İnsanlığın üzerine abananlar koyulaşarak tam anlamıyla içinden çıkılamaz karabasanlara dönüşebiliyor. Süreçte insanlık bu duruma kendisini kaptırır, onunla yoğrulmaya başlıyor, etkileniyor. Bu, kişiyi ya da toplumu ciddi anlamda etki altında tutuyor. Hayatının bir özü olmaya başladığından itibaren bu karabasanlardan ve baskılardan kurtulması düşünülemiyor. Çünkü karabasan hayatların özü oluyor.

Yaşanmışlıkların getirdiği kalıntılar az olanı veya kısmen rahatlatıcı olanını tercih ediyor. Bu kabulleniş çıkmış bulunulan yolda asıl amaçtan vazgeçilerek belli bir durum ile yetiniliyor. İnsanlığı harekete geçiren bir başlangıcın üzerinde oluşturduğu etkinin geleceğe dönük durumudur. Büyük hedeflere yönelmiş bulunanlar ondan vazgeçmezler. Yollarını ve yolculuklarını, çabalarını sürdürürler. Çaba gösterdikçe güçlenirler. Güçlenme yolun ve yolculuğunun gerekliliğini gösteriyor.

Büyük ideal, büyük hedef daha çok çaba ve daha çok emek gerektiriyor.

İnsanın sınırlı ömrü yapabileceklerinin zaman içindeki aşamalarından sonra görülebiliyor. İlk adımlar ve hamleler önemlidir. Kimsenin yapmaya yüreklenemediğinden yeltenmediği kimi durumlar bir başlangıç açısından önemlidir. Ortaya eserler, oluşlar çıkmaya başladıkça insanın cesareti ve gücü artıyor. Geç kalındığının farkına varılıyor, bir an önce harekete dahil olması gerektiğine inanıyor.

İnanışlar kararlılık getirir. İnanış, kabulleniş ve dahil oluş. Kenarda durup seyirci olmak sadece etkisizlik anlamı içerir. Dur bakalım ne olacak demekten daha çok olur mu olmaz mı ikilemleri içinde kalınıyor.

İkilemler iki şey arasında kalma veya birini kabullenme tercihini gerekli kılıyor. Öylesi bir süreçte bulunuluyor ki ikilemler daha çok başka durumlar da harekete dahil oluyor. İkisi arasında kalınıp her ikisinden de sonuç alınamayınca bir üçüncü ya da dördüncü tercih söz konusu olabiliyor. Bu da kararsızlıkları artırıyor, tercihler konusunda bocalanmalara neden oluyor. Şöyle bir terim oluşuyor. Üçlümler ve dörtlemler. Bu çatallı yol kavşaklarından seç seçebileceğini?

Tercihi zorlaştırma adına gereksiz kimi durumlar öne sürülebiliyor. Emperyalizm İran saldırısı sonrasında, Müslümanlar açısından tercihlerini kolaylaştırıcı çok önemli bir süreç içinde bulunuluyor. Müslümanlar, kaşına gözüne, şekline ve yapısına bakmadan karar vermelerinin zamanıdır.

İran ile Umman ciddi bir güç birliği içindedirler. Bu bir güçtür. Onlara üç katacak komşu ülkelerin kimi yenilgi veya kayıplarını bir kenara bırakmaları, yeni bir karar vermeleri gerekmektedir. Kayıplar yaşanmıştır, geride kalmıştır. Daha büyük kayıpların olması ise kaçınılmazdır. Daha büyük olanının önüne geçmek geçen zarar ve ziyanlar bir kenarda tutulmalı, daha büyük kazanımlara ve geleceğe dönük kalıcı olanına yönelmek bir zorunluluktur.

İnsanlık gereksiz kimi avuntulardan uzak tutulmalı. Filistin, İran, Lübnan savaşında kenarda durmak, oyundan kaçmak bir kazanım değil bir kayıptır. Giderek emperyalizmin hizmetine ve emrine dahil olmadır.

Sağcı muhafazakârların içler acısı durumu her geçen gün daha çok belirginleşiyor. İnsanlığı kuşatan küresel bir işgal güç olan NATO’yu savunuyorlar. İslâmcılardan, inanışı sağlam olanlardan bu beklenmemeli iken onlar daha çok savunucuları hâline gelmişlerdir. Sarıklı cübbeli bu kimseler NATO yandaşı, koruyucusu konumundadırlar. Bunları bu duruma düşüren olgu sadece iktidar güç ve olanakları mıdır? Pazar payını yitirmeme kaygısından mıdır? Bunları emperyal yanlısı hâle getiren asıl neden nedir?

Emperyalizm karşıtı olmak bir insanlık sorunudur, gerekliliğidir. Toplumun hiçbir kesimi emperyalizm yanlısı bir tutum içinde olması beklenemez.