Suriye’de son dönemde SDG ve Suriye Merkezi Hükümeti arasında yaşanan çatışmalar neticesinde bir anda hızlı gelişmeler yaşandı, sınırlar değişti ve bunların Türkiye yansımaları oldu. Bu bağlamda birçok kafa karışıklığı da yaşanmaktadır. Kavramlar, kurumlar, olaylar her kesimin kendi açısından ele aldığı bir hale büründü. Nitekim bu yazıda bunlara biraz değinmek istiyorum. Zira birçok duyduğumuz isim var ancak tam olarak ne manaya geldiğini bilmiyoruz. Aslında bahsetmeyeceğimiz o kadar çok isim var ki; şaşıp kalınıyor. Alfabeden isimler bulunup yeni isim alıp durmuşlar.

İlk olarak KCK nedir ona bakmak gerekir. 2005 yılında kurulan KCK (Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği) Suriye, İran, Irak ve bazı Avrupa ülkelerinde koordine olan KCK, PKK'yı da kapsayan bir çatı örgütü olarak biliniyor. Halk Meclisi anlamına gelen Kongra-Gel de sözde KCK'nın karar organı olarak oluşturulmuştur. Halk Savunma Güçleri (HPG), PKK'nın silahlı kanadıdır. Sözde PKK bir siyasal hareket, HPG ise silahlı yapıdır. Bu noktada Suriye özelindeki PYD nedir bir bakmak gerekir.

Salih Müslim ismi ile hatırlanan PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat / Demokratik Birlik Partisi), Suriye'de faaliyet gösteren ve 2003’te kurulmuş PKK’nın Suriye uzantısıdır. Kendilerini siyasal bir hareket olarak gördükleri için silahlı kanatlarını farklı isimlendirirler. YPG (Yekîneyên Parastina Gel / Halk Koruma Birlikleri) ve YPJ (Yekîneyên Parastina Jin/Kadın Koruma Birlikleri) ise PYD’nin silahlı kanadı olarak faaliyet göstermektedir. Bu noktada SDG ise ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas’ın yaptığı açıklamada ne olduğu görülmektedir. Türkiye'nin, terör örgütü PKK ile ilişkili görmesi sebebiyle YPG'ye "isim değiştirme" tavsiyesinde bulunduklarını, bunun üzerine örgütün, adını "Suriye Demokratik Güçleri" (SDG) olarak değiştirdiğini söyledi. Ne oldu? SDG kuruldu... Araya Arap, Süryani ve diğer etnik gruplardan da unsur yerleştirip bunun bir kapsayıcı yapı olduğunu yutturmaya çalıştılar. Ancak en az %70’i YPG’li teröristlerden oluşuyor. PKK kamplarında eğitim almış PKK’nın eski teröristlerinden veya onların yetiştirdiklerinden oluşan bir örgütten bahsediyoruz...

PKK’nın lağvedilmesi noktasında çalışan saatle-duran saatin çakışması

Bu arada PKK’nın lağvedilmesine bakmak gerekir. Zira bazı kafa karışıklıkları var... Neden bu kadar kolay oldu noktasında... Çünkü Amerika da istiyordu... Tabii Türkiye de istiyordu. Bu noktada görüşleri örtüşse de asıl maksatları noktasında ayrışıyorlardı. ABD, PKK’nın bölgesel bir siyasal harekete dönüşmesi yani kendi isimleri olan KCK ile dağdan şehre inmesi ve özerklik vesaire gibi konulara odaklanmasını istiyordu. Bunun yanında her ne kadar o çizgiden koptuk dese de isminde taşıdığı o Marksist-Leninist çizgiden liberalizme doğru kaymasını istiyordu. İfade ettiğim gibi aslında bu noktadaki telkinlerle aslında birçok karar alıp o çizgiden koptuk dediler. Ancak ABD için kullanım süresi dolmuş ama kenara da bırakamayacak kadar büyük bir terör örgütü de olduğu için onu dönüşümüne odaklanmıştı. Demode yapılarla yani İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan özellikle 70’li yılların yöntemleri ile bir yeni düzleme gelinmeyeceğini biliyorlardı. Türkiye ise terörün bitmesi ve bölgede huzur hâkim olması için PKK’nın lağvedilmesini istiyordu. Bu nokta “terörsüz Türkiye” projesi önemli bir eşik oluşturdu ve Türkiye, Öcalan kozunu kullandı. Ancak “terörsüz Türkiye” sadece buradaki bir huzur ortamı olarak değerlendirilemez. Eğer “terörsüz Türkiye” diyorsak “terörsüz bir Ortadoğu” da dememiz gerekiyor. Şunu unutmamak lazım; terör Türkiye’de üretildiğinden çok daha fazla Irak, İran ve Suriye’den geliyordu. İran ile yapılan anlaşmalarla sınır güvenliği arttı. Irak sınırında Pençe ve Kilit operasyonları yapıldı. Suriye sınırı ise büyük oranda temizlendi ve geçiş noktaları kapatıldı. Ancak sınırlara kilit vurmakla iş bitmiyor. Bunun da farkında herkes.

Siyonist İsrail olduğu sürece bölgeye huzur gelmez

Şunu tekrar ifade etmek lazım; Siyonist İsrail olduğu sürece bölgeye huzur gelmez. Bölgedeki bütün karışıklıkların altında hep Siyonizm vardır. Dün bunu ifade etsek komplo teorisi olarak ifade edilirdi. Aksa Tufanı Operasyonu ile işler değişti. Nitekim konumuzun özü itibarıyla bakıldığında da bugün SDG’nin İsrail’in bir vekil/Proxy örgütü haline geldiği herkesin malumu. Nitekim Türkiye’ye karşı nasıl savaştılarsa aynı şekilde Gazze’de de Filistinlilere karşı da savaşmışlardır. Bu noktada şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. “Ama Şara da gitti CENTCOM başkanına teslim oldu”. Tamam, diyelim öyle oldu, ona ayrı saydıralım. Bu, SDG’nin terörist olduğu ve İsrail’in buradaki uzantısı olmak için neler yaptığı gerçeğini değiştirmez.