Bismillahirrahmanirrahim;

DİYANET İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in şimdiye kadar örneği az görülen atılım ve açılımlarına şahit oluyor, kendisinden Allah razı olsun, diyoruz. Özellikle sıkıntılar yaşayan ve İslam’ın pek ulaşmadığı yerleri de ziyaret etmesi takdirimizi artırıyor. Bu hizmetlerde İslam’ın evrenselliği ve kuşatıcılığını görüyoruz.

Muhterem Görmez, son Belarus (Beyaz Rusya) ziyareti dönüşünde Milli Gazete’den Ahmet Yavuz’a uzun bir mülakat verdi (14.11.2016). Bu röportajda çalışmalar özetleniyor, yeni projelerin müjdesi veriliyordu.

Konuşmasındaki, “Mihrabın ruhunu sokağa taşıyacağız” sözü yüreklerimize su serpti. Çünkü İslam hayat diniydi. İnsanlığın kurtuluş reçetesiydi. Dört duvar arasına sıkıştırılamazdı. Görmez’in sözleri samimi Müslümanlara ümit verdi. Yöneticilerimizin, “Devletin yeniden yapılandırılması”nı konuştuğu bir atmosferde, Diyanet’in de gelişmelere ayak uydurmasından daha tabii ne olabilirdi?

FETÖ Vatikan’ın arzusu, ABD’nin desteğiyle yola çıktı. Halkımızın bilgi eksikliğinden faydalanarak koskoca bir ülkeyi 50 sene Allah ile aldattı. Bundan ders alınmasını isteyen Görmez, din görevlilerine yeni hedef gösterdi: “Artık, din hizmeti cami içine gelen insanlara namaz kıldırmaktan ibaret olamaz.”

Diyanet, “görev tanımı”nı da değiştirdi: “Hiç ayrım yapmadan her kesime hizmet sunma anlayışını benimsemeliyiz.” Kadrolar da buna uygun yapılandırılmalıydı. Son görüştüğüm Çameli Müftüsü Bayram Danacı anlatmıştı: “Peygamberlerin sıfatlarından biri fetnet. Akıllı, zeki insanlardan oluşması! Onun içindir ki, din hizmeti yapacak olanlar toplumun en akıllı, en zeki evlatları arasından seçilmeli.”

İSLAM SAMİMİYETTİR

DİYANET İşleri Başkanımız oldukça çalışkan. Terör veya diğer felaketlerin yaşandığı illere gidiyor; oradakilerin sıkıntı ve dertlerini dinliyor ve yöneticilere ulaştırmaya çalışıyor. Din hizmeti götürülme önceliği bulunan yerleri dikkate alıyor. İslam’ın evrenselliğini dünyaya yansıtmaya çalışıyor.

Milli Gazete’deki mülakatında Belarus’ta yaşadığı ilginç ve ibretlik bir hatırasını paylaştı. Orada, Fin ve Uygur kökenli Müslümanların yaşadığı İvya Köyü’ne misafir oluyor. Köy halkı başkanın kaldığı evi öğreniyor: “Misafir kaldığımız evde, ertesi sabah bir kuyruk oluşmuş.” (Halk sebebini anlatıyor.) “Bu eve Kur’an getirdiğinizi duyduk. Hiçbir evde Kur’an yok. İman ettiğimiz Kitabı görmek, öpmek, başımıza koymak istiyoruz.”                   

İç durumlarını yeteri kadar bilmediğimiz bazı ülkelerdeki Müslümanların acıklı halini görüyor musunuz? Onlar bizim kardeşlerimiz! Aynı inancı paylaştığımız insanlar! Onlara karşı kardeşlik görevimiz var. Görmez burada derhal, “Hediyeniz Kur’an olsun” kampanyası başlatıyor. Müslümanlarla iletişim kurulup onların durumlarından haberdar oldukça pek çok yeni yardımlaşma şartlarının oluşacağından şüphe yoktur. Başkan, FETÖ’nün Avrasya’da etkin olup oraları İslam adına oyalamış olmasının üzüntüsünü yaşıyor. 70 yıllık sosyalizm baskısından sonra bağımsızlığını kazanan kardeş ülkelere karşı görevimizi ihmal ettiğimizi hatırlatıyor. Bölgede din hizmetine duyulan ihtiyacı vurguluyor: “FETÖ’den dolayı Avrasya bölgesine özür borcumuz var. Fetret döneminden sonra yeşerecek İslam kimliği başka yönlere kanalize edildi.”   

TÜRKİYE MERKEZ ÜLKE

TARİHTE yüklendiğimiz büyük misyon sebebiyle dünyanın mazlum ve mağdur toplumları pek çok şeyi Türkiye’den bekliyor. Sayın Görmez ziyaretlerinde beklentinin büyüklüğünü yakından görüyor, “yol haritasının yenilenmesi”nden söz ediyor. Devlet yeniden yapılanırken Diyanet’in hâlâ 1926’nın çalışma yöntemleriyle yoluna devam etmesi doğru olmazdı. Değişen şartlara göre kendini yenilemesi gayet doğaldı.

FETÖ’nün din adına Türkiye’de yaptığı tahribat pek çok kişinin ibadetten soğumasına yol açtı. Halk Müslüman öncülere tereddütle bakmaya başladı. Camilerde cemaat azalıyor. Nüfus artışına uygun olarak cemaati artırmanın yöntemleri aranıp bulunmalıdır. Diyanet hızla toparlanmalı, Türkiye ve dünyadaki beklentiye hazır olmalıdır.

ABD’de başkan değişikliği oldu. Yeni başkan Trump’ın kibir ve kural tanımazlığının skandallara sebep olacağı; Batı ülkelerinin yeni arayışlara gireceği konuşuluyor. İslam’ın iyi temsil edilmesiyle çok güzel sonuçlar ortaya çıkabilir. Diyanet ve Müslümanlar buna hazır olmalı.

İslam’ın temsil görevini üstlenenlerin tutumu çok önemli! Bu kardeşlerimiz, Allah Resulü’nün (S.A.V.) devamlı tatlı dil ve güler yüzlü oluşunu unutmamalı; “Hoş söz sadakadır” hadis-i şerifindeki mânâya bağlı kalmalıdırlar. Diyanet, verdiği eğitimlere ilaveten, personeline İslam’ı güzel temsil etme şuuru kazandırmalı; hizmetlerde aşk ve fedakârlık duygusunu canlı tutmalıdır. Din görevlilerinin dünyevileşmesini önleyecek eğitimler verilmelidir. Aylık toplantılar bunun için güzel bir fırsattır. Diyanet, stres ve sosyal sıkıntıların kıskacında bunalan insanlar için, camilerimizi sığınılacak güvenli bir manevi liman haline getirmelidir.