Almanya’dan Türkiye gündemini takip ederken bir şeyi net görüyorum: Hukuk savunusu bazen ilkeye göre değil, sonucun kimin lehine olduğuna göre yapılıyor.

Demokrasilerde insanların ne söylediği kadar, aynı konuda yıllar sonra ne söylediği de önemlidir.

Çünkü siyaset sadece iddia değil, hafızadır.

Son günlerde yine mahkeme kararları, hukuk, meşruiyet ve “karara uyulur mu uyulmaz mı?” tartışmaları dönüyor.

Bir taraf çıkıyor: “Direneceğiz.”

Bir taraf çıkıyor: “Mahkeme kararına rağmen olmaz.”

Bir taraf da hukuk dersi veriyor. İnsan ister istemez arşivi açıyor.

Ve arşiv bazen bugünkü tartışmalardan daha yüksek sesle konuşuyor.

Bir dönem manşetlere çıkan şu sözler hafızalarda duruyor:

“Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum.”

“Uymuyorum.”

“Sessiz kalırım ama kabul etmiyorum.”

Yine başka dönemlerde: “Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır.” denildi.

O gün bu çıkışları alkışlayanlar vardı.

Mahkeme kararını eleştirmeyi demokrasi sayanlar vardı.

Hatta mahkemeye direnen ilk derece mahkemelerini “helal olsun” diye tebrik edenler de oldu.

Bugün ise aynı çevrelerden şu cümleler geliyor:

“Yargı kararına uyulmalı.”

“Direniş olmaz.”

“Hukuk devletine saygı.”

Burada mesele kimin haklı olduğu değil.

Mesele ölçünün değişip değişmediğidir.

Çünkü hukuk; dost için başka, rakip için başka uygulanırsa artık hukuk olmaktan çıkar.

Bir mahkeme kararı yanlış bulunabilir.

Eleştirilebilir.

Siyasi olarak sert biçimde karşı çıkılabilir.

Ama dün “uymuyorum” cümlesini meşru görenlerin bugün aynı tavrı darbe gibi anlatması insanlarda doğal olarak şu soruyu doğuruyor: Ölçü hukuk mu? Yoksa kararın kime çıktığı mı?

Tam da burada merhum Necmettin Erbakan’ın 1998’de Refah Partisi kapatıldığında söylediği sözler üzerinde düşünmek gerekiyor.

Partisi kapatılmıştı.

Kendisine siyasi yasak gelmişti.

Ama şunu söyledi: “Anayasa Mahkemesi kuruluş itibarıyla Türkiye’nin en yüksek mahkemesidir… Bu kararlar vahim hata olsa dahi hukuk devletinde kararlara uyulması gerçeğini ortadan kaldırmaz.”

Bu söz önemli.

Çünkü o gün mağdur olan tarafın ağzından çıktı.

Kolay olan kazanınca hukuk istemektir.

Zor olan kaybedince de hukuk diyebilmektir.

Bugün biri çıkıp: “Mahkeme bana karşı karar verdi, tanımıyorum” yarın öbürü de: “Ben de tanımıyorum” der.

Sonra herkes kendi mahkemesini kurar.

O zaman hukuk değil, güç konuşur.

Elbette mahkeme kararları eleştirilebilir.

Ama dün mahkeme kararlarını küçümseyenlerin bugün hukuk nöbeti tutması da; dün hukuku savunanların bugün sonucu beğenmeyince direniş dili kurması da toplumun hafızasında soru işareti bırakıyor.

Belki de asıl soru şu: Biz gerçekten hukuku mu savunuyoruz, yoksa sadece bizim lehimize çalışan hukuku mu seviyoruz?

Whatsapp Image 2026 05 23 At 19.25.09 (3)Whatsapp Image 2026 05 23 At 19.25.09Whatsapp Image 2026 05 23 At 19.25.09 (2)Whatsapp Image 2026 05 23 At 19.25.09 (1)