İnsanoğlu düşündü taşındı. Kıyas etti, çevreden, çevresindekilerden etkilendi. Akletti, akletmedi, bazen dağın zirvesinde durdu, bazen aşağıların aşağısına düştü.

Bazen kendi eliyle yonttuğu ikonları, sözleri, resimleri, insanları kutsadı.

Onlara dokunulmazlık verdi.

Tartışma dışı bıraktı. Allah’ı unuttu.

Şartların dayattığı doğruları, mutlak doğruların, hakikatlerin yerine koydu. Aldandı, aldattı.

Bir gün geldi devletleri kutsayanları yargıladı, kendi devlet aygıtının başına geçince, devleti kutsallaştırdı, yukarılara, erişilemez yerlere taşıdı.

Hâlbuki dün, devlet insanlığının hizmetkârıdır, hizmet aracıdır, amaç değildir diyordu. Şimdi, devleti elinde tutunca, devlet benim ben devletim demeye başladı. Kutsallığın ötesine taşıdı hizmet aracını…

Ahaliye dönüp, vardığı bugünkü doğruyu mutlak diye takdim etti. Halk, şaşkın, perişan, kafası darmadağın ne yapacağını bilemez bir hal ile seyre daldı.

Dönemsel kutsallar arasında bocaladı millet. Neyin gerçek, neyin sanal olduğunun ayrımına varamadı.

İkonların, insanların, kimi beşer sözlerin kutsallaştırılması, insan aklının ve vicdanının bedenden firar etmesi anlamı taşıdığını kimse haykıramadı.

Kavram kargaşasının ötesinde, insanoğlunun, yerel mevzilere sıkıştırdığı kutsallar, aslında Kur’an’ın, sünnetin reddettiği hallerdi.

Lakin hava bulutlu ve sisli olunca… Kafalarda, istikbal korkusu çadır kurunca, elbet siyah ve beyaz renkler birbirine karışıp alacalı bir iklim oluştururdu.

Bir türlü selamete, huzura ve kurtuluşa yönelmeyişimizin nedeni, ellerimizle çizdiğimiz ve zamana yenilecek olan ikonların, sırf mevcut konumu koruma adına kutsallaştırma çabamızdır.

Artık, yüksek sesle, beşerin ikonlarını değil, yüce Allah’ın emirlerini dinle… Düşün… Uygula demek lazım geliyor.

Vicdanın körelmediği, aklın beşere emanet edilmediği, irademizin ipotek altına alınmadığı bir yaşam alanı… Devletler bu alanı oluşturmak için organize edilmişlerdir, var edilmişlerdir.

Yoksa devlet tek başına bir mana ifade edemez.

Millet varsa, devlet vardır... Milletin olmadığı yerde devletin varlığının ne anlamı olabilir ki?

Bırakın ikonları… Bırakın zamana ve haftalara yenilecek içi kof sözleri… Bırakın vicdanı rahatsız edecek, vicdani adımları silikleştirecek beşer doğmaları.

İnsanı insan zaviyesinden görmeli… İnsanları insanüstü mertebelere yükseltmek, Allah’a hakarettir.

Olmadık rüyalara yatıp, inancın dışında, beşerin hevasından çıkan sonuçları dogmatik hale getirmek, bir toplumu geriletir…

Bir günü bir güne denk olan ziyandadır diyen bir inancın temsilcileri için, kutsallar bellidir…

Aklımızca, hevesimizce, bunlara yani kutsallar ekleyerek, inancımızı İslam’ı kimse sulandıramaz, insanları aşağılara düşüremez…

Kur’an yetmiyor mu size ki, ikonlarınızı kutsallaştırıyorsunuz?