Siyasi iktidarın, oy ve destek anlamında belki de en sadık destekçileri genelde emekli kesimi olageldi. Genel durum ve gidişattan şikayet eden, yetkililere sitem eden gençlere karşı emekli vatandaşların zaman zaman sert tepkiler verdikleri birçok habere ve röportaja konu oldu. Hatta, biraz da karikatürize bir ifadeyle, eleştiride bulunan gençlere “çıkar telefonunu” diyen emekliler de siyasi iktidarla özdeş görülür olmuştu.

Elbette tüm emeklilerden homojen bir yapı gibi bahsedilemez ve herkesin de aynı düşünceler ve refleksleri temsil ettiği de söylenemez. Ancak önemli bir bölümünün de bu hissiyatları beslediği de inkar edilemez.

Ta ki birkaç sene öncesine kadar.. Özellikle 2018’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından sürekli olarak dibe doğru giden ekonomi, özellikle Eylül 2021’deki “enflasyonist ortamda faiz indirme” fantezisi sonrası enflasyonun patlaması ve birkaç ayda yüzde 20’lerden yüzde 85’lere “uçması”, hem ekonomik ve toplumsal durumu hem de siyasi dengeleri allak bullak etti. Kontrolden çıkan enflasyon, alım gücünü süratle eritirken halkın reel gelirini de kemirdikçe kemirdi. Zenginin daha da zenginleşip orta sınıfın fakirleşmesine neden olan bu süreç, birçok emekliyi de asgari ücretin bile gerisine attı.

Türkiye, bir zamanlar en büyük avantajı saydığı beşeri sermaye yani genç nüfus avantajını da azalan doğum hızı ve giderek yaşlanan toplum ile kaybediyor. Bu da bir çalışanın daha da fazla “çalışmayana” yani emekliye bakmasına neden olacak. Bunun en büyük riski, halihazırda büyük açıklar veren sosyal güvenlik sisteminin iyice durması olacak.

Öte yandan ise, en düşük emekli maaşı olan 12 bin 500 lira alanların, asgari ücretin hayli gerisinde kalması söz konusu. Milyonlarca insan bu durumda ve bu insanlar bu çetin geçim koşullarında mecburen çalışmak zorunda kalıyorlar. Bir taraftan sistemden çıkmış gibi görünüyorlar ama öte taraftan gayri resmi de olsa sistemin içindeler ve işgücü piyasasını da allak bullak ediyorlar.

Sistem halihazırda pamuk ipliğine bağlı giderken, EYT ile ilave milyonlar da emekli edildi eleştirileri var. Siyasi iktidar, her netameli konuda olduğu gibi bu konuda da kendisini sorumlu görmüyor ve suçu başkalarına atmaya gayret ediyor. Halbuki, 22 yıldır tek başına iktidar olmak bunun tam tersini gerektirir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım 2019’da emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin, “Milletimin zararına olan bir şeye seçim kaybetsek de yokum.” demişti. Bu denli iddialı bir demece rağmen, 28 Aralık 2022’de EYT düzenlemesi “Emeklilik hakkının kullanılması hususunda herhangi bir yaş sınırı uygulanmayacaktır.” sözleriyle açıklandı. EYT serüveni böylece başladı.

28 Mart 2024 tarihinde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, EYT için bu sefer “içimize sinmese de milletimizden gelen talep üzerine yaptık” dedi. Bu açıklamadan daha doğrusu geçen seneki seçimlerden önce EYT’yi çıkarmanın siyasi rantını toplayan siyasi iktidar, seçim atlatıldıktan sonra birden bire gerçeklerle yüzleşti demek.. Halbuki, yönetmenin ilk koşulu “bir işin sonunu görebilmekten” geçmiyor mu? Madem bu denli kötü olduğu düşünülüyordu, günlük siyasi rant uğruna neden böyle bir yola girildi o vakit?

Hele ki, son dönemde iktidar kanadından gelen “fantastik” EYT beyanları vatandaşın zekasıyla dalga geçer hal aldı. AKP eski MKYK üyesi Mücahit Birinci, “O günlerde MKYK’daydım. Reisimiz EYT’ye karşı idi. Ama kişisel kanaatim, karşımızda Türkiye’yi uçuruma sürükleyecek bir Kılıçdaroğlu kafası varken, alınan pozisyon siyaseten doğru idi. Diğer ihtimal gerçekleşse, bugün, belki de Türkiye’nin parçalanması senaryosu ile karşı karşıyaydık” gibi bir ifade kullandı. “Ülkeyi uçuruma sürükleyecek kafanın isteği olan şeyi yaparak, Türkiye’yi parçalanmaktan kurtarmak” gibi fantastik bir şey yapılmış yani!

Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü de, “EYT, 6’lı masanın seçim sürecinde bize dayattığı bir kumpastır. Dünyanın hiçbir yerinde 40 yaşında emeklilik yoktur. Cumhuriyet tarihinde Türk ekonomisinin temeline konulan en büyük dinamittir. Bu zararın baş sorumlusu, SGK eski Genel Müdürü ve onun siyasi ekibidir.” demiş mesela. 22 yıldır tek başına iktidar olan bir partiye, muhalefet nasıl oluyor da bir şeyleri dayatabiliyor acaba? Kamuoyunu bu açıklamalarla ikna edebileceğini düşünüyor olabilir siyasi iktidar ancak yerel seçimde halk, bu sözlere artık ikna olmadığı mesajını vermişti.

Sözün özü, hem tek başına yönetme imkanına sahip olup hem de hiçbir şeyin sorumluluğunu yüklenmemek akla ve mantığa aykırıdır. Yaptığının sebebini ve sonucunu adamakıllı tahlil edememenin vahim sonuçları görülünce, “Akıl bir işin sonunu görmektir” sözü de daha bir önem kazanmaktadır.