“Dünyanın önemli bir kesimini ve nüfusunu oluşturan Müslümanlar ne olacak?” Bir önceki yazımızı bu soru ile bitirmiştik. Asıl sorun Müslümanlar; ne yaptıkları ettikleri veya genel tutumları. Sürekli bu konu üzerinde farklı nedenler ve gerekçelerle üzerinde duruyoruz. Genel anlamda bir korku, panikle ne olacak kaygısıyla yaşadıklarından sağlıklı bir ruh hali içinde olmadıkları belli. Var olma, ayakta kalma, yaşama telaşı da denilebilinir buna.

İradelerini yitirmiş, kendilerini belli güçlere dayamış, zamana ve geleceğe kendilerini deyim yerindeyse bırakmış durumdadırlar. Çözüm üretme, yol bulma, çıkış yapma yetilerini elden kaçırmışlardır.

Buna iradesizlik desek yeridir. Güce göre yaşanınca zaten kendi olunamıyor.

Bir medeniyet bütünlüğü, millet bilinci olmadıkça sadece ulusal ve lokal bir bakışla oyalanılıyor. Genel gidişat nedir, dalgalar ne yönden nasıl geliyor ona göre bir tutuma bürünülüyor? Denge unsurları yitirildiğinden çözüm olabilecek bir hamlede bulunulmuyor. Çünkü sınırlarını belirleyen veya yeni sınırların tayini bile söz konusu olabileceğinden korkuyla beklenilmekte.

Temiz, sağlıklı, kendinden emin konumlar yöneticiler için önemli. Kişilikli bir duruş, kendinden eminlik hayata ve geleceğe daha sağlıklı bakmaya nedendir. Kişiyi bağlayan kirli bir geçmiş yoksa kişi daha rahat olabiliyor. İnsanların zaafları ya da geçmişteki kimi haksız, yanlış yükleri yani ayak bağları bir anlamda belirleyici oluyor.

Abede Başkanı Trump’a bakın konuşma ve davranışlarını gözlemleyin ve izleyin kime nasıl davranacağını iyi biliyor. Kendinden emin. Güçlü adamın kusurlarının, geçmişten gelen günahlarının veya yanlışlarının hiçbir önemi yok. Zaten yanlışlar üzerine inşa olunduklarından aynı hayatı sürdürmede onlar için bir sorun yoktur. Fakat muhataplarının yanlışları onlar için birer kozdur. Bunu da çok rahat kullanabiliyorlar. Kişiler erdemli olabilseler güçlü olurlar. O zaman dengeleri oluşturmada daha rahat davranabilirler.

Emperyalizm kullanabileceklerini, kullanacakları kişilerle işlerini rahat sürdürebileceklerinden emin olduklarından o adamlarından vazgeçmezler. Kullanamayacaklarını zamanı gelince bertaraf ederler. Bunu Arap Baharı diye tanımlanan emperyal dalgası sırasında gördük. Eskileri bir anda elinin tersiyle bir yana ittiler. Bir kısmını ortadan kaldırdılar. Büyük bir kaos oluşturarak o ülke insanını hem etkisiz hâle getirdiler hem de karmaşa ve kaos içinde bıraktılar. Genel anlamda bir tehdit onların tepelerinden eksik olmadı. Genelde gönüllü olarak teslim olmayı yeğledi Müslüman yöneticiler.

Emperyalizm ne zaman ne kadar şeye gereksinimi varsa salma hâlinde belirledi, onu istedikleri zaman tahsil ettiler. Milyar dolarları çekip aldılar.

Burada bu yöneticilerin rolleri, onlardan beklentileri nedir denilecekse o zaten kendiliğinden belirlenmiş oluyor. O da iktidarlarını elde tutmak, günübirlik yaşamak ya da var olan saltanatlarını sürdürebilecek kadar sürdürmektir.

Emperyalizm kendine göre isimlerin seçimini titiz olarak yapıyor. Genel duruma bakıyor, kimlerle ne kadar yol yürüyebileceğinin hesabını yapıyor. Bölge insanının o tip insanların özelliklerini elbette önemsiyor, ona göre de seçimini yapıyor.

Bu bağlamda Suriye tam bir örnek olarak görülebilir. Geçmişinde cihat yapmış savaşmış, ciddi anlamda etkili olmuş bir karakter onlar için gayet uygundur. Hem Müslüman hem cihatçı hem de yaşayış bakımından çok da aykırı olmayan biri. Eşi tesettürlü ve saygın görünümlü. Bu saygınlık sadece Suriye için değil örneğin başka ülkeler için bile bir ölçü. Geçmişte örtü ve tesettür konusunda yaşanan travmalardan, çektiklerinden dolayı neler olacağına bakmadan kabulleniyor ve mutlu oluyor.

İnancına uygun yaşama özgürlüğü insanın temel haklarından. Fakat siyasal ve ekonomik özgürlük söz konusu olunca o zaman tercihlerle baş başa kalınıyor.