Evet, kısa ve öz; hiçbir mazlumu unutma, ikinci plana atma lüksümüz yok. Bugün dünyanın her bir köşesinde farklı farklı nedenlerle farklı farklı kişiler veya gruplar eliyle zulüm gerçekleşmektedir. Bizim ise üstümüze düşen vazife başta bir insan olarak, daha sonra bir Müslüman olarak her zulme karşı ses çıkartmaktır. Nitekim dünyada yaşanan bütün zulümleri ele aldığımızda bir gerçek ortaya çıkmaktadır; o da işin ucunun dönüp dolaşıp Siyonizm’e dayandığıdır. Başta Gazze, Doğu Türkistan olmak üzere ve daha sonrasında da İran’da gördüğümüz bu zulmün gerçekleştiricisi biz olmasak dahi sessiz kalarak onay vermiş oluyoruz. İşte bu noktada bir irade göstererek kararlı bir şekilde yola çıkmanın adıdır Sumud. Dün itibarı ile başlayan katil İsrail saldırıları Küresel Sumud Filosu’nun birçok gemisine zarar verdi ve kahramanın diğer adı olan aktivistlere yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Akdeniz'in yine uluslararası sularında yaşananlar, sadece bir insani yardım filosuna yapılan saldırı değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ayaklar altına alınmasıdır demeyeceğim, o işler çoktan geçti. Bütün dünyadaki vicdanlı insanların yüzüne baka baka hakaret edilmesidir. 27 gemiye yapılan bu hain saldırı, açık denizde gerçekleştirilen bir korsanlık eyleminden farksızdır. Bunlara korsan demek bile korsanlara hakaret sayılır gerçi. Özgürlük Filosu Koalisyonu'nun verdiği bilgiye göre, hâlâ 10 gemi yoluna devam ediyor, ancak kaçırılan aktivistlerin nerede olduğu hâlâ bilinmiyor. Bu sessizlik, İsrail'in keyfi gözaltı uygulamalarının karanlık yüzünü gözler önüne sermekle beraber diğer yandan da “ben yaparım, her şey yanıma kâr kalır”ın bir dışa vurumudur.

Her ne kadar cılız da olsa seslerin yükselmesi umut verici… Uluslararası toplum bu vahşete sessiz kalmıyor. Türkiye, Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Endonezya, Ürdün, Libya, Maldivler, Pakistan ve İspanya'nın dışişleri bakanları ortak bir bildiriyle İsrail'i kınadı. Bu on ülke, Filistin halkının çektiği insani felakete dikkat çekmeyi amaçlayan barışçıl bir sivil girişime yapılan saldırının kabul edilemez olduğunu ifade ettiler. Tepkiler yalnızca bakanlıklarla da sınırlı kalmadı. Avustralya'da Yeşiller Partisi Senatörü Mehreen Faruqi, kendi hükümetinin bu "uluslararası sularda korsanlık ve adam kaçırma" karşısındaki zayıf tepkisini sert dille eleştirdi. Bu noktada her hamleyi belki yetersiz buluyoruz. Ancak umudumuz hâlâ var, yükselecektir bu ses inşallah.

Nitekim son filonun gemilerinin Marmaris’ten, bizim limanlarımızdan son durak olarak kalkması çok önemlidir. Artık Marmaris’teki o limanın adı Gazze Limanı olsun. Tarihimiz böyle sembollerle doludur. Bakınız İstanbul’un Harem’ine…

Adil bir düzen mutlaka kurulacaktır

İsrail, yıllardır tüm bölgeye sadece Gazze değil, diğer Filistin topraklarında, Suriye topraklarında, Lübnan topraklarında (yani öyle de böyle de bizim topraklarımızda, bunu da derken ayrılıp gitmemiz ve üstüne kardeşliğimiz üzerinden ifade ediyorum) uyguladığı zulüm ile aslında Siyonizm’in ne olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak özellikle Aksa Tufanı sonrası Gazze’ye uyguladığı ablukayla bir kenti veya bölgeyi açlığa, çaresizliğe mahkûm etmekle kalmıyor. Bizlere de “hadi bir şey yapın da görelim” mesajını veriyor. Son olarak da bu ablukayı barışçıl yollarla delmeye çalışan sivillere uluslararası sularda saldırıyor. Dünya izliyor ve utanç duyuyor. Yaşananlar bir insanlık suçudur ve failleri mutlaka hesap verecektir. Çünkü onların inşa ettiği düzen yıkılacak ve adil bir düzen mutlaka kurulacaktır. Bunu da bizden başka kimsenin kuramayacağını bir kere daha hatırlamamız gerekiyor. Ayetteki ifadesi ile hem ağırlarımız ile hafiflerimiz ile bunu yapmak durumundayız. Erbakan Hocamızın ifadesi ile yeni bir dünyayı biz beraber kuracağız. Sadece külümüzü üflememiz gerekiyor.