Ticari taksi şoförleri çok ama çok dertli...

Bir dokun, bin ah işit… Abartmıyorum, aynen öyle…

Geçenlerde bir ticari taksi şoförü neler anlattı, neler! 

Şoförlerin sigortasız çalışmaları yasak. Hiç olmazsa bu konuda yapılan düzenleme güzel, olumlu ama bir dakika; sigorta parasını kendilerinin ödemesi nasıl bir iş! Yani, işveren değil de işçi ödüyor, sigorta ücretini. Aylık yaklaşık olarak 500 TL civarında. Bunun hemen düzeltilmesi lazım geldiğini düşünüyorum. 

Ya da şöyle söyleyeyim; bir plaka sahibi günde yuvarlak olarak 400-500 lira net kazanç sağlıyor. Şoför para kazansın kazanmasın, bu parayı tiko alıyor, patron. Bu ayda 12-13 bin TL’ye tekabül ediyor. Plaka sahibi, işçisinin sigorta ücretini ödese fena mı olur? 

Bunların dışında trafik cezalarını şoför ödüyor, kaza yaptığında da sigortanın karşılamadığı miktarı da yine şoför ödemekte... 

***

Bir de… Yıllardır konuşuluyor ama bugüne kadar hiçbir adım atılmadı; ticari taksilere de yazar kasa konulacaktı. Ne oldu? Devlet gerektiğinde köşe başındaki bakkaldan söke söke vergisini almasını biliyor. Devlet elbette vergi alacak ama bu da bir vergi kaybı değil mi? 

Bir taksi sahibi yılda toplamda iki üç bin TL vergi ödüyor. Oysa İstanbul’u baz alırsak, 2 trilyonluk plakası var...

Elbette burada sermaye düşmanlığı yapıyor değilim. Helal yollardan, alnının teriyle sağlanan kazanç her zaman meşrudur. 

Ticari taksi şoföründen tüm bunları dinledikten sonra şunu mırıldandım;

“Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa...”

HASAN’IN HESABI

Soğuk bir kış günü idi. Hasan iş çıkışı eve gelmiş yorgun ve bitkin ama bir o kadar da heyecanlı idi. Evlilik hazırlıkları sona yaklaşmış ama cepte de metelik kalmamıştı. 

O an telefonu çaldı, gözleri ışıldadı. Arayan yurt dışından arkadaşı Hans idi. Yorgunluk-heyecan-parasızlık derken beklenen cevap gelmişti. “Bekle beni” dedi Hans, geliyorum. Hans’la Hasan buluşmuş, parasızlığın formüllerini konuşuyorlardı. 

“Haasan” dedi, Hans. “Düğünün bütün masraflarını ben karşılayacağım, ama bir şartım var; 25 yıllık bir sözleşme imzalayacağız, bütün beyaz eşyalarını ben alacağım, her beyaz eşyanın üstüne bir cihaz takacağım, sen o cihazın üstündeki kumbaraya bolca demir 1 lira koyacaksın. O cihaz kullan kullanma her sabah ve akşam otomatik olarak 1 lira alacak, sen de nakit sıkıntını aşmış bedavadan, az pahalıya da düğününü yapmış olacaksın” der. 

Plan hoşuna gider Hasan’ın. İlerisini gerisini hesap etmez. 

Lakin aradan geçen yıllar Hasan’ın gözünü açar. Sabah-akşam 1 lira, yılda yapar 730 TL. Eee! Makinenin yenisi zaten 1000 TL. Geriye kalan 23,5 yıl ödenen para ne olacak? derken Hans’a meseleyi anlatır. Hans uyanık, der ki, “Haasan, senin aklın karışmış, seeen falan falan bankalardan birine git, ucuz yollu bir kredi çek, yarısını makinenin içine koy, kalan yarısı ile tatile çık, aklını topla!”

***

Gelelim günümüze… İMF’ye 5 milyar dolar, yani 15 katrilyon lira ödünç para verenler! 2-3 yıl gibi bir zaman diliminde kendini amorti edecek 4,5 katrilyonluk köprüleri devletimizin kendi öz sermayesi ile yapmıyorlar da YAP-İŞLET-DEVRET eli ile yabancılara yaptırıyorlar. Hem de 25 yıllık taahhütle. Neden, acaba!

“Amaaan, neyse! Hasan çok çalışmaya, Hans ise yattığı yerden para kazanmaya devam etsin, n’apalım?” diyemeyiz, asla! 

Her ne kadar Hans, Hasan’ın aklını çelse de Milli Görüşçüler olarak diyoruz ki BU DÜZEN DEĞİŞECEK. (YUSUF AKSU).

ABDÜLHAMİT HAN’IN VİZYONU

İlk patent kanununun ne zaman çıktığını biliyor musunuz?

Patent Kanunu ilk Sultan Abdülhamit Han zamanında, 1879 yılında, “İhtira ve İcat Kanunu” adıyla çıktı ve 1989’a kadar da bu kanun yürürlükte kaldı.

Yani buluşların belgelendirilmesi, değerlendirilmesi taa 1879’da bir de kimilerinin “o gerici Sultan” dedikleri Osmanlı Hükümdarı zamanında çıkarılan düzenleme ile gerçekleşti.

1989’a kadar bu kanunla idare edildi, daha sonra çeşitli mevzuatlarımız gelişti ve neticede Patent Enstitüsü kuruldu. 

Rahmet olsun Sultan Abdülhamit Han Hazretlerine…

MESAJ PANOSU

Selamünaleyküm Adnan Bey. 

Emekli müftü Hüseyin Aşık Hocaefendinin Elfaz-ı Küfür (Küfür Sözler) isimli eserini birkaç yıl önce internet üzerinden rahatlıkla bulmuş olmama rağmen geçen günlerde yeni sipariş için aradığımda bulamadım. 

Eser, adından da anlaşılacağı üzere bir Müslüman için (bilhassa günümüzde) hayli zaruri olmasına karşılık birçok yayınevi bu eserin basımını ne yazık ki durdurmuş. 

Bu nadide eserin basılması ve her eve girmesi için gayret göstermenizi sizden istirham ediyorum.

Kısacası kitabın basımı yapılmıyor. Kitabın yeniden basımı ile ilgili elinizden gelen çabayı göstermenizi istirham ediyorum. Bilgilerinize... Hürmet ve muhabbetle. (Fatih Çınar- Saadet Partisi Tokat İl Tanıtma Başkanı).