stratejik
çözümler üretsinler katillerin yüzlerindeki ifade değişmez. Onlar hep çözüm
için ortaya çıkarlar ve bir yarayı yeni açılan bir yara ile örterler. Çünkü
onları oluşturan şey; yalın , saf nefrettir. Kıskançlık ve hırs onların
yakıtıdır.
Nihayetinde günümüz insanı için, hedef şaşmış ve küçük
oyalanma alanları ihdas edilerek dar bir cendereye mahkûm edilmiştir.
Kapitalist sömürüyü hedef olmaktan çıkartınca geriye yapay hedefler koyarak var
olan bütün alternatif enerjiyi ya radikalizme ve şiddete ya da aptalca
taassuplara yönlendirerek varlığını perçinliyor. Bugün bütün garipler, bütün
yetimler ne emperyalizmden ne ırkçı şovenizmden ne de Siyonizm den şikâyetçi
olmuyor. Varsa yoksa birbirlerinin farklılıklarından şikâyetçi oluyorlar.
Birleşmek, direnmek için çalışmak yerine küresel sistemi daha çok tahkim edecek
adımları atıyorlar. Küçücük menfaatler için koskocaman umutları heba ediyorlar.
Oysa özelde İslam dünyası için İman bir mihenk noktasını teşkil etmeli.
Genelde de bütün mazlumlar için göğe yükselen Ah! birlikte hareket etmek için;
adalet, merhamet, ahlak, saygı ve
şefkati tesis ettirmek adına yeter bir harçtır. Şairin dediği gibi İyilerde ne
inanç ne umut kaldı artık/Oysa kötüler coşkun, kabına sığamıyor. Ümidi
ezmeden, kötülere ve kötülüğe fırsat vermeden Agâh Olalım! Hoşça bakın
zatınıza
TAŞ GEMİ
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
otobüsler olacak, trenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet
şehirleri
saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim
çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.
gideceğim en eski öykümde devlet denen şirk yazacağım
göz bebeklerimde kent gördükçe kırılan gıçlar,
ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
bu çağın açısını dik tutacaklar. (Ah Muhsin Ünlü,
Mıknatıssız Pusula)
Not: Bu hafta müziğimiz Nedim Aslan ın Cengiz Özkan Ve
Muharrem Temiz in seslendirdiği Uyur İdik Uyardılar türküsü. Bazen söz, bazen
müzik bazen hal hepsi üst üste gelir. Parçayı her dinlediğim de Agâh Olun!
emrini hatırlarım. Yürek, hızla akıp giden modern zamanın albenisinden sıyrılıp
seri teslim edeceğini hatırlar ve ürperir. Modern in tüm çağrısına karşı bir
duruş, bir tavır vardır. İnsan olmanın, insan kalmanın notalara dökülmüş
halidir. Eve, kendine dönmenin, dolu dolu akan gözlerin nağmeleridir. Dost,
yüreğidir belki de
Bize Kadar
1- Dile kolay 44 yıl İbrahim Veli nin, nefis tespitiyle bir kez daha ifade edelim Sadece
konjonktüre yenik düşmeyenler milli dir. Milli Gazete, yolda olmak, yola
adanmaktır.
2- Kürsülerden Turgut Cansever in diliyle haykırsa bir
ses ve Estetik, ahlakın bir parçasıdır. Ahlak da inancın bir parçasıdır. İşte
o zaman arsız beton yığınlarının arasına vicdanını gömen müteahhitler ile kısa
yoldan köşe dönmeyi salık verenlerin yüzüne en estetik darbe inmiş olur. Neden
Önce Ahlak ve Maneviyat gerektiği belki anlaşılır.
3- Yusuf Yalanız dan, İman, kıymetli olanı aşikar eyler.
İrfan, aşikar olanı imar eder. Hikmet, imar olanı kıymetli eyler.
4- Yusuf Karaağaç tan, Fetih; iman ve irfan sürecidir.
İrfan, İmanın dışa vurumudur.
5- T. Angelopoulos un, kahramanına söylettiği repliği,
Sınırı geçtik ama hâlâ buradayız. Evimize varana kadar daha kaç sınır
geçeceğiz Her gün kendime soruyorum.
6- Ah! Bakılması gereken yere bakmıyor insan. İyilikte
sadece kendinde olanı, kabahatte hep ötesindekini görüyor. Görmek istiyorsan
şayet; gözlerinin, gönlünün perdelerini açıver.
7- Dostlarına ikram et. Güzel bir yemek yap. (Kuru
fasulye olabilir.) Güzel bir film seç, zamanı durdur. Ya da Güven Adıgüzel in
Perilerin Dili kitabını al ve arkadaşlarına hediye et. Okuduğun kitapta en sevdiğin
bölümü sosyal medyada paylaşma, arkadaşlarınla bölüş.
Dağarcık
Doğu adamının, gerçek mü min ve muvahhid kişinin
bunalımı olmaz, diyorum. Dünyada yerinilecek ve sevinilecek bir şey yoktur. Ve
bizim hüznümüz yalnızca Allah adır. (Fethi Gemuhluoğlu)
TEKKE
Tabiatta karşılık tektir, o da adaletin (dengenin)
sağlanması için, aldığı kadarını vermektir. İlahi fiil ve olayların temel vasfı
lütuf olduğu gibi, tabi olaylarınki de adalettir. İlahi olan daima verir,
almaz; tabii olanlar ise aldığının karşılığını verir ve verdiğinin karşılığını
ister. O halde ilahi olan, lütufta adalet gözetmez. Tabii olan ise adaletten
şaşmaz. Alma ve verme konularında adalet ve lütfun dışına çıkmak zulüm sayılır.
İnsan ya ruhani-ilahi davranarak lütufta bulunacak ya tabii davranarak adil
olacak ya da tabii ve ilahi tavrın dışına çıkarak şeytani davranıp
zulmedecektir. (İbni Miskeveyh, Lezzet ve Elem Üzerine den, F. F. Metinleri-M.
Kaya, Klasik Yayınları)