Dün Hürriyet’in manşetini okuyunca bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Manşet dikkat çekiciydi ama gerçeği eksik anlatıyordu:
“Trump’ı çıldırtan anlaşma.”

Whatsapp Image 2026 01 28 At 18.04.58

Avrupa Birliği’nin Hindistan’la imzaladığı serbest ticaret anlaşması, Washington’da rahatsızlık yaratmış olabilir. Buna şüphe yok. Ancak bu manşete bakarken asıl soruyu sormak zorundayız:
Bu anlaşmalar Trump’ı mı çıldırttı, yoksa Türkiye’yi mi sistemli biçimde dışarıda bıraktı?

Çünkü Avrupa’nın Hindistan’la kurduğu bu yeni ilişki, yalnızca siyasi bir mesajdan ibaret değil; son derece somut ekonomik çıkarlar üzerine kurulu bir tabloyu ortaya koyuyor.

Bu tabloyu en açık ve filtresiz şekilde yazan gazete ise Alman BILD.
BILD’in sayfalarında diplomatik nezaket değil, doğrudan çıkar hesabı var.

Whatsapp Image 2026 01 28 At 18.04.58 (1)

Gazeteye göre Almanya–Hindistan hattında kurulan bu yeni düzenin başlıkları oldukça net:
• Otomotiv:
Hindistan’ın Alman otomobillerine uyguladığı yüzde 100’e varan gümrük vergilerinin kaldırılması hedefleniyor. Audi, BMW ve Mercedes gibi markaların Hindistan pazarında çok daha ucuz ve rekabetçi hâle gelmesi amaçlanıyor.
• Alman içecekleri:
Alman içeceklerine uygulanan yüksek vergilerin düşürülmesi planlanıyor. Vergiler kalktığında Alman içeceklerinin Hindistan’daki fiyatlarının neredeyse yarıya inmesi bekleniyor.
• Bilişim ve IT uzmanları:
Almanya’daki yazılımcı ve IT uzmanı açığının Hindistan’dan karşılanması öngörülüyor. Hintli mühendis ve programcıların Almanya’da çalışmasının önü açılıyor.
• Zanaat ve teknik meslekler:
Elektrikçi, teknisyen ve usta açığının Hindistan’dan gelen iş gücüyle kapatılması hedefleniyor.
• Bakım sektörü:
Yaşlı ve hasta bakımında çalışacak personelin Hindistan’dan Almanya’ya gelmesi planlanıyor.
• Lojistik ve posta:
Deutsche Post DHL, Hindistan’daki ekspres kargo ve lojistik pazarında büyümeyi hedefliyor. Amaç, küresel liderliği güçlendirmek ve Almanya’daki istihdamı korumak.
• Savunma sanayii:
Hindistan’ın yıllık yaklaşık 80 milyar avroluk savunma harcamasında Alman firmalarının payının artırılması hedefleniyor. Rheinmetall, Airbus ve ThyssenKrupp gibi şirketler için yeni kapılar açılıyor.

Bu tabloya bakıldığında ortada soyut bir “dostluk” değil, çok net bir kazan–kazan hesabı olduğu görülüyor.
Avrupa kazanıyor.
Almanya kazanıyor.

Peki Türkiye?

Türkiye, yıllardır Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde. Ancak bu birlik tek taraflı işliyor. Türkiye, AB’nin yaptığı her serbest ticaret anlaşmasından otomatik olarak etkileniyor; fakat bu anlaşmaların hiçbirinde karar masasında yer almıyor.

AB Hindistan’la anlaşıyor, Türkiye aynı pazarda rekabete zorlanıyor.
Alman otomobili Hindistan’a daha kolay girerken; Türk iş insanı aynı pazara vize kuyruğunda bekleyerek ulaşmaya çalışıyor.

Mal gidiyor.
TIR gidiyor.
Ama insan gidemiyor.

Almanya, iş gücü açığını Hindistan’dan kapatmak için yolları açıyor. Avrupa’da yaşayan Türkler için vize bir sorun değil; asıl sorun, Türkiye’den Avrupa’ya ya da Avrupa’dan üçüncü ülkelere ticaret, fuar ve iş için gitmek zorunda kalan Türk vatandaşlarının önüne örülen vize duvarlarıdır. Fuara ürün gönderen Türk iş insanı, kendi malının sergilendiği salona giremiyor.

Gümrük Birliği var ama eşitlik yok.
Ortaklık var ama itibar yok.

Ve bütün bunlar olurken kimse çıkıp şunu sormuyor:
Eğer Avrupa, Hindistan’la bu kadar hızlı ve kapsamlı anlaşmalar yapabiliyorsa,
Türkiye neden hâlâ bekleme odasında?

Cevap acı ama net:
Türkiye, yıllardır ne tam içeride ne tam dışarıda tutuluyor.
Sorumluluk var, hak yok.
Yükümlülük var, söz hakkı yok.

Trump bu düzene kızmış olabilir.
Ama mesele Trump değil.

Mesele, Türkiye’yi görünmez kılan bu sessizliktir.