14 Şubat’ta Münih’te düzenlenmesi planlanan ve “özgürlük”, “insan hakları” ve “İran halkıyla dayanışma” başlıklarıyla sunulan gösteri, Batı kamuoyuna tanıdık bir senaryoyu bir kez daha servis ediyor. Sahnede büyük kavramlar var; fakat bu kavramların altı, her zamanki gibi seçici bir vicdanla dolduruluyor.

İran’daki molla rejiminin baskıcı yapısı elbette tartışmalıdır. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak asıl mesele, bu baskının ne zaman, kimler için ve hangi siyasi hesaplarla gündeme getirildiğidir. Çünkü Batı’nın insan hakları hassasiyeti, evrensel bir ilke değil; çıkarla sınırlı bir refleks olarak işlemektedir.

Bugün Münih’te İran için gözyaşı dökenlerin önemli bir kısmı, aynı günlerde Gazze’de yaşananları görmezden gelmektedir. Çocuklar enkaz altında can verirken, hastaneler bombalanırken, milyonlarca insan açlıkla terbiye edilirken Batı başkentlerinde derin bir sessizlik hâkimdir. Gazze söz konusu olduğunda “güvenlik”, “meşru müdafaa” ve “karmaşık dengeler” hatırlanır; konu İran’a gelince ise birdenbire insan hakları nutukları atılmaya başlanır.

İşte ikiyüzlülük tam da buradadır.

Gazze’de insan hakları askıya alınabilir görülürken, İran için meydanlar kurulması; Filistinlilerin yaşam hakkı yok sayılırken İran halkı adına vitrinler hazırlanması, bu söylemin samimiyetini baştan boşa düşürmektedir. İnsan hakları, eğer gerçekten evrensel bir değer olsaydı, bombanın düştüğü yere göre anlam değiştirmezdi.

Bu noktada “Şah nostaljisi”nin yeniden dolaşıma sokulması da tesadüf değildir. İran halkının hafızasında baskı, işkence ve dışa bağımlılıkla anılan bir dönem, Batı medyasında bilinçli biçimde parlatılmaktadır. Amaç geçmişi temize çekmek değil; geleceğe müdahale için uygun bir psikolojik zemin oluşturmaktır.

Gösterinin zamanlaması bu nedenle ayrıca dikkat çekicidir. Gösterinin, Münih’te aynı gün yapılacak Güvenlik Konferansı öncesine denk getirilmesi, mesajın adresine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu mesaj sokaklara değil; salonlara, yani karar alıcılara yöneliktir. İran halkı adına konuşulan birçok cümle, yine İran halkı olmadan kurulmaktadır.

Batı’nın Ortadoğu sicili ortadadır. Irak’ta “özgürlük” denildi, ülke etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla parçalandı. Libya’da “insan hakları” denildi, devlet ortadan kalktı. Suriye’de “halkın yanında olma” iddiası dile getirildi, milyonlarca insan mülteci hâline geldi. Bugün bu ülkelerde geriye kalan şey demokrasi değil; yıkım, istikrarsızlık ve belirsizliktir.

Buna rağmen Batı, hiçbir özeleştiri yapmadan aynı dili tekrar tekrar kullanmaktadır. Üstelik bu dili kullanırken de Filistin gibi dosyaları bilinçli biçimde görmezden gelmektedir. Gazze’de yaşananlar karşısında susan bir dünyanın, İran konusunda ahlaki üstünlük iddiasında bulunması inandırıcı değildir.

Veliaht Prens’in “referandum” vurgusu kulağa hoş gelebilir. Ancak burada sorgulanması gereken İran halkı değil; halk iradesinin hangi küresel baskılar ve yönlendirmeler altında şekillendirilmeye çalışıldığıdır. Çünkü Batı, halk iradesini yalnızca kendi sonuçlarını ürettiğinde meşru sayar. Filistinlilerin sandıkla verdiği kararlar yok sayıldığında bu gerçek daha net görülmüştür.

Bugün Münih’te konuşulan şey, İran halkının gerçek özgürlüğü değildir. Konuşulan şey; İran’la hangi aktör üzerinden, hangi geçiş modeliyle ve hangi çıkar dengeleriyle yol alınacağıdır. İnsan hakları söylemi ise bu hesabın ahlaki ambalajı olarak kullanılmaktadır. Gazze’de çocuklar ölürken bu ambalajın ne kadar sahte olduğu da açıkça ortaya çıkmaktadır.

İran halkı, ne molla rejiminin baskısına ne de Batı’nın seçici vicdanına mahkûmdur. Ancak bugün sahnelenen bu vitrin siyaseti, halkı özne olmaktan çıkarıp jeopolitik hesapların nesnesi hâline getirmektedir.

Çünkü bu coğrafya, “insan hakları” adı altında yürütülen müdahalelerden çok çekti. Her vitrin projesi, her sözde dayanışma, sonunda daha büyük acılar üretti.

Kalıcı çözüm; Münih’te kurulan sahnelerde, nostalji ambalajlarında ya da seçici vicdan gösterilerinde değildir. Kalıcı çözüm, halkların kendi kaderini, dış müdahale olmadan ve çifte standarttan arındırılmış bir zeminde belirleyebilmesindedir.

Ve o söz, Batı başkentlerinde değil;

Gazze’de bombalar durduğunda, İran’da halk gerçekten özne olduğunda anlam kazanacaktır.

Whatsapp Image 2026 02 06 At 18.32.44

Whatsapp Image 2026 02 06 At 18.32.45