O gün Döne’nin cebindeki telefon ile çektiği görüntülere bakmıyorum.
Ağlıyordu, patronunun ismini bile söylemeyip “eleman” diye çağırdığı kadın.
Döne, yazlık tripleks bir villada bekçidir.
Maaşı beş yüz lira.
Üç yüzü ile o dağ başındaki villadan okula servisle gitmektedir 3 çocuğu.
Eşi çalışamayacak kadar berbat beli.
Bu çalışkan, bu onurlu kadın villanın on bin metrelik bahçesinde de değil,
Kanadalıların başlatıp yarım bıraktığı bir inşaatta besler tek ineğini.
Muradı bir iki avuç sütü satıp yavrularının rızkını çıkarmaktır.
Hatta o süt altın gibidir, çocuklarına bir bardak içirmez, satıp evin ihtiyacına yetişmek zorundadır.
Görevi sadece lüks köşkü hırsızlara karşı korumak değildir bekçi kulübesindeki kadının.
O on dönümlük bahçenin sakinleri olan yüzlerce ağaca da bakacak.
Budayıp diplerini kazıp sulayıp meyve zamanı sandıklayıp patronun kardeşlerine ve çocuklarına kasalayacak.
Yetmedi.
Köpeğin kulübesini temizleyecek.
Bahçe mimarisini hiç ihmal etmeyecek.
Villa ve havuzun çevresindeki çiçeklere özel bakım yapacak.
Tabii havuzu hep temiz tutacak.
Rüzgârlı bayırdaki köşkün fırtınalı havalarda etrafa yaydığı çöplerin havuza girmesine müsaade etmeyecek.
Bitmedi.
Az para mı ayda beş yüz lira almaktadır.
Çiçeklerden uzak mıntıkayı ekip biçecek.
Artık yazlık kışlık sebzeler, salata türleri, havuçlar turplar, rokalar, tereler, beyaz lahana, ıspanak, pazılar.
Beyzadelere paketlenip verilecek.
Beyzade dediğime bakmayın haramzade, hırsızın elebaşı.
Şimdi “dede” olan patronun babası gelip ırak köyünden çevirmiş Allah’ın kullarının ortak kullanım alanı olan ormanı.
Her bir tarafta on dönüm, yirmi dönüm artık yüz binlerce dönüm bu haramiye ait arazi üzerinde derebeyi saltanatı. Önderimizin öğretisi bunlara ulaşmamış gibi:
“Kim ki hakkı olmadığı halde başkasına ait bir toprak parçasını gasp ederse kıyamet günü o yerin yedi kat toprağı o kişinin sırtına yüklenir.”
Yılbaşlarında ya da 2–3 ayda bir yüz kişilik davet verilmekte, villada.
Patron bir orkestra tutup muhafazakâr ve seküler karışımı bir eğlence rutininden hiç vaz geçmemekte.
Kadın eleman, “yok, Allah için içki içmiyorlar, eğlence arası namazlarını da kılmaktalar”.
Ama abla, diyor.
O başörtülü kadınların el şaklatıp oyun oynamalarına dayanamıyorum işte.
Midem bulanıyor.
Hele K. Bey, yeniden aday olduğunu açıkladı mikrofonu kapıp.
Saz heyeti coştu.
Alkıştan yıkıldı tepe.
K. Bey dedi ki, “arkadaşlar çok çalışacağız, aday olursam eğer bu dağlarda şatolarımız yükselecek, holdinglerinize yenileri eklenecek, ne güzel işler yapacağız birlikte”.
İnanmıyorsan abla, bak cep telefonumla çektim.
Görmek istemiyorum, diyorum.
Zira adamların tıynetini iyi biliyorum.
Döne, “belediye başkanıydı K.Bey, sanki az villa köşk yaptı kendisine çocuklarına, o ağzı açık karısı deniz kenarında yalıda oturmakta, hep bizlerin haklarını çalarak, elde ettikleri mülk burunlarından gelsin”.
Yoksul ama vicdanlı eleman, “bu görüntüyü bir kanala satsam para alırım ama bana yakışmaz”derken, iyi yapıyorsun diyorum.
“O eğlenceler için dört katlı yirmi odalı evi baştan ayağa temizliyorum ellerim kanıyor, yemekleri de yapıyorum, gece yarılarına kadar servis bulaşık bana emanet.
Yemekleri hazırlarken birkaç misafir kadın, bana yardım etmek istiyor”.
Görmemiş zengin patron, müdahale ediyor:
—Bırakın, falanca hanım; zahmet etmeyin, eleman yapar. Eleman değil, sanki robot.
“Ekstradan hiçbir ücret vermediği gibi, yiyeceklerden bir avuç çocuklarıma göndermediği gibi, meyvelerin kabuklarını, ekmek kırıntılarını bile toplayıp götürdü ki hayvanıma vermeyeyim.
Patron, o ekmek kapım olan ineğime kafayı takmış:
—seni bekçi aldık, çocukların yetmiyor bir de burnumuzun dibine hayvan getirdin.
Sanki verdiği para ile geçiniliyor da.
Abla, bu seçimde ben bunlara oy vermiycem.
Nasıl Müslüman bunlar.
Hakkımı yiyenler benden beter olsun.
Şimdi ineği satıp oradan ayrılıcam.
Şeytan diyor ki o diktiğim karalâhanaları, kıvırcıkları da ezip öyle çıkıp gideyim”.
Sakın ha diyorum o yeşil bitkilerin de canı var, sakın can yakanlardan olma.
“Ama beddua ediyorum bak,
Haklarım onlara haram olsun.
Benden beter olsunlar.
Ekmeğe muhtaç olsunlar.”
Kadının gözyaşlarının ağırlığı altından kalkabilecek mi acaba bu zalimler.
Zavallı işçi kardeşim benim.
Geçen gün cam silerken düşüp ölen, etrafına polisin ip gerdiği temizlikçi kardeşim benim.
Devletin sigortasını hep ertelediği.
İşverenin emeğinin son kırıntısına kadar sömürdüğü.
En onurlu kardeşlerim benim.
Not. Çok şükür K.Bey aday olmak için çok uğraştı ama olamadı. Millet bir zalimden kurtuldu. Kim bilir, elemanı ile tanışmadığım daha ne zalimler sömürmekte bu ülkeyi.