Milli Görüş; bir dağın zirvesinde dört mevsim erimeyen kar gibidir.. Kimi zaman çok, kimi zaman az; ama hep varızdır. İyiliği emredip, kötülükten men edecek topluluklar, çok da olsalar az da olsalar dağın zirvesindeki hayat kaynağıdır insanlık için. Yeryüzünü ayakta tutan, yeryüzüne direk olan dağlar misali, Milli Görüş hareketi de milletimizin dağlarıdır. Erbakan Hocamızın, “Milletin inancı, kimliği, tarihi, ruh kökü” olarak ifade ettiği Milli Görüş, varlığıyla ülke ve milletin de yegane teminatı olmuştur. Son yarım asrın her mevsiminde, gelişen her şartta ve oluşan her zeminde milletin güvenini ve umudunu cezbetmiş, bugünlere taşımıştır.

Bu memleketin son yarım asrından Milli Görüş’ü çıkarırsanız geriye millet adına yapılmış bir şey kalmaz. Geçen zamanın bize öğrettiği hakikat şu ki; bu millet Milli Görüş’süz yapamaz. Bu milletin umudu, bu milletin beklentisi, bu milletin teveccühü Milli Görüş’ten çalınıp da iktidar partisine yamandığı günden beri yaşananlar ortadadır. İki yakamız bir araya gelmiyor, gelemiyor.

Böyle bir zamanda Saadet Parti’miz Büyük Kongre için istişare sürecini başlattı. Saflar sıkışacak, heyecan yinelenecek, fedakarlıklar  taçlanacak inşallah.

Milli Görüş, mevsimlik bir hareket değildir. Milli Görüş;  gelip geçici bir heves, gelip geçici bir fikriyat ve gelip geçici bir örneklem de değildir. .  “Temel esasları” olan, “teamülleri” bilinen, yarım asırlık bir tecrübe hazinesine sahip olan bir harekettir Milli Görüş. İstişare; Milli Görüş’ün başarısının anahtarıdır.

Erbakan Hocamız’ın iki dudağının arasından “ben” dediğini bir kez dahi duyanımız yoktur herhalde. 40 yılı aşkın zamanda adeta tek başına omuzlarken davamızı  “ben değil, biz derdi” hep. Erbakan Hocamız bile “Keramet bizde değil, Milli Görüş’tedir” derken, biz nasıl “ben” diyebiliriz ki!..

MİLLİ Görüş; bir dağın zirvesinde dört mevsim erimeyen kar gibidir.. Kimi zaman çok, kimi zaman az; ama hep varızdır. İyiliği emredip, kötülükten men edecek topluluklar, çok da olsalar az da olsalar dağın zirvesindeki hayat kaynağıdır insanlık için. Yeryüzünü ayakta tutan, yeryüzüne direk olan dağlar misali, Milli Görüş hareketi de milletimizin dağlarıdır. Erbakan Hocamızın “Milletin inancı, kimliği, tarihi, ruh kökü” olarak ifade ettiği Milli Görüş, varlığıyla ülke ve milletin de yegane teminatı olmuştur. Son yarım asrın her mevsiminde, gelişen her şartta ve oluşan her zeminde milletin güvenini ve umudunu cezbetmiş, bugünlere taşımıştır.

BU ÜLKENİN SON YARIM ASRINDAN MİLLİ GÖRÜŞ’Ü ÇIKARSANIZ, GERİYE BİR ŞEY  KALMAZ!

Şöyle düşünelim: 1969’da yola çıkılmamış olunsaydı… Milli Nizam kurulmasaydı. Milli Selamet hükümet olmasaydı.  Refah, belediyelerde ve 54. Erbakan Hükümetinde efsaneleşmeseydi.  Fazilet olmasaydı. Saadet, Milli Görüş sancağını 15 yıldır şerefle taşımamış olsaydı.  Yayın hayatında 44’üncü yılını tamamlamakta olan Milli Gazete hiç çıkmamış olsaydı… 70’li yılların o zor günlerinde Akıncılar olmasaydı… Dün Milli Gençlik Vakfı, bugün Anadolu Gençlik Derneği “Önce Ahlak ve Maneviyat” bayrağını açmamış olsaydı… Hak-İş Memur-Sen kurulmasaydı..  Bugün 40 kadar Milli Görüşçü kuruluşumuz hayat bulmasaydı… İlk açan çiçek olarak baharın müjdecisi Erbakan Hocamız siyasete hiç girmeseydi…  Şunlar şunlar olurdu; bunlarsa olmazdı diye sıralayacak değiliz.

Milli Görüş’ün varlığının ehemmiyetini idrak etmek adına soralım sadece: Bu ülkenin son yarım asrından çıkarsanız  Milli Görüş’ü, Erbakan Hocamızı; memleket, millet ve ümmet adına yapılmış geriye ne kalırdı acaba? İktidarda ya da muhalefette  Milli Görüş olmasaydı, gelen her iktidar bu millettin inancından, kimliğinden ve ruh kökünden daha büyük parçalar koparmaya devam edecekti. 

HAKİKAT ŞU Kİ; MİLLİ GÖRÜŞ’SÜZ OLMUYOR!

Geçen zamanın bize öğrettiği hakikat şu ki; bu millet Milli Görüş’süz yapamaz. Tek başına iktidar da olsanız, güçlü de görünseniz, medya gücünüz de olsa Milli Görüş’süz olamayacağı da ortadadır!? Bu milletin umudu, bu milletin beklentisi, bu milletin teveccühü Milli Görüş’ten çalınıp da bugünkü iktidar partisine yamandığı günden beri yaşananlar ortadadır. İki yakamız bir araya gelmiyor, gelemiyor. Milli Görüş’e ambargo konmasaydı, Milli Görüş’ün önüne barajlar kurulmasaydı (Allah-u alem) FETÖ gibi yapılar da kendisine boş bir meydan bulamayacaktı. 15 Temmuz gecesi yaşanan hain darbe girişimi de göstermiştir ki, bu ülkenin, bu milletin tek yerli ve milli hareketi, tek teminatı Milli Görüş’tür.  Görülmüştür ki, bir takım stratejilerle Milli Görüş engellendiği zaman, sun’i olarak oluşturulan siyasal ve sosyal boşlukta kökü dışarıda projeler, yapılar bu memleketin başına bela olarak sarılmaktadır. Batıl, panzehirin olmadığı her yere sızmakta mahirdir. Milli Görüş, bu milletin hem antibiyotiği hem de vitaminidir. Nitekim; siyaset arenası, Meclis’imiz, televizyon ekranları, gazete sütunları Milli Görüş’e kapatılmasaydı, hiçbir yapı bu milletin kalbine bir hançer gibi sokulamazdı.  Son yaşadıklarımız da tekraren bize şunu söylüyor: Bu ülkenin Milli Görüş’e her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

SAFLAR SIKLAŞACAK… HEYECAN YENİLENECEK… FEDAKARLIKLAR TAÇLANACAK

FETÖ’nün yıkıcı, yok edici izlerinin giderek derinleştiği… Her şeyin allak bullak edildiği… Devlette neredeyse taş taş üzerinde bırakılmadığı… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle “at izinin it izine karıştığı”, dış borcun 710 milyar dolarlara tırmandığı… Kıbrıs’ın Avrupa’ya/Rumlara sunulmak üzere yeniden tepsiye konduğu, İsrail’le normalleşip anlaşmaların imzalandığı, Faiz virüsünün ülkede kanser gibi hızla yayıldığı, AB normlarının mevzuatımızı, yasalarımızı hızla ele geçirdiği, İslam Birliği talebinden bile yavaş yavaş vazgeçildiği.. Üretimin terk edildiği, D-8’lerin unutulduğu bir zamanda… Milli Görüş’ümüz, Saadet Parti’miz Büyük Kongre’ye gidiyor.. Kongreler kimi siyasi partiler için Genel Başkan seçimlerini ve parti yönetimlerindeki değişimleri ifade ediyor olabilir. Elbette Saadet Partisi için de geçerlidir bu. Fakat kongreler siyasi hareketler için daha başka, daha ulvi anlamlar da taşırlar. Hele ki Milli Görüş partileri için kongreler safların sıklaşması, heyecanın yenilenmesi, eksiklerin tanzimi, azmin ve kararlılığın ahde dönüşmesi anlamlarını da yüklenirler. O güne kadar yapılmış olan gayret, cehd ve fedakarlıklar taçlanır adeta.

GELİP GEÇİCİ BİR HEVES, MEVSİMLİK BİR HAREKET DEĞİLİZ!

Saadet Partisi Türkiye’de politik arenada yer alan oy pusulasındaki sıralı partilerden birisi değil, insanlığa hizmet yolunda sorumluluğa sahip olan Milli Görüş hareketinin partisidir. Şu çok iyi bilmeliyiz ki, işte bu sebeple dün Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet’teki her Büyük Kongre’mizde olduğu gibi bugün Saadet Partimizin 30 Ekim kongresinde de bütün gözler üzerimizde olacak.

Milli Görüş, mevsimlik bir hareket değildir. Milli Görüş;  gelip geçici bir heves, gelip geçici bir fikriyat ve gelip geçici bir örneklem de değildir. Milli Görüş hareketi rastgele bir parti değil, tarihin en büyük devletinin milletinin aslına, özüne, ruh köküne dönmesi olayıdır.  “Temel esasları” olan, “teamülleri” bilinen, yarım asırlık bir tecrübe hazinesine sahip olan bir harekettir Milli Görüş. “Sizden/İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun” emrine sımsıkı sarılan, “İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” müjdesine mazhar olmak için canla başla, ihlasla çalışan kardeşler topluluğuyuz biz. Yoluna barikatlar kurulan, dikenler dökülen; partileri kapatılıp, yasaklar konan Milli Görüş hareketi, onca badireyi onca engeli vazgeçilmez “temel esaslarına” sımsıkı sarılarak ve istişarede sebat ederek aşabilmiş, ümmet şuurunu ayakta tutabilmiştir. İstişare; Milli Görüş’ün başarısının anahtarıdır. Öyleyse biz Milli Görüşçülere düşen vazife; bu anahtarı Milli Görüş’ün dününe, bugününe ve yarınına yakışır güzellikte kullanmak; istişaremizi her zaman olduğu gibi en güzel şekilde tamamlayıp milletimizin huzuruna varmaktır.

GÖNLÜMÜZDEKİ ASLAN, DAVAMIZDAN SEVİMLİ OLAMAZ

Orada burada her biri birbirinden kıymetli isimler konuşuluyor. Fıkhınca; usulünce, üslubunca elbette konuşmalıyız. Lakin sosyal medya mecralarında lüzumsuz, hatta Milli Görüş’e yakışmayacak  tartışmalara tutuşmuş kardeşlerimizi müşahede ediyoruz. Herkesin gönlünde bir aslan yatıyordur elbet. Fakat hiçbirimiz için gönlümüzdeki aslan davamızdan daha sevimli olamaz. Hiçbirimiz “illa benim adayım” kalıbına giremez. Hiçbirimiz “illa ben olacağım” diyemez. Elbette ki her birimiz, nefis elbiselerimizden soyunarak davamız için söyleyeceğimizi söyleyeceğiz, hayırlı olacağını düşündüğümüz ismi, isimleri yerinde ifade edeceğiz.

Hani bir söz vardır ya; “Hızlı gitmek istiyorsan yalnız yol al; uzağa gitmek istiyorsan birlikte yol al”. Biz nesillere, çağlara gitmek zorundayız. Biz hepimiz birlikte yol almak zorundayız. Çünkü Saadet Partisi iktidarına, Milli Görüş iktidarına sadece biz değil bütün mazlumlar, bütün insanlık muhtaç. Gece gündüz dua ettiğimiz, dualarımızla birlikte gözyaşı döktüğümüz yeryüzünün dört bir bucağındaki mazlum Müslüman kardeşlerimizin Saadet Partisi’nin iktidarına ihtiyacı varken, biz en fazla kendimiz gibi davranmamız, davamıza sarılmamız gereken bir süreçte, nefsimize sarılamayız.

Belki de Milli Görüş hareketinin en önemli karar virajlarından birindeyiz. Milli Görüş’ün temel esaslarına bugüne dek sadık kalıp da, “kardeşimiz için yaşadığımızı” dosta-düşmana iftiharla göstereceğimiz bir zamanda temel esasların dışında davranmak hepimiz için Allah muhafaza kayıpların en büyüğü olacaktır! Elhamdülillah, Milli Görüşçülerin büyük bir ekseriyeti olarak ailemize, evladımıza, en sevdiklerimize esirgemediğimiz hassasiyetin de fazlasını istişaremizin gereklerine gösterebiliyoruz.  Kimyamız hala sapasağlam şükür. Nefis terbiyesini esas alan biz Milli Görüşçüler olarak bu bir aylık süreçte de kimyamızı bozmayacağız inşallah. Yeri gelince, “ben  değil kardeşim” deme faziletini yaşıyor, yaşatıyor olmak bir siyasi hareket için Allah’ın en büyük lütuflarından birisidir!

“KERAMET BİZDE DEĞİL, MİLLİ GÖRÜŞ’TEDİR”

Erbakan Hocamız’ın iki dudağının arasından “ben” dediğini bir kez dahi duyanımız yoktur herhalde. 40 yılı aşkın zamanda adeta tek başına omuzlarken davamızı  “ben değil, biz derdi” hep. Erbakan Hocamız bile “Keramet bizde değil, Milli Görüş’tedir” derken, biz nasıl “ben” diyebiliriz ki!..

Ülkemizde ve dünyada bu davayı hiç yılmadan omuzlayan ve ömrünün sonuna kadar yürüten, bizleri de bu yolda çalışmaya sevk eden, çalışma azmimizi artıran Erbakan Hocamız’a bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet olsun, cennetinde bizleri hep beraber buluştursun.

Allah (c.c) kongremizde her birimize yüz aklığı nasip buyursun.

Yeni Hicri yılımız, camiamıza, milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayırlı olsun. Amin…