İnsanın çok yönlü bozulduğu, bozguna uğradığı bir dönem. İdeolojilerin insanı insan olmaktan çıkardığı, kendine göre insan tipleri oluşturduğu sürecin sonundayız. İdeolojilerin etkisi ve gücü yok gibi görünüyorsa da varlığı bir çürüme olarak var ve etkili. Bir Müslüman’ın ideali olan büyük düşüncesinden vazgeçişi, bir insanın sahip bulunduğu ya da kimi özellikleri birer temel unsur olarak görmesinin ağır basması önemli bir sorun. İslâm’ı kendi ideolojik dar kalıp çerçevesi içinde görmesi, diğerlerini ise ötelemesi ünün bir anlayışı.

İdeolojileri aşan, insanlığı etki altında tutan siyasal bir dilin varlığı düşüncenin de önüne göçmüş bulunuyor. Bir slogan, keskin bir asıp kesme biçimi olan yargılama, karar verme dili daha ağır basıyor. Aktörün kendisi bile böyle bir komunda olduğunun farkında değil. O başının üzerinde dönen bulutların büyüleyici dalgasında sadece var olmaya, âdeta yüzmeye bakıyor.

İnsanlık için genel olarak tehlikeli olan kimi durumlarda bu koşullu zihinler arenasında görünmez oluyor, tehlikesinin farkına varılamıyor. Öylesine geçiştirilip duruluyor. Etrafımızda dönen büyük dolabın çarkını ellerinde tutanlar istedikleri gibi bu çarkı hızlandırıp yavaşlatıyorlar. Koşullar ve durumlarda kimi aksamalar, yanlışlar var ise onun tam anlamıyla düzene girmesinin ortamı ve koşulları sağlanmaya bakılıyor.

Bu çark İslâm inanç ve düşüncesinin aleyhine, Haçlılık ruhu tarihin hiçbir döneminde ne silinmiş ne de unutulmuş. Çeşitli yol ve yöntemlerle yeniden doğrudan ve dolaylı yollarla gündeme geliyor.

Gazze olayıyla birlikte bu daha çok gündeme geldi. Özellikle de korkaklar, sinikler ve çıkar devşirici yer konumu telaşında olanlar suçu Müslümanlarda görmektedirler. Bu duruma nasıl gelindiği, bundan nasıl kurtulunacağının hesabını ve değerlendirmesini yapmayanlar kaçmanın yollarını arıyorlar.

Büyük İdeal’in, Büyük Hedef’in Müslümanlar için önceliği olması kaçınılmaz.

Karanlıkta, buğulu ortamlarda oyalanmanın zamanı değildir.

İşin tuhafı bugün İran çok büyük bir başarı daha elde etse, İsrail’i tarihten silse ya da böyle bir imkân doğsa buna muhafazakâr, tutucu, şovenler üzüleceklerdir. Kendi kafalarındaki din, inandıkları ırki tutum, ideolojik köhnemiş sağ zihniyet ile gidip NATO lehine gösterilerde bulunabilecek bir bönlük içindedirler.

NATO Türkiye’de toplanıyor. Hedef olarak belirlenen kesimler vardır. Fakat bu onlar için asıl olan değildir. Güçleri istendiğinde istenilenle yaptırımları rahatlıkla yapılıyor.

Dünya Futbol Şampiyonası devam ediyor. Belli egemen güç NATO, AB iş birliği ve kararı sonucunda Rusya bu tür faaliyetlerin dışında tutuluyor. Onları dahil etmeye ya da bir başka alanda aynı faaliyeti sürdürecek yeni bir birlik oluşturulamıyor. Bu da savaşın bir diğer cephesidir.

Müslümanlar önemli bir güçtür. Emperyalizm için en tehlikeli durum Müslümanların aralarında birlik oluşturmalarıdır. Geçmişte olduğu gibi en küçük oluşumlara anında müdahale edilip etkisizleştirilmektedir.

Bir ülkenin siyasal faaliyetlerinde bile kendilerinin aleyhine olabilecek her türlü oluşumun önü kesiliyor. Bir milleti dağıtmanın en önemli yolu böylesine bir hamlede bulunulmasıdır.

Ne yazık ki iğdişleşmiş zihinleri örümcek ağlarını çözmek kadar zor bir iş olmasa gerek. Ne yapılırsa yapılsın onlar zihin dünyalarındaki putlarla karşılık veriyor.

Yeni bir aşk dili gerekli. İnsanı tutkusunun peşinde sonsuzluğa çağıran, götüren, heyecan oluşturan bir aşk dili.

Sahih ve hakiki olanın peşinde olmada rahmet vardır. Çürüyen bir toplumun içindeki çürüklerle değil de bir değer olarak var olanlarla birlikte ancak olabilir.