Gerçi "Anneler Günü" üzerinden üç gün geçti ama hangi gün annelerin değildir ki. Bir insanın hayattaki bu en büyük sevgisi, hangi saat yâd edişten azadedir ki.

Ne dersek diyelim, mayısın ikinci pazarı; gide gide bir bayram hüviyetine bürünmekte. İnsanlar çarşı-pazara koşmakta. Bütçelerine göre, sevgileri yanına bir hediye paketlemekte. Bazen annelerin çöpe atacağı kadar değersiz eşyalara, çocuklar kuruş kuruş biriktirdikleri harçlıklarını yatırmakta. Kimi zaman da hiç ziyaret edilmeyen anneler, bu şartlı günün hatırına anımsanıp, kapıları çalınmakta. Bu yüzden bazı gönlü kırık anneler, mayısın bu pazarına birkaç gün kala atlayıp uçağa, İstanbul dan kaçmaktalar. Riyakâr evlâdların işleri çok yoğundur gelip anneyi görememektedirler ama kurgulanmış Anneler Günü kudsiyetine toz kondurmayışlarına da anne, tahammül edemiyordur.

Anneciğimin vitrininde kırk yıldır durmakta, ilkokul birinci sınıfta aldığım el yapımı, Paşabahçe, kulplu çay bardakları. Onları kullanmaya kıyamadı, bir sanat eseri gibi sakladı. Gençlik yıllarımda, bu günler, emperyalistlerin tüketim dayatmasıdır deyip Anneler Günü nde ona hediye almadım. Her gün annelerindir deyip, Peygamberimizin hayatından örnekler verdim, cihada gelen bağlısını; nasıl, "git annene bak" diye yönlendirdiğini anlattım. Kayınvalidem de o yıllarda çok içerledi, telefonla bile olsa açıp gününü tebrik etmeyişime, izahatlarımı suskun dinledi. Sonra tekrar, madem insanla ilgili güzel bir gün deyip, annemle her gün buluşup konuşsam da; "Anneler Günü"nde gittim. Mahallemizdeki anne kaybetmiş komşularımızdan utana sıkıla, hediyelerimi, çiçeklerimi saklaya saklaya gittim. Bütün anneler gibi o da bir telâşla erkenden kalkıyor, çok güzel yemekler hazırlayıp, bizleri bekliyordu.

Ama bu anneler günü çok çetindi. Azûrde bir dal, bûselik makamında bir kuş, eflâtun açmış güller, annemi daha çok hatırlatıyordu. Bir çocuk gibi mahzun kalmıştım. Ab-ı revân da gezintilerimiz bitmişti. Ev bomboştu. Kırık dökük kayınvalidemi aradım. Elimde tek annem; o, kalmıştı. Ona da birşey olacak diye korkuyordum.Çok iyi bir dosttu, bir sevgi kalesi de o idi, ben ağlayınca o da ağladı; "anneciğine Anneler Günü hediyesi olarak; kırk yasin yolluyorum" dedi.

Hediyenin günü, saati, sınırı mı olur İki bayramı bile çok bulanlar olsa da; insanlara her gün bayram. Merhametliler için sadece kendi annelerinin günü olmamalı, mayısın ikinci pazarı. Mahallenin kimsesiz, yoksul, hasta annelerinde de, kendi annelerimizin kokusu saklıdır. Arkadaşlarımızın anneleri de ne kadar azizdir bizler için. Bu akıllı, şirin şahsiyetler; ilk gençliğimizde bizlere yol göstermiş, hastalandığımızda çorba pişirmiş, gelin olduğumuzda çeyizlerimize seccade nakışlamışlardır. Ne kadar emekleri vardır üzerimizde. Bu yüzden Anneler Günü nde, anneciğimin başındaki gülleri hüzünle seyrederken, komşu annelerimin de yanına gidiyorum.Kastamonulu Naciye hanım teyzenin ikindi çayları yanındaki nefis böreklerden daha değerli olanı; bizlere gösterdiği sevgi ve ilgi idi. Rüveyda hanım teyze, okuldaki öğretmenimden daha sevecen o vakit ayırmıştı bana. Bir çocuğa bugün ayrılamayacak kadar zamanı gözden çıkarıp; kaliteli sohbetlerle hayatımı yönlendirmişti. Muhteber teyzenin sabrı mı çoktu ki, o kadar çocuğu arasında çok özel muamelelerle komşu çocuklarına da şefkat ve merhamet sağanağı olurdu. Mahallenin mezarlığında bu vefa abidelerini teker teker ziyaret edip, Fatihalar buketi bıraktım başlarına.

Anneler hep sevgi, şefkat pınarı. Hayattaki en büyük korkularını ne çok tekrar ederler: "Allah evlât acısı göstermesin." Bir anne o en büyük acıyı tattığında, yaşarken ölmüştür. Dalları kırılmıştır. Kökü, topraktan çıkıp, kurumuştur. Çiçekleri solmuştur. Bu yüzden tufeyli bir gencin asker ocağına yollanışında bağrı yanık anne bağırır: "Anan ölsün oğul, sana birşey olmasın." Annem de ağır hastalığında, gözyaşlarımı siler; "Üzülme yavrum, anneniz ölür sizin için" derdi. Anneler hep ölümü kendilerine yakıştırırlar, hep evlâtlarının yanıbaşından kovmaya çabalarlar; derdi, elemi, kederi...

Anneler ve çocukları... Dünyanın en büyük, en gerçek, en katışıksız sevgisi. Hiçbir aşk, beşerden yana; onların yanında tutunamaz. Henüz vakit varken, her günü annelerinizin bilin...