Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Günümüz insanı bilsin bilmesin, yaşanılan olaylar hakkında ve her konuda derin analizler yapmaya meraklıdır. Televizyonlarda yayınlanan gündem konulu programlarda yorum yapan, yaptığı yorumlarla bir tarafa had bildiren, diğer tarafa ise bütün itibarsız işlerine rağmen övgüler yağdıran ekran aydını ve mütefekkirleri de kendince oynanan tiyatroya katkıda bulunmaktadır. Zannetmelerin değerli olduğu günümüz dünyasında, malum çevrelerin de teşvik ve desteği ile zannediciler arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmaktadır. Irkçı Emperyalizmin sınırlarını çizdiği modern cahili düşünme kalıpları kullanılarak yürütülen bu çalışmalar ile milletin gazı, başarıyla alınmaktadır. Gizlenen gerçeğe inat, ustaca pazarlanan belalar, haramlar, fesatlar, yalanlar, adı duyulmamış sapıklıklar ve âlemlerin Rabbi olan Allah’ın gazap ettiği nice şeyler hakikatmiş gibi sunuluyor bu âlemde.
Üstat Necip Fazıl Kısakürek 1947’de yazdığı DESTAN şiirinde kalabalıklara şöyle sesleniyor:
“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını afet; Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyurunuz size durum; Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey, Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem, Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina; Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil; Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu; Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama, Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan! Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz; Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç; Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, aslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.”
Üstadı rahmet ve minnetle anıyoruz.
İslam âleminin içinde bulunduğu bugünkü durum İSLAM’dan kaynaklanan bir durum değildir.
Yüzleştiğimiz durum, Irkçı Emperyalizmin, ABD’nin ve haçlı batının bize dayattığı kölelik zihniyetine rıza gösterip, onlarla işbirliği içinde olmanın tabii bir sonucudur. Hâlbuki ki Allah, Kur’an-ı Kerim’inde Müslümanım diyenlere böyle bir tercihte bulunmayı yasaklamıştır. Peygamberimizin bize bıraktığı KUR’AN ve SÜNNET, bize tevdi edilmiş mukaddes emanetlerdir.
Bu iki emanetin üzerimize yüklediği sorumluluk, dünya hayatı ve yaşanılan olaylarla ilgili olarak yapacağımız bütün değerlendirmeleri, Kur’an ve Sünnette belirtilen ölçme ve değerlendirme esaslarına göre yapmaktır. Değerlendirmelerini bu istikamette yapan Müslüman topluluklar, DOST ve DÜŞMAN ayırımını düzgün yaparak, dostlarıyla ittifak, düşmanlarıyla da mücadele ederler. Müslüman toplumların düşman bildiklerine karşı mücadelesi, bir kıyım ve yok etme savaşı olmayıp, aksine ıslah etme ve zulümlere engel olma mücadelesidir. İnsanlık huzur ve barışa kavuşmak istiyorsa mutlaka bunun İSLAM ile mümkün olacağını anlayacak ve O’na sığınacaktır. Başka da çare yoktur. Bu inanış, MİLLİ GÖRÜŞ olarak SAADET yolculuğuna devam etmektedir. Saadete erenlere selam olsun vesselam.