ÇOĞUNUZ, psikolojik danışmanlık dersleri almışsınızdır

ya da el kitapları okumuşsunuzdur. Lakin psikolojik düşmanlık diye bir

hastalık ya da menfi bir duygu var mı bilmiyorum ama realitede böyle bir vakıa

bulunmakta.

Psikolojik olarak bir dine, bir ırka, bir halka, bir

görüşe, bir aileye ya da ailenizden birine hatta yakınınıza dahası çok

sevdiğinize bile düşmanlık, genlerinizde taşıdığınız bir çizik gibi

psikolojinize kodlanmıştır.

Moderniteyi yeniden düşünürken, çağlar geçse de biz

olabildiğince hız ve teknolojik devrimleri ardımızda bıraksak da, bu ilkel

duygudan yakamızı sıyıramayız. O nefret edilen dinin ya da ırkın bütün

mensupları kötüdür, ölümcül virüs gibi bir kaşık suda boğulmalıdır. Hadi bu

duygu evrenseldir, diğer milletlerle paydaşızdır fakat galiba sadece bizim

topraklara özgü bir tür gaddarlık var ki.

Huyumuz kurusun. İlle de ailemizde, en yakınlarımızda

psikolojik düşmanlıklar yaşarız.

Kayınvalide ve gelinlerden ölesiye nefret edeceğizdir.

İlle de annelerimizin gelinleri.

Hep yarış halinde olacağız, işleri ellerinden kapacağız, anne

ve babalarımızın gözüne girmek için bak hiç iş yapmıyor yükünü, sırtına

vurmak için olmadık entrikalarda bulunacağız. Hatta sabah erkenden kalkıp

mutfağı kapıp, bak tembel gelin hâlâ yatıyor diye maçı bir sıfır önde

götüreceğiz. Eğer yanılıp da uykuda kalmışsak hazırladığını beğenmemeler,

yememeler, laf sokmalar gaddarlığını yapacağız. Ki bazen anneler de kızlarını

bu yola sürüp, düşmanlığa büyük katkıda bulunurlar. Her yarışı, her laf

sokmayı, susarak seyrederek onaylar, memnun kalırlar. Hiç aklına gelmez,

evladım sen ne yapıyorsun, o da benim ciğerimin köşesi diye uyarmak.

Arkadaşım anlattı, bir yakınının cenazesinde, hatta cenaze yerde iken bile

kahvaltıda görümcesi bazlamayı almış, o acısına rağmen ağabeyinin eşi yanında

olduğu için lafı yapıştırmış, ay bu bazlamayı annemde birisi yapmıştı

rezaletti, annem gibi yapmaya çalışmış ama ağzıma alamadım, Arkadaşım,

kayınvalidem de yanımda idi, belli ki beni iyice arkamdan çekiştirmişler

yetmedi bir de yüzüme söyleyerek, ne kadar kötü bazlama yaptığımı ispata

çalışarak canımı acıttılar.

Sonra o bazlamanın öyküsünü anlattı:

üç yıl önce idi kayınvalidemlere soğuk bir şubat günü

ziyarete gittik iki yaşlı da hasta idi, sokağın fırınından her sabah ekmek ve

simit alıp kahvaltı yapıyoruz, o gün kayınvalidem, kızım bazlama varsa

alıver , dedi, fırına gittim ki poşet içindeki bazlama, yemyeşil küflenmiş, eve

gittim küflü olduğunu söyleyince, annem, geçen gün de ben aldım demek küflüymüş

tadı bozuktu ama görmedim yedim dedi, öylesine üzüldüm ki der gelin, hemen

hamur yoğurur, kahvaltıya yetiştireyim, der o arada kollarında omuz başlarında

kas yırtıkları vardır çok ağrımaktadır, saçını bile tarayamamaktadır ona rağmen

bazlamayı yoğurur, pişirir, sofraya getirir ama kayınvalidesi pek yemez, ikiye

kırar, olmamış gibi surat asar sonra bütün gün mideme dokundu diye sızlanır.

Fakat ev halkı, herkes iştahla yerler, kimseye dokunmaz. Üç yıl sonra, cenazede

gelin anlar ki kendisinin bütün samimiyeti ile yaptığı bazlama bir devlet

sorunu olmuş, önüne konmuştur. Oysa üniversite mezunu ve şehirli olan gelin,

bazlamayı sevmemesine rağmen, ağrılı kolları ile sırf köylerinin yiyeceği

olduğu için, sevdiği insanlara makbule geçer diye ne fedakârlıklarla yapmıştır.

Arkadaşım, ama müthiş bir öğreti buldum yıllar süren bu

düşmanlıktan demekte, nedir diye sorduğumda , ben gelinime daha şefkatli

davranmayı öğrendim onlardan demekte. Sokrat ta öyle demiyor mu, düşmanlığın

kaynağı bilgisizliktir diye, arkadaşım da gelin düşmanı bu aileden, gelin

sevgisini öğrendiğini, gelininin yaptığı bütün yemeklere bir değil bin teşekkür

ettiğini söylemekte. Demek ki sevgi, düşmanlıktan bile öğrenilebiliyormuş.