İstanbul masalının en güzel eserlerinden biri.

Hatırası büyük lakin,

Anılar günümüzde değer kaybına uğradığından.

Acımasızca örselenmekte, önemsenmemekte, gözlerden saklanmakta, değersiz hissettirilmekte.

Onu gizlemek için etrafına doluşmuş binalar, dev oteller, ticaret haneler; para saymayı daha kıymetli bulmakta.

Adeta yoluna çıkan haramiler gibi beton devler, insanların bu güzeli görüp temaşa etmesini engellemekte.

Arap Camii’nden bahsetmekteyim.

Başına örülen çoraplardan muhtemelen, İstanbul sakinleri dahi göz önünde olmayan; saklanmış, arkalara atılmış, önüne beton sedler çekilmiş bu yapıdan bîhaberler.

Semavi Eyice’ye göre, onunla ilgili, “Emevî Kumandanı Mesleme b. Abdülmelik tarafından 716-717 yılları arasında yapılan İstanbul kuşatması sırasında inşa edildiği” yolundaki rivayet doğru değildir.

Bizans’ın Müslümanlar için yapılmasına müsaade ettiği mescidin ise şehrin içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Galata’da VI. yüzyıla ait Aya İrini Kilisesi’nin kalıntıları üstünde, İstanbul’da Latin hâkimiyeti yıllarında (1204-1261), muhtemelen Katolikler tarafından bir kilise yapılmış, fakat XIV. yüzyıl başlarında bu yapı Dominiken tarikatı mensuplarının eline geçerek aynı yerde büyük bir manastır ile yeni bir kilise inşa edilmiştir. XIV ve XV. yüzyılın ilk yarısında pek çok İtalyan buraya gömülmüştür.

Fetihten sonra, en büyük kilisenin camiye çevrilmesi usulüne uyularak bu kilise de bizzat Fatih Sultan Mehmet vakfı olarak 1475’de camiye çevrilmiştir.

Ancak İspanya’daki İslâm Devleti’nin 1492’de sona ermesi üzerine, oradan göç eden Müslümanların bu cami çevresine iskân edilmeleri üzerine burası “Arap Camii” adını almıştır.

Kilisenin, kare planlı çan kulesinin Suriye’deki ve bilhassa Şam’daki “Emeviyye Camii” minarelerine benzemesi de bu efsaneyi destekleyen bir unsur olmuştur.

Caminin etrafına her zaman binalar üşüşmüş,

Ancak 17. yüzyıl sonlarında, çevresini saran evler, 3. Mehmet tarafından yıktırılmıştır.

I. Mahmut’un annesi Saliha Sultan, Arap Camii’ni tamir ettirerek genişletmiş, yeni bir şadırvan, mihrap ve hünkâr mahfili yaptırmıştır.

2. Mahmut’un kızı Âdile Sultan, avlunun altına bir sarnıçla bugün görülen şadırvanı yaptırmıştır.

Arap Camii, Giritli Hasan Bey idaresinde büyük bir tamire girişilip çatısı kaldırılmış, yeni bir son cemaat yeri yapılmış, içerideki mahfiller ahşap direkler üzerine yeniden inşa edilmiştir. Bu arada döşemenin altında bulunan XIV-XV. yüzyıllara ait yüzden fazla İtalyan mezar taşı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne kaldırılmıştır. Mihrabın solundaki hücre “Mesleme’nin çilehanesi” olarak düzene konmuş, dışarıda ise bir “Arap Baba” merkadi düzenlenmiştir.

Yöneticilerden isteğim, bir an önce etrafındaki onu peçeleyen, kapatan beton binaların ortadan kaldırılıp, şehir peyzajındaki müstesna yerini almalıdır.

İstanbul’daki okuyucularıma tavsiyem ilk buldukları fırsatta bu camiye gitmeleridir.

Yalnız sabırlı olmalılar.

Karaköy esnafının etrafını çevreleyip geçit vermemesi büyük bir engel.

Ona ulaşımda navigasyon bile çaresiz kalmakta,

Büyük beton yapılardan yol bulup yanına varmak çok zor.

Fakat gitmeyi başarırsanız; Endülüs mimarisi çağrışımını görecek, huzur senfonisini duyumsayacak, yapının efsunlu güzelliğini seyretmeye doyamayacaksınız.

Geniş bilgi için bknz. TDV İslam Ans. Semavi Eyice, “Arap Camii”, C.3, s. 326-327, İst.1991.