Mesele ciddi. Kendi elimizle kendi başımıza ördüğümüz çoraplar ayağımıza dolanmaya başladı. Vizyona bir film girdi. Tartışmaya açık sandılar mevzuyu. Piyasanın ikiyüzlülüğünü görmüş olduk. Hayranlığın boyutları bizi nerelere sürüklüyor görmek için bir fırsat var önümüzde. Belki naifliğimizden dillendirmediğimiz hadiselerin bizi derdest etmeye başlaması vakıanın boyutlarını yüzümüze vuruyor aslında.
Mecid Mecidi ve İran Sineması, bizim sinemacılarımızın uzun zamandır ilgisini çeken ikonlardır. Bir furyadır aldı başını gitti. İran Sineması ile yattık kalktık. İmgecilik, dışavurumun sessizliği, muhalifliği öf öf. Öldük bittik. Kendi sanat filmlerimizde olduğu gibi. Fransa etkisini hiç düşünmeden, oryantalizm algısını görmezden gelerek hem de. Cesaret edemedik bağlantı kurmaya. Fransız bohem ve yalnızlığının “sanat” olarak okunması şaşırtmadı bizi. Muhalif İranlı sinemacıların Fransız hayranlığını okuma ihtiyacı hissetmedik hiç. Ayakkabısı olmadığı için okula gidemeyen küçük kızın draması kaplamıştı her yanımızı. Kalem yerine ruj kullanması bir çocuğun imgecilik sınırlarımızı ziyan etmişti. Peki, ne oldu? Sinemacı abiler ve ablalar. Yaptığınız okumaların ve tahlillerin, güzellemelerin, konferansların sonucu nedir? Ülke sinemamıza ne fayda sağladınız?
İran seviciliğiniz yüzünden tartışmaya açık olmayan sahnelerin yer aldığı Mecidi filmi karşısında ikiyüzlülüğünüzü görmüyoruz mu sandınız? Sinemanın evrensel bir dili olamayacağı gerçeği zorunuza gitti mi? Mesele dini öğelerimiz olduğunda sinematografinin ve prodüksiyonun bizi nasıl zorladığını gördünüz mü? Hadi temizleyin bakalım şimdi. Özgürlük adı altında sinemayı kılıf yaparak istediğimizi söyleyebiliriz mi diyorsunuz? İstediğimizi resmedebilir miyiz? Kafanız karıştı değil mi? Güzel…
Özgünlüğü kaybettiğimiz zaman dış etkenlerin bizi mahkûm etmesi kaçınılmazdır. Biz dünya sinemasını okumaya harcadığımız zamanın bir kısmını kendi sinema dilimizi oluşturmaya harcasaydık keşke diye hayıflanmıyor musunuz? Bunca yazıp çizdiniz. Tavsiyeler verdiniz gençlere. Ahkâm kestiniz. Ülke sinemasına ne kattınız? Mustang filmine Kültür Bakanlığı ödenek çıkardığı zaman diliniz ve kaleminiz ne ile meşguldü? Muhteşem Yüzyıl’da tarihimize hakaret söz konusu diye popüler olan çığıra ayak uydurmayı becerenler mevzu Alemlerin Efendisi olduğu zaman işin tekniğinde boğulmayı nasıl becerdiniz? İçinde bulunduğumuz durumu aşağılık kompleksi olarak okuyan sadece ben olamam değil mi?
Yaptığı filmi Fransızların yahut Amerika film endüstrisinin ödüllendirmesini hedef haline getirmiş fikrimizden utanmak için geç değil biliyorsun. Anlattığımız hikâyelerin izlenmesi abes değil. Sanat çukurunu derin kazmaya gerek yok. Kırkların, ellilerin filmlerine büyüttüğümüz hayranlığın bugün karşılığı yok. Kompleksimizin bizi başka ülkelerin bağımsız filmlerinin limanlarına sürüklediğini fark etmek öldürmez bizi.
Aksiyonun korkağı reaksiyonun kahramanlarısınız siz!
Hükümetleri put edinmişiz. Devleti adalete, devleti doğruya sürükleyecek kişi halktır. Hâlâ Batı’nın anlattığı Doğu’ya göre kendi doğusunu ve doğrusunu anlatmaya çalışan aşağılık kompleksine düşmüş güruhla yapılamaz tabi bu.
Kızgınım. Yazının burasına kadar bunu anlamadıysanız daha farklı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Fakat bildiğim bir şey var. Kimse bugünü ve bugünün hikâyelerini konuşmak istemiyor. Herkes entelektüel! Herkesin enteline kimse karışamaz diyenlerin sayısı da fena. Edindiği bilgi üzerine manipüle olmadan fikir sahibi olduğunu cesurca söyleyebilenler beri gelsin. Zira Mecidi’nin son filmini eleştiren arkadaşlara baktığımda aynı kaynaktan beslendikleri hissi kaplıyor beni.
Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Nabi Avcı, Türkiye’ye nasıl turist çekeriz toplantılarından fırsat bulabilirse bu filmin lisansını iptal etsin! Vebali üzerinden atmak için, kim olduğunu hatırlamak için en azından. Gündemi takip eden bizlere de çok iş düşüyor. Güdülmekten vazgeçmenin yolunu bulmak gerekiyor. İnternetten ve kitaplardan edinebileceğimiz bilgileri bize kendi doğrusu gibi satanların ikiyüzlülüğünü pazara çıkarmamız gerekiyor.
Evet, biz bu ülkede kendi hikâyelerimiz sinemada anlatmanın bir yolunu bulamadık. Yurt yapmak için acımadığımız paranın onda birini bu işler için harcamayı küfür saydık. Bu ezilmişliğin önümüzdeki filmi “ama”lamasına izin vermek en basit ifadeyle acizliktir, korkaklıktır!
Gitmeyin bu filme! Gişe yapmasını kolaylaştırmayın. Devamı çekilmesin bu filmin. Kriteri Hollywood olanın burnu fitneden kurtulmaz. Sinema içten dışa doğrudur. Biz kendi insanımıza kendi hikâyelerimizi anlatalım. Dışarıda da izlensin. Onlar sevsin diye yapılmasın bu işler. Müslüman yaptığı her işi en iyisini hedefleyerek yapar zaten. Sanatsal kaygı duyduğumuz kadar inancımızla alakalı kaygılarımızı da gözden geçirelim.
Konu daha uzar. Fakat ertelenmiş sözlerimizin bizi daha kötüye götürdüğünü görmek derdimizi daha sert ifade etmemizi gerektiriyor sanırım. Susmak vebal olmaya başladı!
Kalbinizin sahibine emanet olun…
Eyvallah!!!