AKP Van Milletvekili ve eski başbakan yardımcısı Beşir Atalay, çarpıcı bir tespit yapıyor. “Gençlik çok aceleci, sabırlı değil. Kısa zamanda çok şey sahibi olmak istiyor. Çabuk zengin olmak istiyor, çok harcıyor” diyen Atalay, “Gençlik çabuk makamlara yükselmek istiyor. Bizim hükümet dönemi de belki bunlara yol açtı. Fazla emek vermeden çok kolaycı. Fazla meşakkat çekmeden çok şeye sahip olmak isteyen bir gençlik var” tespitini yapıyor.
Bunun “bir büyük” problem olduğun söyleyen Atalay, “Türkiye’de şu an ‘burjuva Müslüman’ diye bir hayatı görüyorum. Genel olarak da gençler olarak da. Fazla saltanatlı yaşayan, çok harcayan, israfı olan bir Müslüman burjuva kesimi ve gençliği görüyorum. Bunu çok sorunlu görüyorum” diyor.
Bu sözler hem tespit hem de bir tür itiraf niteliğinde. 80 sonrasında kademeli olarak apolitize edilen, kapitalist ahlak/ahlaksızlıkla yoğrulan, köşedönmeci zihniyete alıştırılan, pop kültürün emrine amade kılınan bir toplumun, özellikle de gençlerin bu dönemde artık ihmal edilemeyecek hale gelen vahim durumunu özetlemiş aslında. Aynı liberal-kapitalist-muhafazakar karması bakışın temsilcisi olarak boy gösterdiklerinden mütevellit bu meseledeki payları da aşikar tabi.
Mütedeyyin kesim, iktidara gelene kadar sürekli olarak iktidar nimetlerinden yoksun kaldığından ve kendi sermaye çevresini oluşturamadığından ötürü, savunduğu idealizme sıkı sıkıya bağlı olarak göründü. Gücün ve maddi menfaatin uzağında olmak, bunların getirdiği “kirlenmeden” de beride tuttu muhafazakar kesimi. Elbette ki, önceki devirlerde gerçekten samimi ve içten pazarlıksız insanların varlığı ve tavrı da bunda etkiliydi.
Ne zaman ki, güç ve iktidarla imtihan olunma devri başladı, savunan ilkeler de müthiş bir hız ve reaksiyonla “esnetilmeye” başlandı. İşte bu esnekliktendir ki, muhafazakarlar “liberal omurgasızlığını” kuşanıp emperyalist ve kapitalistlerle “ortak çıkarlardan” bile bahsedebilir oldu. Gerekçe olarak da sürekli olarak “menfaat” gösterildi. Bir bakıma muhafazakarlar, pragmatizmin ve Makyavelizmin, yani “amaç uğruna her şey mübah” anlayışının sıkı bir uygulayıcısı oldular.
1980’deki 24 Ocak Kararları ile ekonomik liberalleşme (yani küresel kapitalizme entegre olma) yanında 12 Eylül darbesiyle de siyasi olarak emperyalizme eklemlenme süreci başlamıştı. İzleyen yıllarda Türkiye, toplumsal ve kültürel olduğu kadar bireylerin zihniyeti anlamında da küresel sistemin dümensuyuna girdi veya sokuldu. ‘80’de başlayan “değişim”, toplumsal neticelerini elbette ki hemen vermeyecekti ve bu neticelerin alınması da 2000’li yıllarla beraber mümkün oldu. Bugün, Beşir Atalay’ın dert yandığı “gençlik üzerinden tanımlanan sorun”, 30 yıllık sürecin meyvesidir.
Özal dönemiyle birlikte küresel sistemin zerkettiği başta köşedönmeci, menfaatçi, pragmatik anlayış, bugünün gençlerine de herhalde büyüklerinden sirayet ediyor. Büyükleri, güç, makam, menfaat uğruna ilkelerini esnetince gençler için de bu bir ölçüte dönüşüyor demek. Gençlerin önüne ideal olarak maddi menfaatler, makam, mevki türünden dünyevi öncelikler numune olarak konunca, ister istemez onların tavrı da o yönde oluyor belki de.
Beşir Atalay’ın “burjuva Müslüman” ifadesiyle tanımladığı “Fazla saltanatlı yaşayan, çok harcayan, israfı olan bir Müslüman burjuva kesimi ve gençliği” de bir nimettir, yoksa musibet midir, tartışılması gereken bir meseledir artık. “Sıfır emek+baba parası” ile edindiği birkaç yüzbin liralık arabası ile “Bab-ı Haşmetmeap” tarzında ucube isimli ve ilkel bir estetikle saray bozuntusu tarzında döşenmiş kafelerde nargile tüttüren bir gençlik. Oturmasını, kalkmasını, topluluk içinde nasıl davranılması gerektiğini, büyükleriyle nasıl konuşulmasını dahi bilmeyen, tek davası “hiçbir şey” olan bir gençlik…
Sorumluluk makamındakilerin bir türlü teşhisten tedaviye geçemediklerinden olmasın bütün bu sıkıntılar…