Barınma - Dua:
Bedenin karşılanması gereken bir başka ihtiyacı da barınmadır. Hayatın idame ettirilebilmesi, aile çatısı oluşturulabilmesi, menfi doğa şartlarından korunabilmesi gibi zo-runlu ihtiyaçlar, barınma ihtiyacı kapsamındadır.
Buna karşılık ruhun da karşılanması zorunlu olan dua ihtiyacı vardır. Tıpkı barınmada olduğu gibi ruhun diğer ihtiyaçları da dua ile ilintilidir. Huzurlu olma, kendini güvende hissetme, iyiliklerde bulunup kötülüklerden sakınma gibi ihtiyaçlar ise dua ihtiyacı kapsamındadır.
İnsan, barınağında yer, içer, dinlenir, uyur, çalışır, yardımlaşır ve böylece hayatını idame ettirir. Duayla ise Rabbine sığınır, O’ndan korunma diler, O’ndan yardım diler. O’ndan huzur, sağlık ve ebedi saadet ister. Yüce Allah, Peygamber Efendimize hitaben buyurdu ki ‘Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.’
Barınma ihtiyacı karşılanmadığı takdirde, insan ortalıkta kalır ve hayat şartlarının önüne çıkaracağı tehlikelerden korunamaz. Aile olma ihtimali zayıf olur veya var ise ailesi dağılır. Öte yandan dua ihtiyacı karşılanmazsa insan huzu-ru yakalayamaz. Elinde olanlar gün gelip elden gittiği zaman, isyana varacak hallere bürünür, hatta intihara kadar varacak haramlara tevessül eder.
Giyinme – Irzı koruma
İnsan bedeninin giyinme ihtiyacı vardır. Bu sadece insana has bir ihtiyaçtır. İnsan, iklim ve yaşam şartlarına uygun giysilerle bedeninin giyinme ihtiyacını karşılar. Buna karşın ruhun da ırzın korunması ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın karşılanması, giyinme üzerinde tezahür eder. Giysi, inanç (helâl-haram) ölçülerine uygun olursa ruhun ırzın korunması ihtiyacı karşılanmış olur. Bir anlamda giysi ırzı koru-manın en önemli unsurlarındandır. Tabi bu arada gelenek ve göreneklere uygun giyinme de toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Gelenek ve göreneğe uygunluk, kültürlere göre farklılık arz edebilir. Vazgeçilmesinde bir beis görülmez. Ancak helâl ve haram ölçüsü hassasiyet arz eder ki ruhun ırzın korunması ihtiyacının karşılanması da bununla alakalıdır. Giyinmenin standardı ise nas (Kur’an ve sünnet) ile sabittir.
Kur’an’ı Kerim’de ırzın korunması ile ilgili ayetler vardır.
Yüce Allah, ‘Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki Allah, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar...’
Dikkat edilirse, Mümin erkek ve kadınlar, öncelikle harama bakmaktan men edilmişlerdir. Arkasından haram işlemeye sebebiyet verecek olan ırzlarını korusunlar şeklinde uyarılmışlardır. Yani örtünmeyi Yüce Allah’ın emrine uygun bir şekilde yapsınlar ki başkalarının haram işlemesine neden olmasınlar. Hatta kadınlar daha cazibeli bir yaratılışa sahip olduklarından, ırzlarını gereği gibi koru(ya)mamaları ihtimaliyle daha da ayrıntılı bir şekilde uyarılmışlardır.
Buyurdu ki Yüce Allah, ‘Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet(yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kar-deşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!’
Peygamber Efendimiz de: ‘Kadın, örtünmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker.’ buyuruyor.
Kadının bu denli örtünmesi gereği, onun yaratılışı itibariyle cazibeli olmasındandır. Kadın ırzını koruma ölçülerine riayet etmediği takdirde insani ilişkilerde ahenk bozuluyor, zinaya varacak günahlar işleniyor... Bazen bu nedenlerle cinayetler işleniyor.
Erkeğe gelince onunla ilgili de ölçüler vardır. Peygamber Efendimiz, ‘Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır.’ ‘Diz kapağı avret yerindendir.’ buyuruyor. Bu kıstas zaruret durumlar için geçerlidir. Kadına göre çok daha ağır işlerde çalıştığından dolayı erkeğe böyle bir ruhsat verilmiş olabilir. Tabii ki erkeğin de vücudunu gelenek-göreneklere uygun bir şekilde örtmesi gerekmektedir. Yani uluorta her yerde bahis konusu giyinmesi ahlaken de şık durmaz.
Temizlik-Tövbe
İnsan bedeninin temel ihtiyaçlarından bir diğeri de temizliktir. Bedensel temizlik, sağlıklı olmanın en temel şartlarındandır. İnsan, sağlığı için bedenini temiz tutmak zorunda olduğu kadar, yaşadığı yeri, kullandığı eşyayı da temiz tutmak zorundadır. Çünkü her türlü maddi temizlik beden sağlığını direkt veya dolaylı olarak etkiler.
Bedenini kirlerden arındıran insan, ruhunu da kirlerden arındırması gerekir. Peki, ruh nasıl kirlenir ve kirlerinden ne şekilde ve ne denli arınabilir? … İnsan ruhu günahlarla yani günah işledikçe kirlenir. Kirler zamanla kalbi kaplar ve insanın insani duyularını köreltir. Nihai olarak bu durum, kimi insanda ruhi bunalım, kimi insanda da başkaları üzerinde baskı ve tahakküm kurma şeklinde tezahür eder. O nedenle insanın hem kendinin huzurlu bir hayat sürmesi ve hem de insanlığa fayda sağlaması için bu kirlerden de arınması gerekir. İşte bu kirleri temizlemenin bir yolu var ki o işlenen günahtan pişmanlık duymak ve hemen arkasından güzel bir tövbe etmek ve de Rabbinden af dilemektir. Tövbenin kabul olanı bir daha günahlara dönmemek üzere yapılan tövbedir. Buna nasuh tövbe denir. Buyurdu ki Yüce Allah, ‘Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.’
Nihayet bu hususta Peygamber Efendimiz, ‘Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vaz geçip tövbe istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta arttırılır ve sonunda tüm kal-bini kaplar. Allah’ın (kitabında) ‘Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları, kalplerini paslandırmıştır.’ diye bildirilen pas işte budur.’ diye buyurmuştur.
Peki, günah işlemeyen insan olur mu? … Peygamberler haricinde bütün insanlar günahtan beri değildir. Sahabe günah işlemekten Peygamber Efendimize yakındığında, O, ‘Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.’ şeklinde cevap vermiştir. Yani insanın bedeni kirlendiği gibi ruhu da kirlenebilir. Ancak, insan hiçbir zaman bedenen kirlenmeyi istemez. Kirlendiği takdirde ilk fırsatta temizlenir. Aynı şekilde ruhen de kirlenmeyi istememesi ve kirlendiği takdirde de hemen tövbe ederek arınması gerekir. İnsan isteyerek ruhunu kirletmeye kalkarsa bunu temizlemesi mümkün olmayabilir. Yani insan şöyle bir düşünceye asla sahip olmamalıdır! ‘Ben her daim günah işleyip, tövbe edersem, Allah benden daha çok hoşnut olur.’ Hayır! Yüce Allah’ın böyle bir vaadi yoktur.
‘Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp edip de kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için Ahiret’te elem dolu bir azap hazırlamışızdır. buyrulmuş-tur.
Esasen beden ve ruh nasıl birbiriyle iç içe ise her ikinsin ihtiyaçları da aynı şekilde iç içedir. Mesela abdest ruhsal bir ihtiyaçtır ancak bedensel boyutu da vardır. Hem bedene ve hem de ruha faydası vardır. Keza namaz, oruç vs. bunlar hem beden ve hem de ruhi ihtiyaçlar arasına konulabilir.
…
Gerek beden ve gerekse ruhun ihtiyaçları bu saydıklarımızdan ibaret değil elbette. Daha birçok ihtiyaç sıralamak da mümkündür. Amaç hâsıl olduktan sonra mevzunun uzatılması çok bir anlam ifade etmez.
İhtiyaçlar karşılanmazsa ne olur?
Ruhun ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur? ... İnsan, itaat etmezse ilahlık taslar, tefekkür etmezse kadere inanmaz, ilim edinmezse çokbilmişlik taslar, adil olmazsa zalim olur, cömert olmazsa cimri olur, iffetli olmazsa şehvetinin esiri olur, tevekkül etmezse korku ve endişe içerisinde yaşar, dua etmezse bencil olur, ırzını korumazsa ahlak-i dengeler bozulur, tövbe etmez ise günaha gark olur, cihat etmezse bana neci olur, sâlih amel işlemezse helâl-haramı gözetmez, iman etmezse ateist, münafık kâfir olur.
Zamanla zulüm eder, eşkıya olur, şeytanın has adamı olur. Arsız, hırsız, ahlaksız olur. Yalan söyler, alay eder, kendini beğenmişlik yapar. Baskı kurar, haksızlık yapar, Nemrut olur, Firavunlaşır, katliam yapar; bu yüzden dünya savaşları olur, Irak yaşanır, Afganistan yaşanır, Filistin yaşanır; Suriye, Mısır, Arakan yaşanır. Bundan dolayı dünyada krizler çıkar; afet olur, salgın hastalık çıkar, kısacası insan(lık) çeşitli musibetlere maruz kalır.
Peki ya bedenin ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur? ... İnsan, hükmedemezse çaresiz kalır, düşünmezse dar görüşlü olur, bilimle ilgilenmezse cahil kalır, şöhret sahibi olmazsa esarete razı olur, servet edinmezse muhtaç olur, barınma ihtiyacını karşılamazsa ortada kalır, giyinme ihtiyacını karşılamazsa çıplak kalır, temiz olmazsa sağlığı bozulur, yemek yemezse altı haftada, su içmezse altı günde, havasız kalırsa altı dakikada ölür…
Beden ve ruhun duyuları
Ruh ve bedenin karakteristik olarak başka özellikleri de var elbette ki. Konuyla alakalı olduğu için hem bedenin hem de ruhun sahip oldukları algılama yetileri üzerinde de durmak gerekir.
Bedenin: görme, tatma, işitme, koku alma ve dokunma gibi algılama yetileri (duyuları) vardır. Buna karşılık ruhun da acıma, sevinme, heyecanlanma, merhamet etme, şefkat gösterme gibi müspet; nefret, kıskançlık, şaşkınlık şüphelenme, korkma ve öfkelenme gibi de menfi duyuları vardır.
Ruhla ilgili sayılan bu müspet ve menfi duyular, ruhun gıdasını alıp-almamasıyla alakalıdır. Ruhun ihtiyaçları, gereğince karşılanırsa müspet, karşılanmazsa menfi duygular ön plana çıkar ve insanın karakteri de buna göre şekillenir.
Bitti