“Son birkaç gündür bölgede tansiyon yeniden yükseldi” diye başlamak işin en kolayı olacaktır. Elbette tansiyonun derece derece farklılaşmış olabilir. Ancak bu bölgedeki gerginlikler daha doğru ifade ile hastalık 1948’den beri burada… Bölgedeki hastalığın tek bir hedefi var; bir organ olarak Orta Doğu’yu ve bir vücut olarak tüm dünyayı öldürmek. Bunun için son kertede gündemin merkezine İran’ı aldığı malumumuzdur. Tabii bir yandan da nisan ayından bu yana yürürlükte olan kırılgan ateşkesten de bahsediyoruz. Ancak bu ateşkesin aslında bir es almak veya nefes molası mesabesinde olduğunu da neredeyse her seferinde ifade ediyoruz. Karşısındakini eşit görmeyi bırakın, aşağının da aşağısında gören bir sapkın zihniyet için ateşkes bir mecburiyet ve karşısındakine verilmiş bir ihsandır. Bu ihsan da ancak ona köleliğini veya onun için yok olmasını geciktirir. Nihayetinde nisandan beri devam eden bir ateşkes var ancak son süreçte bir çöküşün eşiğine geldiği, iki ülkenin (İran ve katil İsrail rejimi) doğrudan birbirini vurduğu ve ardından ABD'nin ağır baskısıyla "şimdilik" yeniden durulduğu çok kritik bir sarmala tanıklık etti. Bu bağlamda son süreçte yaşananları bir özetlemek iyi olacaktır. Zira saf bir şekilde durup dururken İran da neden vurdu denilirse, aynı ya bu HAMAS neden bunu yaptı, ne güzel huzurlu bir şekilde dururken neden uyandırdı bu zalimi der gibi olur.
Kıvılcım: Lübnan-Beyrut hattındaki gerilim (7 Haziran Pazar)
Süreç, zaten aylardır İsrail’in ateşkesi ve gerekliliklerini ihlali ile devam ediyordu. Bunun ötesinde orayı burayı ele geçirdim şovları ile psikolojik olarak Hizbullah’ı yıpratmaya çalıştığı bir süreçte yaşanmaktaydı. Katil İsrail son süreçte Hizbullah’ın vermiş olduğu karşılıklara yönelik çok sert bir yanıt vereceğini açıklamıştı. Hem saldırıyor sonrasında cevap verilince de “siz görürsünüz” diyor bu katiller sürüsü… Nitekim konu ile ilgili açıklamasında Netanyahu, Beyrut’u vuracaklarını söylemişti. Bunun üzerine Beyrut'un güney banliyölerinde yer alan bir Hizbullah insansız hava aracı (İHA) merkezini hava saldırısıyla vurdu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın daha önce Netanyahu'ya “Beyrut'u vurma, İran ile yürüttüğümüz müzakereleri baltalarsın” yönündeki açık uyarılarına rağmen İsrail'in Beyrut'u hedef alması, İran tarafında bardağı taşıran son damla oldu. (Trump’ın affedersiniz bu katile küfür ettiği de çokça dillendirildi de sonuç ne, hâlâ katliamlar devam ediyor, hedefleri ilerliyor.)
İran'ın doğrudan misillemesi (7 Haziran gecesi)
Beyrut saldırısına yanıt olarak İran, nisan ayındaki ateşkesten bu yana ilk kez kendi topraklarından İsrail'e doğrudan balistik füze fırlattı. İran’ın temel hedefinin İsrail’in durmayan saldırganlığına karşılık olduğu aşikârdır. Nitekim İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Beyrut'u vuran İsrail jetlerinin kalktığı kuzey İsrail'deki Ramat David Hava Üssü’nü hedef aldıklarını ifade etti. Esasında gerçekten manidar ve kritik bir hamle… İran tarafından yaklaşık 10 balistik füze fırlatıldı. İran, bu kez savunma sistemlerini tamamen felç etmek amaçlı devasa bir salvo yerine, nispeten sınırlı tutulmuş ama doğrudan bir "uyarı füzeleri" dalgasını tercih etti.
İsrail'in İran topraklarını vurması ve Yemen’in devreye girmesi (8 Haziran Pazartesi)
İran'ın füze atağına İsrail misilleme yaptı. İsrail savaş uçakları ve füzeleri, İran'ın iç ve batı kesimlerindeki hava savunma sistemlerini ve Bender Abbas yakınlarındaki balistik füze üretim tesislerini hedef aldı. Bunu yaparken ifade ettiğimiz gibi dikkat çekici olarak İsrail’in balistik füze kullanması oldu. Aynı saatlerde çatışma bölgesel ortaklara da sıçradı. Yemen, Tel Aviv ve Filistin’in işgal altındaki toprakların orta kısmını hedef alan balistik füze salvoları başlattı (bir kısmı Batı Şeria civarında, bir kısmı Suudi Arabistan sınırında imha edildi). Husiler eş zamanlı olarak "Kızıldeniz'de İsrail gemilerine yönelik eksiksiz ve topyekûn bir seyrüsefer yasağı" ilan ettiklerini duyurdu.
Son durum: Trump'ın müdahalesi ve "geçici fren" (8-9 Haziran)
Savaşın bölgesel bir yangına dönüşeceğini gören Washington, pazartesi günü boyunca iki tarafa da çok ağır diplomatik baskı uyguladı. Donald Trump, Netanyahu'yu doğrudan arayarak yeni bir misilleme dalgasını durdurmasını ve kendisinin İran ile yapacağı anlaşmayı beklemesini söyledi. Trump, medyaya verdiği demeçte Netanyahu için, "Başka şansı yok, kararları ben veriyorum" ifadesini kullandı. Biraz darı ambarında gibi ama neyse artık…
Gelinen noktada Pazartesi (8 Haziran) öğleden sonra hem Netanyahu hem de İran Devrim Muhafızları, karşılıklı olarak "ateşin şimdilik durdurulduğunu" açıkladı. Netanyahu, "Bu cephedeki yangın kontrol altına alındı ama saldırı sürerse güçle karşılık veririz"* derken; İran, İsrail'e dersinin verildiğini ve yeni bir hamle gelmediği sürece askeri aksiyonu durdurduklarını bildirdi. Bölgede 48 saatlik doğrudan "İran-İsrail" düellosu bugün itibarıyla durulmuş ve yerini Trump'ın "2-3 gün içinde imzalayacağız" dediği kalıcı ateşkes (kendisi buna hâlâ barış diyor) anlaşması diplomasisine bırakmış olsa da, İsrail'in Güney Lübnan'da (Sur şehri çevresinde) tahliye emirleri yayınlayarak bombardımana devam etmesi bu kırılgan sakinliği her an bozabilme potansiyeline sahip…
İşin özünde çok kereler ifade ettiğimiz gibi Trump iç politikada sıkışmış durumda. Yaklaşan seçimler, halk desteği ve ekonomik dalgalanmalar (özellikle petrol fiyatları) nedeniyle acil bir dış politika zaferine ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden İran ile masaya oturup hızlıca bir anlaşma koparma peşinde. Trump, New York'ta katıldığı NBA finallerinin bir ayağı olan maçta halk tarafından yuhalandı. ABD içindeki ekonomik zorluklar ve İran ile olan savaşa azalan halk desteği nedeniyle Trump yönetimi, diplomatik başarı elde etmek için acele ediyor, acele ne demek çıldırıyor. Trump, iki hafta içinde İran'a karşı "kesin zafer" ilan edeceklerini ve petrol fiyatlarının hızla düşeceğini iddia etmekten vazgeçmiyor. Ancak kozlar hâlâ İran’ın elinde ve bunu herkes biliyor. Buna rağmen katiller sürüsünün lideri Netanyahu, Trump'ın "saldırıları durdur" baskısına tamamen boyun eğmeyeceği mesajını sürekli veriyor. İsrail medyasında ve askeri kanadında, Netanyahu'nun Trump'a açıkça cephe alamasa da İsrail'in stratejik çıkarlarını (İran'ın nükleer programını ve bölgesel vekillerini zayıflatma) ön planda tutması gerektiği yönünde ciddi bir baskı var. Ancak mesele sadece nükleer ve vekiller değil denklemin ana parçası artık Hürmüz… Dolayısıyla daha önce ifade ettiğimiz gibi İsrail, Lübnan’a ve diğer noktalara saldırmaya devam edecek, İran’ın canına tak ettiği noktada cevap verecek. Bu süreç böyle sürüp gidecek. İran kendisine doğrudan saldırı olmadan önce kendilerinin “Stratejik Sabır” dedikleri politikayı uyguluyordu. Bugün artık o sınır aşıldı. Artık İran’ın sınanacak sabrı kalmadı. Bu nedenle süreç velev ki kalıcı bir ateşkese dönüşse de İran-İsrail saldırıları ABD’de bağımsız devam edecek. Başlığımızda ifade ettiğimiz gibi artık yeni bir ateşkes sürecine giriliyor. Buna kısmı kontrollü gerginlik olarak bakmak mümkündür.