İnsanların dünyası, sistem tarafından kendi hayatiyetine uygun biçimde zorunlu olarak şekillendirilmekte ve zorunluluklar alışkanlık haline getirilmektedir. Zihni melekeleri bu alışılmışlığın dışına çıkamayacak kadar baskılanırken; hayata bakışı onu anlamlandırışı da nüanslarla birbirinden ayrılmaktadır. Bugün durum şu şekilde seyrediyor; ya entegre olur, sesini çıkartmadan efendi gibi biçilen rolü oynarsın ya da yok edilirsin. Genelde iki yol da sistemin dışında kalan özellikle İslam toplumları, doğu toplumları ve Afrika toplumları tarafından uygulanıyor. Hiçbir şekilde sistemin işlemediğini söyleyen, düşünenler iş başında bırakılmıyor. Giderek ümitsizlik ve çaresizlik pompalanarak dirençli son birkaç kale de yıkılmaya çalışılıyor. İnsanların ümitleri, heyecanları bile bir rüzgâr gibi yansıtılıp yalancı baharlarla büyük kâbuslara dönüştürülüyor. Sistem bütün farklılıkları öğütürken, yeryüzünde ki bütün değerler de büyük bir vakum makinesi ile çekiliyor. Sistem, doğal olarak varlığını devam ettirmek için kendisini değiştirme kabiliyetine sahip en önemli gücü, İslam toplumunu, iğdiş etmek için bütün yolları denemekten geri durmuyor.
Müslümanların bilinçaltı bir sürü zırva ile sürekli doldurulmaktadır. Her gün yüzlerce anons merkezinden otomatik olarak; Müslümanlar, tahkir edici kimliklere büründürülüyor. Aynı zamanda da zihni, maddi ve manevi dünyaları yıkılırken, kitleler halinde kıyımlara maruz kalıyor; toprakları, servetleri, hayatları ve umutları çalınıyor. Yetmiyor gibi birçok kere aldatıldılar ve sonucunda sömürgeleştirildiler. Bir kısmı direniş gösterip ayağa kalkmaya çalıştığında zorla veya rüşvetle ya da işbirlikçi yönetimler vasıtası ile hadleri bildirilerek sisteme entegre edildiler. Her yerde ve her anlamda saldırıya uğrayan Müslümanlar sayısız iftiraya da maruz kalırken; aynı zamanda onlar, saldırgan, yıkıcı, kanun tanımaz, terörist, barbar, köhne ve çağ dışı bir mahlûk olarak gösterildiler ve gösterilmeye de devam ediliyorlar. Dünyanın gözünde yegâne kurtuluş reçetesi, bir korku nesnesi haline getirilerek etkisi kırılmaya, yok edilmeye çalışılıyor. İslam âlemi ise buna adeta iç bölünmeler, ulusalcı, mezhepçi ihtilaflar ve suni kavgalarla çanak tutuyor. İslam coğrafyasının, İslam düşüncesinin, medeniyetinin böyle yaralanması, aşağılanması ve istedikleri gibi gösterip, yanlış tanıtmaları ise kahrediyor. Hele Müslüman toplumların buna kayıtsızlığı ise en büyük zul’e sebep oluyor. Böylesi bir sevimsiz durum haliyle mazlumlara ümit vermiyor, çıkış arayan diğer toplumlar açısından da anlaşılmanın önünü tıkıyor. Çünkü insan sevmediği bir şeye yaklaşamaz haliyle anlayamaz, tanıyamaz.
Bugün ne Müslümanlar kendini ifade edebiliyor ne de sistem buna izin veriyor. Sürekli bir perdeleme ve maskeleme durumu yaşanıyor. Belki bunda en önemli etken ne olduğunu temsil etmede yaşanıyor ki, özellikle 11 Eylül’den sonra öncelikli olarak ne olmadığımızı anlatmak durumunda kalıyoruz. Bu bakımdan hep bir adım geride başlıyoruz. Onun için İslam’ın derinliğini, kuşatıcılığını yüklenip ortaya çıkamıyoruz. Peki, ne yapmalı? Nasıl açığa çıkartmalı, bu düzeni nasıl değiştirmeli? Her şey güçlü bir inançla başlar, sevgi ve şefkatle yol alır. Güven ve umutla halka halka yayılır. Öyle bir insanlıkla donanmalı ki; bütün ön yargılarla hareket edenler, peşin hükümlerle izleri karartanlar ne kadar çaresiz olduklarını görebilsinler. Hani “seni öldürmeye gelen sen de hayat bulsun” düsturundaki canlılığı, diriliği, yaşatma heyecanını görüp, yola yoldaş olabilsin. Onun için şair Didem Madak’ın dizesindeki gibi “Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin…”gidilmedik gönül, sarılmadık yara bırakmazsak işte o vakit bütün bulutlar dağılacak ve inşallah bu düzen değişecek. Yeter ki ümidi üzme, kendine küsme! Son sözü Neşet Baba söylesin “Aşkınan çalışan yorulmaz!” Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“tavşandım dağına kalbini kapatan bütün kalpler zaten bana uzaktı” Hatice ÇAY, Yedi İklim)
“tavşandım dağına kalbini kapatan bütün kalpler zaten bana uzaktı” Hatice ÇAY, Yedi İklim)
NOT: Kalbin ritmini dinlemek gibi bazen sadece dinlerken müziği, kendi içinde yol alırsın. Bütün zamanlar geçiş töreni yapar, usulca zihninde… Bugün öyle bir gün sadece dinle! Kalenderi’den, sözleri Ziya Paşa’ya ait olan bir parça: “Dehri Gezsen”
Bize Kadar
1- Cahit ZARİFOĞLU “Ruhumuz dar bir şeridin içinden sızılarla geçiyor” diyor.
2- Hz. Ali, modern insanın durumunu özetliyor; “Arzularına hâkim olamayan kişi, zihnine de hâkim değildir.”
3- Carl G. Jung, İnsan Ruhuna Yöneliş adlı eserinde “Kendimizi baskı altına aldıkça, bilinçaltının tehlikeleriyle daha fazla yüz yüze kalırız” diyor.
4- Konfüçyüs, “En büyük övüncümüz hiç düşmemek değildir, düştüğümüzde kalkmaktır her zaman” der, doğru bir söz. Ama biz düşmeden dağılıyoruz.
5- J. Heartfield, “Burjuva Gazetelerini Okuyanlar Kör ve Sağır Olur: Sizi Aptallaştıran Sargıları Çıkarın Kafanızdan!” diyor. Bunu medya’nın bütün enstrümanlarına uyarlayabilirsiniz.
6- Bu hafta, Akif Emre’nin Büyüyen Ay yayınlarından çıkan kitabı “Çizgisiz Defter” var masamızda. Akif Emre ile medeniyetin kökenlerine doğru geziyor. Bir başka açıdan bakıyoruz geçtiğimiz şehirlere, kültürlere…
7- Bu hafta, Bahman Ghobadi’nin 2004 yapımı filmi “Kaplumbağalar da Uçar / Turtles Can Fly”ı izliyoruz. Dünyanın en önemli sorunlarından biri olan mayın tarlaları ve savaş ortamında büyüyen çocukları konu alan filmde, para karşılığı bölgedeki mayınları toplayan çocukların dramatik öyküleri anlatılıyor.
Dağarcık
Faiz Dediğin Nedir? Getirmişsin bir bankaya 100 TL koymuşsun. Banka sana bir sene sonra 150 TL veriyor. Arkadaş bu 50 TL’yi nereden buldun da verdin bana? Ben 100 TL’lik mal üretmiştim. 100 TL’lik tüketme hakkım vardı. Aradan bir sene geçti, benim üretmem artmadı ki ben bir şey üretmedim. Sen bana bu tüketme hakkını nereden veriyorsun?
Bunun iki tane yolu var: Ya üreten bir adamın hakkını aldın bana veriyorsun veya açıktan para bastın bana veriyorsun. O da yine üretenin hakkını bana veriyorsun demektir. Faiz çalışan insanın hakkına tecavüzdür. Faiz demek üretmeyen adama tüketme hakkı vermek demektir. Bu da zulümdür. Adaleti bozar. İşte kapitalist düzenin zulmü felaketi buradan ileri geliyor. ( Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’dan tadımlık…)
TEKKE
“Allah yolundaysan koş. Koşmak zor geliyorsa hızlıca yürü, zor geliyorsa sadece yürü. Bu da olmuyorsa sürün, fakat asla geri dönme!” (İ. Şâfiî Hazretleri’nden Tadımlık)
Bir lahza
-Bilgi ancak bir ahlak kurumuna dayandıkça geçerlidir.
+Bilimi ahlak dışı hale getiren tek eleman insandır.
+Hiroşima’yı hatırla! (Solaris’den bir kesit, 1972)