Sözün kıymeti kalmadı. Değişik ve süslü elbiseler

biçtiğimiz için mi dersiniz, vicdanımız örselendiği için mi, yoksa kulağımızdan

girenlere dikkat etmediğimiz için kalbimizin kararmasından mı

Söz ile inanç arasındaki köprüleri yıkmamızın önemli

olduğu aşikar. Sonuçlarını önemsemeden gerçeği haykırmak dediğiniz durum senaryoların

tasarrufuna terk edilmiş. Yarınlarda bugünler için kahramanlık hikayeleri

yazılamayacak maalesef! O duruş kayıp. Çanakkale de öldük biz şehidlerimizle.

Hâlâ onların hikayelerine ah lamamız sanırım bu yüzden.

Aslında elimizde olan zaman bugün. Fakat bir irade

ısrarla bizi bugünden mahrum bırakıyor. Hikayeler ya dünün hikayesi ya da yakın

gelecek yahut hiç gelmeyecek zamanın hikayelerini satıyorlar bize. Tamam, onlar

satıyor ama biz de alıyoruz. Sayfalarca, senaryolarca, kitaplarca, prime time larca

söz birikiyor. Fakat bugün zayi! Arayan da yok gerçi

Yarınlarda da bizim dün ümüzün hikayelerine öykünecek

insanlar. Biz ezbere alıştık çünkü. Olması gerekenle, böyle yapılması

lazım lar yer değiştirdi. Alıcı kaygısı fikrimizi zehirledi. Arz ettiğim talep

edilmez diye talep edileni arz eden bir yapıya dönüşüverdik. Bu hız çağı

ayağımıza dolandı. 10 saniyede meşhur olabilme fikri esir aldı bizi. Sözümü

kendimiz kıymetsizleştirdik biraz da. Ölüp gitmiş efendilerin sözlerini

kehanet misali mandalladık zihnimize. Öğüt olduğunu unuttuk söylenen ve

yazılanların. Ruhunu anlamadık. Geçmişin eser verene abileri kendi dönemlerin

yaralarını kaşıyıp portreler çizerken bize kendi zamanımızı çizmemizi

söylüyorlardı aslında. Bugünün yaralarını, bugünün sokaklarını, bugünün

yangınlarını ve yağmursuzluğumuzu anlamadık!

Galiba biraz da işimize geldi. Ezberlemek üretmekten

kolaydı. Başkalarının kelimeleri arasında saklanalı beri gölgemizi yitirdik.

Gölgesiz insanın sesi de yitti bir süre sonra. Dostlar tefekkürde görsün

sessizliğimizin sebebi telefonlara gömülüp kiralık fikir aramamızdan ibaretti

aslında. Sessizliğimizin içinde birikmesi gereken infial bulutları bir türlü

bir araya gelemiyordu.

Kendimizi tüketiyoruz gün be gün. Ve maalesef bunu

ahmakça okumalar yaparak gerçekleştiriyoruz. Adres sormaktır okumak aslında.

Yolu kendin yürümek zorundasındır. Fakat biz ona bile tembelleşiverdik.

Derdimiz adres sormak, derdimiz yürümek değil. Biz tabldotçuyuz. Bizi arabayla

alsınlar ve gidilecek yere bıraksınlar istiyoruz. Unuttuğumuz önemli nokta ise

şu. Direksiyonda biz olmuyoruz. Yol nereye gider bilmiyoruz. Nereye varacağımız

bile belli değil. ( ) Doğru. İşin burasında biraz düşünebilmek ruhumuzu sanki

biraz daha dinginleştirecek gibi.

Hayal dünyamız da tarumar. İhtiyaçlarımıza muhtaçlığımızı

bile reklamlara terk etmişiz. Kapital sistem söylemeden neye ihtiyacımız

olduğunu kestiremez olmuşuz. O söyledi diye muhtaç duruma düşmek nasıl bir

acizliktir. Sosyallik anlayışımız 3-5 meşhurla selfie yapmaya indirgenivermiş.

Entelektüellik dediğinse sahaflarda bile bulunmayan kitaplardan alıntı

yapabilmekmiş! İslamcılık dün bir mücadelenin adıyken bugün etiket olmuş. Sözün

hikmetsiz kalmasının sebebi olarak gösterilebilir mi bunlar Belki

Bir duruş sergileme merakı aldı gidiyor. Oysaki

yürüyüş göstermek gerekli. Yürünebildiğini Yalnız da kalsan sonu belli

olmayan yolların kalabalıkların kullanımında olmasını umursamadan yürüyebilmeli

insan. Menzilini bilmeli insan. Menzilde kendisini bulacağını bilerek heyecanla

atmalı adımlarını.

Nasıl olsa yalnız kalabileceğimiz hiçbir yer yok! 

O söz ün peşinde tüketiyoruz aslında ömrümüzü. Mekke

beklemişti o söz ü. Huzaalı bir şairin diline vermişti Rabbim. Herkes rüya

yordu der Yusuf için Firavun un farketmesini sağlayack söz dü beklenen.

Kurtuluş için gereken söz ün karşılığıydı Akif in kaleminden dökülenler.

Gördünüz mü bende eskilere gidiverdim. Bugünden söz yok çünkü heybemde. Ama

farkındayım. Bugünün gramerine aşina olsun dilim diye bir mücadele vereceğim.

Bugünün hikayelerini anlatmaya çalışacağım hep. Tarihe sadece adres soracağım.

Hikayelerin çok iç açıcı olacağının garantisini veremem. Anlatılmayı bekleyen

çok hikaye var çünkü O hikmetli söz ü aramaktan da vazgeçmeyeceğim!

Hikmetli söz le saklambaç oynuyoruz sanki. Sorun şu ki

sobelenemiyoruz. Ya biz çok iyi saklanıyoruz, yahut söz bizi bulmak

istemiyor. Sizce hangisi

Kalbinizin sahibine emanet

Eyvallah!!!