Reklamı Kapat

Duyarsızlık cana minnet

Dertsiz, tasasız yaşanan bir süreç. Dert ya da tasa ancak bireysel. Her bir birey kendi derdinde, başka bir şey umurunda olmuyor. Canın ve ruhun acısı kişinin kendisiyle sınırlı. Etrafında neler olup bittiği umursanmıyor.

Çember daralmadıkça ve kişinin kendisine dayanmadıkça rahat ve huzur içinde olunuyor. Dünyayı, insanlığı kasıp kavuran, yakan, ateşlere veren ve hızla dünyayı cehenneme çeviren hiçbir oluş umursanmıyor. Dert sadece kişinin kendisi ile sınırlı olunca ne yazık ki durum böyle.

İnsan ve kendisi başlıca sorun. Ya da daralan bir hayat anlayışı. Aşkın ve sevdanın yakıcılığı da dar bir alanda. Kimse kimseye yanmıyor, dert ortağı olmuyor.

Bir başka deyişle insan sadece kendini kurtarma ve koruma çabasında.

İşlenen cinayetler, toplu intiharlar, on yıllardır süregelen çatışmalarda ölenlerin durumu ne tartışılıyor ne de söz konusu olabiliyor.

Nefret ve öfke insanda insanî olan olgunun çok ötesinde.

İnsanların zor zamanlarda kana gereksinimi var. Her insanın kanı kıymetli. Savaş veya felâket zamanlarında en çok gereksinim duyulan. Bir insandan alınan kan bir can kurtarmaya neden olabiliyor. Ama insanların kanlarını oluk oluk akıtmadan da zevk alınıyor.

Can kurtarmak için bir kişiden alınan bir kan, başkasına verildiğinde bu hangi ırka ait insanın kanıdır denilmiyor. Türk, Arap, Acem ya da Kürt kanı mı diye sorulmuyor. Ya da zor zamanda alınan ve verilen kan sahibi hangi ırktandır diye sorulmuyor.

Irkçılık üzerine oluşturun kan, renk ve boy değeri nedense farklı tanımlanıyor. İnsan olmanın ötesinde gibi bir durum söz konusu oluyor. Hâl böyle iken insanları renklere, kabilelere ve kavimlere göre tanımlama ne yazık ki yaygın bir durum.

Kendilerini başkalarından üstün görme sadece sınırlı düşünüşün bir sonucu.

İslâm’ın özünde insan aynı atadan gelme. Yeryüzüne dağıldıktan sonra çeşitleniyor. Düşünüşler ve inanışlar farklılaşıyor. Peygamberler silsilesi aynı ruh üzere olan tek yönelim. Müslüman olan bu bilinci taşır. İnanış olarak herkes kendine yakın olana sevgi besler. Arkadaşlıklar ve dostluklar da böyledir.

Hakikat arayışında ve yaşayışında olanlar için insan asıl öz ancak iman ve bağlanmada Müslüman müminler birbirlerine doğal olarak yakındırlar. Ancak Müslümanlar aralarında renk, boy ve görünümde sadece dış etkenler.

Müslümanlar bağlanışları bakımından hakikat üzere olduklarından birbirlerine daha yakındırlar. Dayanışma içindedirler.

Müslümanlar, yaşayışları ve tutumlarıyla özel konumdadırlar. Birlik inancına bağlıdırlar. Hayatlarına sadece Allah ve peygamberleri merkezdir. Müslüman'ın amentüsü birlikte oluşun asıl özü. Sorumluluk alanının belirlenişi. Çerçevenin genişlemesinin tek amacı ve hedefi.

İnsanı kurtarma birlikte yaşama çabası bir ideal. İnsanı yok saymak, sadece kendiyle sınırlı tutmak giderek daralan bir hayat anlayışı.

Köle ruhluluk çok yönlü. Tüketimin yani kapitalist hayat anlayışının kölesi olmak, bu uğurda yaşama bencilliği kendisinin yok olmasına neden. Sınırsız bir uçurum. Bu, kişiyi doyumsuzluğa ve bencilliğe götürür. Kendi kendine tapınmaya...

İnancı ve imanı insan hayatından çıkarmak, insanın kendi kendisini bir put hâline getirmek dışsal daha çok dünyevi bir bakış. Bu kimseler kendilerinden başkalarını asla göremezler. Kimseyle hemhâl olmazlar.

En iyisine, en konforuna varma bir hayat anlayışı olunca kendinden başkasını gözü görmüyor. Onun canı da kanı da ancak kendisi için kıymetli. Dünyada neler olup bitiyor o kimseyi ilgilendirmiyor. Komşuluk bağ ve ilişkilerinin kopma nedeni de bu. İnsanı bağların zayıflamasının nedeni de. İnsan sadece kendini görüyor başkasını görmüyorsa sorun büyük.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?