İslam’da bencillik, egoizm, sömürü yoktur. Batı’da, öteki toplumlarda nasıl ki almak (faiz), yararlanmak öncelikli ise, İslam’da da vermek (infak, cömertlik) öne çıkmaktadır. Faiz nasıl almak, sömürmek için varsa, bunun karşısında infak, zekât, yardımlaşma, dayanışma hatta kardeşini kendine tercih etme yüksek ahlakı İslam nerede?

Böyle erdemli bir toplumda huzursuzluk olabilir mi? Kur’an insanları mal, para biriktirip insanlarla paylaşmayanları ateşle müjdeler.

Toplumların büyük çoğunluğunda sayıları az olan öncüler toplumu şekillendirir, yönlendirirler. Bu ıslahat/adalet yönünde olduğu gibi ifsad/zulüm yönünde de böyledir. Islahattaki öncülerle ifsaddaki öncülerden hangi taraf daha çok çalışırsa, toplumu kendi taraflarına yönlendirirler.

Gerek ıslahatta, gerekse ifsadda başarı için şartlar bellidir. İyi teşkilatlanmış, işbölümü, çalışma, imkân... Hangi tarafta ağır basarsa, o taraf toplumu dönüştürür. Rahman sıfatı gereği dünyada çalışana üstünlük veriliyor. Biz Müslümanlar neredeyse üç yüz yıldır batıl karşısında gerilemedeyiz. Nedenleri açıktır: Tembellik, cehalet, yoldan çıkmamız, günahlarımız, dünya hayatını ahiret hayatına tercih edişimiz, cihadı terk ve ihmal edişimiz, tefrikaya düşmemiz...

Tek kurtuluş yolu İslam’da birleşebilirsek kurtuluşa ulaşabiliriz. O’nun yardımıyla, O’nun yardımı için, bizim O’nun dinine yardımcı (cihad, infak) olmamız gerekiyor...

Her Mü’min gerek kişisel olarak, gerekse “cemaat” halinde insanlara hizmet edebilmektedir. Vakıflar, dernekler, tekkeler, partiler... Hepsinde, her mekânda, her zaman hizmet (ibadet) mümkündür. Ancak bunlardan hangisinde hizmet daha önemli, daha etkin, daha geneldir, sorusunun cevabı da açıktır. En önemli, etkin hizmet alanı siyaset alanıdır. Çünkü hizmet için kullanılan tüm alan ve araçlarda söz sahibi/egemen siyasal iktidardır. Siyaset toplumun tüm işlerinin, hizmetlerinin, ihtiyaçlarının karşılanması içindir.

Binlerce vakfımız, derneğimiz, cemaatimiz, her alandaki tüm hizmetlerimiz, siyasal iktidarın/ devletin bir sözü/tasarrufu ile sonlanabilmektedir. Tam tersine tüm bu kurum ve kuruluşları teşvik, destek suretiyle de hizmet o derece genişleyebilmektedir. STK’lar devletin teşvik ve desteğine muhtaçtırlar.

Onun için siyaset çok önemli bir hizmet alanı, aracıdır. Bu nedenle zalim/egemen müfsidler (Siyonizm ve İngiltere) İslam düşünce ve hükümlerini siyaset dışına itmeyi, hatta dinin siyasetle ayrı olduğunu telkin edip, başarılı da olabilmişlerdir. (Laiklik) Böylece hem dini, hem de dindarları siyasetten uzak tutmayı başararak, zulmü rahatlıkla sürdürebil- mektedirler. Bunu başaran Siyonizm’in kendisi muharref Tevrat’a dayalı siyasi bir hareket, ideoloji değil midir? İngiltere’de Anglikan Kilisesi ile Krallık birlikteliği yok mu?

Bunu kimi zaman, İslami kurumları, hükümleri kaldırmak suretiyle, kimi zaman da baskı ve şiddet yöntemleriyle sürdüre gelmişlerdir.

Mekanı cennet olsun Erbakan Hocam bu yanlış gidiş, algı, düşünce ve yolu tekrar düzeltmek için “Milli Görüş” hareketini başlatmıştır.

Başlangıçta dini cemaatlerin, tarikatların çok büyük bir bölümünün teşvik ve desteğiyle doğup, gelişen hareket adil siyaset örnekleri verebilmiştir.

İslam’ı korumak ve uygulamakla görevli devlet, laiklik anlayışıyla dinden ayrılarak onu esir aldı. Dine karşı konumladı. Bu anlayış ve uygulamalar Müslümanlar üzerinde on yıllarca sürdürüldü. Azınlıklar imtiyazlı ve korunmaktaydılar. Yani devlet, tüm dinlere, inançlara eşit mesafede değildi... Acaba ne zaman ülkemizdeki gayrimüslim azınlıklar kadar din özgürlüğümüz sağlanabilecek?

Doksan yıldır uygulanan bu anlayış (laiklik) sonunda, yaşadığımız sorunlar gelişip, büyüdü... Çıkmaza getirildik. Tüm değerlerimiz, temel hak ve özgürlüklerimiz tehlike ve tehdit altında değil mi? Din, can, akıl, nesil, mal vb. temel haklardan hangisinde güvenlik vardır? Din korunmadan, öteki değerler ne kadar gerçekleştirilip, korunabilir?

Siyaset ama adil siyaset... Kendi çıkarlarımız için değil, toplumun ihtiyaç ve çıkarları için... Halkı aldatmak, sömürmek için değil, ona hizmet için... Hem de Hak rızası için, Hakk’a dayalı sistemde halkına adaletle, Hak için hizmet ne güzel... Böyle adil siyasete İmamı Gazali’nin “en şerefli meslek” demesinin hikmetini günümüzde daha iyi anlayabiliyoruz...

Hangi hukukla, hangi sistemle yönetileceğimizin sözü, kararı da siyasetçinin yetkisi, görevi ve sorumluluğu alanındadır.

Kişilerin, STK’ların hizmet alanları sınırlı olup, bu faaliyetlerini hak ve sınırlarını mer’i hukuk/ siyaset belirler. Siyasetteyse hizmet alanı, ihtiyaçlar kadar çok ve geniştir. Hukuksuz nasıl olmazsa, siyasetsiz de olmaz, olamaz. Hukuku kim va’z edecek? Hangi hukuk tercih edilecek? Devlet tüm kurum ve kuruluşlarıyla nasıl yapılandırılacak? Kuvvetlerin görev ve yetki alanlarını, temel konuları belirlemek, bu konuda söz söylemek yetkisi siyasetindir. O nedenle hukuk ve siyaset iç içedir. İnsanda bedene, tüm organlara göre baş neyse, yönetime, düzene göre siyaset de öyledir. Her bedende bir baş, bir de kalp yok mudur?

Şeriat adına, tarikat adına nice sapkınlıklar meydanda! Dini kim koruyacak? İslam’a saldırıları, sömürüleri, tahrifat çabalarını kim önleyecek?

Din-devlet, din-dünya, din-siyaset ayrımları, ayrıştırmaları neyin nesi? Din, siyaset, hukuk hep iç içe bir ekmel nizamın bölünemez unsurlarıdır. Bunları kim birleştirecek, bütünleştirecek? Onlar birleştiğinde biz de birleşmiş olacağız...

Bu süreçte hepimiz, tüm Müslümanlar olarak dünyalıklarla çetin, zorlu bir sınavdayız. Ya bugünkü gibi dinimizden verip, dünyayı satın alacağız; yahut da ahiret hayatını, Allah’ın rızasını, her şeyin, herkesin rızasının üstünde tutarak yeniden izzete, barışa, adalete kavuşacağız.

Özgürlük ve izzet... “Devletin bekası” da Rabbülalemine teslimiyetten geçer. O’na teslim olunca, tüm bağımlılıklarımız, insanlara köleliğimiz, bağlarımız çözülür. Yeniden dirilir, yeniden izzet ve devlete kavuşuruz.

Kardeşlik, birlik, sevgi, saygı, adalet, barış, huzur... Saadet ancak ve yalnız İslam’dadır! Vesselam.