Bazen düşünüyorum. Acaba yıllardır transfer dönemlerinde Türk takımlarıyla adı anılan futbolculardan bir kolaj yapılsa nasıl bir manzara ortaya çıkar? Belki de dünyanın en pahalı, en yıldızlarla dolu hayali kadrolarından biri oluşurdu. Bir dönem Galatasaray'a yazılan isimler, ertesi gün Fenerbahçe'ye, ardından Beşiktaş'a, sonra Trabzonspor'a... Transfer sezonu boyunca gazetelerin spor sayfaları bu isimlerle dolar taşardı.
Eskiden transfer dönemlerinin kendine has bir heyecanı vardı. Spor gazeteleri çarşaf çarşaf futbolcu fotoğrafları basar, okur da bu ihtimaller üzerinden hayal kurardı. Belki de spor gazetelerinin en çok satıldığı zamanlar transfer aylarıydı. Haberin doğruluğu elbette tartışılırdı ama o dönemin iletişim imkânları, bu söylentilerin ömrünü de sınırlardı. Ertesi gün yeni bir gazete çıkar, yeni bir isim yazılır, hayat devam ederdi.
Zaman değişti. Gazetelerin yerini sosyal medya aldı. Artık her muhabirin kendi YouTube kanalı, kendi sosyal medya hesabı, kendi yayın ağı var. Gün içinde onlarca canlı yayın açılıyor; "son dakika", "özel bilgi", "gizli görüşme", "imza an meselesi", "uçağa bindi" başlıklarıyla futbol kamuoyunun nabzı sürekli diri tutuluyor. Her yeni duyum, her yeni iddia birkaç saat içinde milyonlarca kişiye ulaşıyor.
Aslında değişen çok fazla şey yok gibi görünüyor. Yine kulüpler nabız yokluyor, yine yöneticiler kamuoyunu yönlendirmek istiyor, yine menajerler futbolcularının piyasasını yükseltmeye çalışıyor. Ancak değişen çok önemli bir şey var: Bu içeriklerin etkisi.
Eskiden transfer söylentileri gazete sayfalarında kalıyordu; bugün ise algoritmalar sayesinde günün her anında insanların cebine kadar giriyor. Bir söylenti birkaç dakika içinde umut oluyor, ardından hayal kırıklığına dönüşüyor. Bir futbolcu üzerinden saatlerce yayın yapılıyor, günlerce tartışılıyor, sosyal medyada linçler başlıyor, taraftar grupları birbirine giriyor. Transfer haberleri artık sadece haber değil; tüketilen, üretilen ve sürekli canlı tutulması gereken bir içerik ekonomisinin parçası hâline geldi.
Bu yayınların önemli bir kısmı, kimi zaman yönetici reklamına, kimi zaman menajer faaliyetlerine, kimi zaman da kulüpler arasındaki rekabeti körükleyen bir propaganda aracına dönüşüyor. Üstelik bunu gazetecilik kisvesi altında yapıyor. Eskiden gazetecilik ile taraftarlık arasında belirgin bir mesafe vardı. Bugün ise birçok yayıncı, tarafını gizleme ihtiyacı bile duymuyor. Amigoluk ile gazetecilik arasındaki çizgi neredeyse tamamen silinmiş durumda.
Bu durumun en büyük mağduru ise futbolsever oluyor. Çünkü transfer dönemi bittiğinde geriye çoğu zaman gerçekleşmemiş onlarca isim, boşa kurulmuş yüzlerce hayal ve taraftarın içinde oluşan büyük bir burukluk kalıyor. Bir futbolcunun geleceği kulüp üzerinden haftalarca kurulan senaryoların çoğu hiçbir zaman gerçeğe dönüşmüyor. Fakat o süreçte insanlar öfkeleniyor, umutlanıyor, birbirine hakaret ediyor, kulüpler birbirine düşmanlaştırılıyor.
Dolayısıyla transfer yayınlarının önemli bir bölümü artık habercilikten çok duygusal manipülasyon içerikleri üretmeye başladı. İzlenme sayıları arttıkça iddiaların dozu yükseliyor; kesin olmayan bilgiler kesinmiş gibi aktarılıyor. Çünkü bu çağın en değerli sermayesi doğruluk değil, dikkat. Dikkati kim daha uzun süre elinde tutarsa kazanan o oluyor.
Futbolun futboldan çok daha ötesi olduğunu belki de en çok bu yayınlar sayesinde tekrar tekrar görüyoruz. Futbol artık sadece doksan dakika oynanan bir oyun değil; günün yirmi dört saati tüketilen bir içerik alanı. Transfer dedikoduları, kulüp içi krizler, sosyal medya polemikleri ve bitmek bilmeyen canlı yayınlar oyunun önüne geçmiş durumda. Saha bazen yalnızca bütün bu gürültünün bahanesi gibi kalıyor.
Elbette haksızlık etmemek gerekir. Hâlâ futbolun estetiğini konuşan, oyunun kültürel ve toplumsal yönünü anlatan, bir oyuncunun sadece attığı gole değil oyuna kattığı değere bakan, futbol tarihini ve hafızasını canlı tutmaya çalışan yayıncılar ve yorumcular var. Futbolu yalnızca reyting malzemesi olarak değil, bir kültür alanı olarak gören insanlar hâlâ mevcut. Ne var ki sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor. Gürültünün içinde sesleri çoğu zaman duyulmuyor.
Teknoloji, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı; buna şüphe yok. Ancak aynı teknoloji bilgiyi kirletmeyi, manipülasyonu hızlandırmayı ve taraftarlığı keskinleştirmeyi de kolaylaştırdı. Eskinin eksikleri vardı ama bugünün hızının ve sınırsız görünürlüğünün doğurduğu sorunlar çok daha büyük. Her yeni transfer dönemi geldiğinde aynı döngü yeniden başlıyor; aynı heyecan, aynı beklenti, aynı hayal kırıklıkları...
Her defasında insanın aklına aynı söz geliyor: "Silah icat oldu, mertlik bozuldu."Belki de mesele teknoloji değildir. Mesele, teknolojinin futbolu konuşmak yerine futbolu tüketen bir gösteriye dönüştürmesidir. Ve bu gösteri büyüdükçe oyunun kendisi biraz daha geri çekiliyor. Biz de farkına varmadan, güzel oyuna dair birçok şeyi yavaş yavaş kaybediyoruz.
Hoşça bakın zatınıza…