Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Korkmak: korku hissetmek, ürkmek, endişe etmek manalarına gelir.
Bazıları “Marşa ‘Korkma’ diye başlanmaz. Türk milleti korkak değil ki ‘Korkma’ densin” diyerek M. Akif’i tenkit etmişler, ama Nihat Sami Banarlı bey (Kültür köprüsü s. 328) “Korkmak, çoğu zaman asil bir his, bir endişedir: çocuğun, çok ateşi var, doktor, korkuyorum! diyen bir annenin asil korkusu gibi” diyerek, İstiklâl marşındaki bu korkma uyarısının Milletin kan ağladığı, karalar bağladığı günlerde gün batımında gurup kızıllığının Batı’dan gelen karanlık içinde yok olduğu gibi al bayrağın da Batı küfrünün ve inkarının acımasız saldırısı karşısında sönüp yok olmayacağını, bu konuda endişelenmemesi gerektiğini vurguluyor.
Rabbimiz, Kur’an’ı Kerim’de Peygamberlerine “La tehaf/Korkma” dediğini haber veriyor. (Hud, 11/70, Ta-Ha 20/21, 20/68, Neml 27/10, Kasas, 28/25, 28/31, Ankebut, 29/33, Sad, 38/22, Zariyat 51/28).
Sönmek: Düşmek, adı sanı kalmamak yıkılmak, yok olmak, yatışmak manalarına gelir.
Gün batımındaki kızıl şafak batar, karanlığa gömülüp yok olur, ama bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez, düşmez, yıkılıp yok olmaz.
Yüzmek: Denizde yüzmek, koyunun derisini yüzmek, bolluk içinde yüzmek manalarına gelir.
Burada bolluk içinde rahatça dalgalanma manasındadır. Her şehrin, her köy ve kasabanın şafağı yüz binlerce şafak eder. İşte al sancak bu şafaklarda yüzecek.
Akif, Süleymaniye Camii’nin, hendesi ve mimarlık ilmine basarak Ma’buduna yükseldiğini, bu gökyüzünde yükseklerde yüzen, baştanbaşa iman olan Süleymaniye’nin, pislikleri yükseklerden seyredeceğini söyler.
Akif, Allah’ın (C.C.) koruduğu Mekke’nin harem mıntıkasında yüzen, dünyanın en değerli eşsiz incisi gibi olan, Sevgili Peygamberimizin getirdiği şeriatın kıyamete kadar yetim kalmaması için Rabbine dua eder.
Mekke’nin kum denizinde yüzülmez, Rabbin rahmet deryasında yüzülür.
Ocak: Ateş yakılan yer, belirli meslek guruplarının toplandığı yer: Yeniçeri ocağı, asker ocağı gibi. Babadan evlada intikal eden özellikler.
“Ocağı söndü” denildiğinde ailenin dağıldığı, yok olduğu anlaşılır. O evde ocağı yakacak, dumanı tüttürecek kimse kalmamış demektir.
Dıştan düşman saldırır, içten de Allah’ın kulları arasına nifak sokulursa o zaman ayrılık alevleri saçakları sarar ve söndürmediği ocak kalmaz.
Son nefer şehit olmadan, en son ocak sönmeden al sancağın ışığı sönmeyecektir.
Millet: Arapçada din anlamındadır. Kur’an-ı Kerim’de on beş defa tekrarlanmış ve hepsinde din manasında kullanılmıştır.
Büyük Türk Lügati’nde H. Kazım Kadri, “Millet: din mezhep, şeriat manasındadır” dedikten sonra, “Millet: bir dine salik olanların hey’etiumumiyesidir” diyor.
Birkaç çadırda yaşayan aşiretten bir devlet çıkaran, dini, imanı, irfanı, adalet ve ihsanıyla dünyaya milliyetin nasıl olacağını öğreten millet, bu al sancağa sahip çıkacaktır. O al sancak ancak onundur.
Onun yıldızı gece gündüz her an parlamaya devam edecektir. Çünkü o yıldız ve hilâl ışığını uğrunda batan güneşlerden alır.
Namazdaki rukû’ ve secdenin dışında hiçbir kurum, kuruluş ve şahsa eğilmeyen bu er oğlu erler, hürriyetlerinin sembolü olan hilâl ve yıldız sönmesin diye tertemiz alınlarından vurulup yattılar.
İsa Kocakaplan Bey Türk Edebiyatı sayı 113 sene 1988’de İstiklâl Marşı’nı tahlil ederken, “yıldızı parlamak” deyimini delil getirerek bu milletin yıldızının parlayacağını yani tarihin ve kaderinin parlak olacağını ifade eder.
“Bayrak, rengini şehitlerin kanından almıştır. Eğer nazlı hilâl kaş çatmaya devam eder, kahraman ırka gülmezse bu millet uğrunda döktüğü kanları helal etmez” der.
Korkma!
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi tek taşı, sandın, harim-i namusun?
Meğerki harbe giren son nefer şehit olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,
Taşıp da kaplasa afakı bir kızıl sarsar;
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Ya Rab, o hariminde yüzen Dürr-i Yetim’in
Ta haşre kadar şer’i yetîm olmasın... Âmin!
Not: 1999 yılında yayınlanan Akif’in Diliyle Açıklamalı İstiklal Marşı isimli kitabımdan alınmıştır.
Sevgili Peygamberimizin Hicret esnasında mağarada iken Hazreti Ebubekir’e (R.A.) söylediği “La Tehaf/Korkma” kelimesi değil “La tahzen/Mahzun olma, üzülme” anlamınadır.