Bismillâhirrahmanirrahîm!
ZULÜM ve haksızlığa başkaldıran bazı gayrimüslim ülkelerin yöneticilerinin insanî ve vicdanî sorumluluklarına bakıyorum da; pek çok Müslüman ülke yöneticilerinin zalimlere karşı “teslimiyetçi” tutumlarına üzülüyorum. Cihadı “ibadetlerin zirvesi” kabul eden kâinat çapında büyük bir dinin mensupları böyle mi olmalıydı? Biz, tarihte böyle değildik. Zalimlere karşı mücadelede, şehadeti göze alıp, “fâni bedene kefen gerektir” diyen kahramanlar şimdi nerede?
Güney Afrikalı Mandela’nın yıllarca ırkçılıkla mücadele etmesi; ülkesinin, savaş suçu işleyen Netenyahu’yu uluslararası Lahey Adalet Divanı’na suç duyurusunda bulunup tutuklama kararı çıkartması; İtalya Başbakanı Meloni’nin Filistin’e desteği ve Gazze’ye insanî yardımların sokulmasına destek vermesi; İspanya Başbakanı Sanchez’in, “Gazze’ye sessiz kalmayacağız” (22.7.2026) kararlılığı; Brezilya Devlet Başkanı Silva’nın “ABD’nin haksızlığını” haykırması bunlar arasında!
Bu türden onurlu duruşlar insanî ve vicdanî duyguların büsbütün körelmediğinin müjdesini veriyor. Biz, benzeri kararlılığı, özellikle İslâm ülkelerinin liderlerinde görmek istiyoruz. Çünkü sömürgecilerin hedefinde İslâm ülkeleri var, biz varız. Asıl sorumlu biziz! Zalimlerin yanında yer alıp onları okşayarak İslâm dünyasındaki kan ve gözyaşını durduramazsınız!
Kararlı bir duruşu olmalı Müslüman’ın! Eğilip bükülmeyen Müslümanca onurlu bir duruşu! Hakkın kendi içinde kabul ettirme gücü vardır. Gerçekleri örterek zalimleri yenemezsiniz! İslâm dünyası sömürgeciler karşısında “suskunluk”, “teslimiyetçilik” zilletine düşemez. Halit bin Velid’i, Ömer Muhtar’ı, Şeyh Şamil’i, Cevher Dudayev’i, tarihindeki efsanevî kahramanları örnek alır.
KRİZLERİN SORUMLUSU
TRUMP, göreve geldiğinden beri sömürgeci mantığını daima öne çıkardı. Kendisini “dünyadaki her şeyin sahibi” olarak gördü. Gözünü kestirdiği ülkeleri tehdit etti. Petrollerini gasbetmek için Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu, eşiyle birlikte gece vakti yataklarından yaka paça alıp ABD’ye kaçırdı. Bu, devlet adamlığı değil, korsanlıktı; “teröristçe” tutumdu. Son olarak da Hürmüz Boğazı’ndan geçen kargolardan yüzde 20 geçiş ücreti alacağını ilan etti.
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Sao Paulo şehrindeki bir etkinlikte Trump’ın bu korsanlığına çok sert tepki gösterdi. “Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizlerin sorumluluğu ABD’ye aittir. Hürmüz, savaştan önce zaten kapalı değildi” diyerek gerekçelerini sürdürdü:
“ABD gibi önemli bir ülke şimdi bir korsana dönüştü. Hürmüz Boğazı’ndan vergi almak gibi bir hakları yok. Trump felâketleri fırsata çevirerek bundan ‘kazanç’ sağlamaya çalışıyor. Savaşın bedelini tüm dünya ödüyor. Petrol fiyatları arttıkça her şeyin fiyatı yükseliyor.”
Brezilya Başkanı’nın ABD için söylediği, Trump yönetimin felâketleri fırsata çevirip kazanç sağlama bencilliğini dikkatinize sunmak istiyorum. Trump’ın övdüğü; harika işler çıkardınız, dünya liderisiniz(!) iltifatında bulunduğu bütün iş birlikçi yöneticiler aynı yöntemi izliyorlar.
İnsanlık, kendi çıkar ve saltanatlarından başka bir şey düşünmeyen zalim, suskun, iş birlikçi yöneticilere mahkûm mudur? Trump ve Netenyahu’nun bütün dünyayı “huzursuz” etmeye hakları var mıdır? Dünya Trump ve Netenyahu’dan kurtulmanın yollarını arayıp bulmalıdır.
KALK VE DOĞRUL
BAŞKA dinlere mensup bazı yöneticiler, insanî ve vicdanî duyarlılıklarının bir gereği olarak Filistin, Gazze ve İran’ın uğradıkları haksızlıklara tepkiler yağdırırken, Türkiye ve İslâm dünyasının yöneticilerinin “suskunluğu” neden? Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerden “vergi” almaya kalkışmasına, İslâm dünyasının liderlerinin ilgisizliğinin sebebi nedir? ABD, bugün İran’a yaptığını, yarın Türkiye’ye yapmayacak mı?
7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi’ni, NATO’daki yerimizi etkinleştirecek şekilde değerlendirebildik mi? Hep görüntü üzerinde duruldu. İçerik gözden kaçırıldı. Barış, güvenlik, savaş karşıtlığı üzerine kurulmuş bir organizasyonda “savaş çığlıkları” atıldı. Trump, İran’a “savaş” ilan etti; savaştı. İran’ın nükleer silah sahibi olması yasaklandı. İran, Amerika’nın sömürgesi değil ki! Başta BM’nin daimî üyeleri olmak üzere, 10’dan fazla ülkede nükleer silah üretilirken bu ayrımcılık neden?
Bütün bu yaşananlar Müslümanların başlarının çaresine bakmasını zorunlu kılıyor. Önümüzde D-8 örneği var. Erbakan Hoca, D-8’i tüm İslâm ülkelerini etrafında toplayacak şekilde yapılandırdı. İcraata başladığında dünyanın en güçlü küresel gücü olabilecek; dünya siyasetini kontrolüne alabilecek güçte! Savunma, ekonomi, siyaset gibi her alanda birlikte hareket edildiğinde İslâm dünyasının çehresi değişecektir.
Özellikle Millî Görüşçüler Müslümanların iş birliği yapmasından doğacak faydaları iyi anlatmalıdır. Bunu yapmadan geçirdiğimiz her gün kayıptayız. İslâm dünyasında bu dinamizm vardır. Bütün iş “uyuyan dev”i uyandırmakta! Bunu yapmazsak Batılı ülkelerin oyuncağı olmaktan kurtulamayız. NATO Zirvesi’nde bunu yakından gördük.