Onu tabağındaki yemekleri çöpe atarken tanıyorum.

Çok değil bir nesil öncesinin fukara anne babanın çocuğu olduğu o kadar belli ki.

Pahalı bir otelde tatil yapsa da, lüks esvaplar içerisinde olsa da.

Geçmişi, yüzündeki bütün hatlarında çektiği sıkıntıları anlatmakta idi.

Gözlerindeki çekingenlik, yoksulluk köprülerinden çoktan geçtiğini ne var ki varlık merdivenlerinin tepesinde seyrettiği güneş tanık idi ki yaptıklarını kendisi de onaylamamakta idi.

Ki yer sofrasında kırdıkları ekmekten dökülen kırıntıları altın zerrecikleri gibi toplayan o hamd ve sena ağacı altında oturanlar gideli beri. Ona bakışlarımla hatırlatıyorum hiç tanımadığım ama tahmin ettiğim dede ve ninesini.

Sonra Yemen olmamaya senedimiz mi var diyorum, kelimelerle değil ürküntülü bir bakışla.

Çöpe attıklarının feryadı ile etleri kemiklerinde erimiş çocukların son nefeslerinin o tabağa düğümlenmiş olduğunu.

İçinin kalktığını fazla geldiğini.

Ya almasaydın o kadar ya da bir küçük kaba koy da evine götür diyen ellerimden ar duysa da.

Sigara külü dolmuş tabağından tiksinip de,  Yemenli çocukların açlıktan yanmış cesetlerinden ar edip titremedi.

Feri sönmüş gözlerinden, ölü çocukların ahından korktum söyleyemediğim için, o tabağını dökerken.

Konuşamıyoruz artık etekleri topraklı nineler gideli beri. Eğer birkaç kelime ipe dizip uçurtma olarak masana yollarsam kızacağından mı korktum.

Dinlemeyeceğinden mi?

Yalnız oturduğun masan baruttan kutu değildi. Sustum, git başımdan deyip kafamı çevirdim.

Yemenli aç çocukların gözleri tabaklara düştüğünde, utandım susuşlarımdan.

Hangi ölüyü, hangi hastayı ziyaret edeceğimiz izinlere bağlanalı beri.

Zorlama haberlerle giderilen reklam ihtiyacı. Paralı haberlerle başarısız vekilleri aklama çabası. Milyarlık paralarla işadamlarını ahlaksızca büyütme röportajları. Bedeli ödenmiştir kokuşmuşluğun, niye konuşuyorsam çürümeyi.

Sultanların Kuşluğunda yüzlerce yıldır nesli korunmaya çalışılan rengârenk kuşlar elbet saray bahçesinde olmalı.

Senin üç liralık tabağını çöpe atmana kızsam da, bir lale soğanına bin altın verilir. Yarım kilo zeytinyağı da otuz milyar eder. Teos Antik Kenti içerisindeki bin 800 yıllık ağacın zeytinlerinden elde edilen yağ, yüz milyar da etmeli idi.

“Seferihisar Belediyesi, 500 yaş ve üzerinde 200 zeytin ağacı tespit etti. Özel olarak bakımları yaptırılan ve alanında en iyi olan kişilerin topladığı bu zeytinlerden, geleneksel sıkım yöntemleriyle yağ elde edildi, müzayedeyle satıldı”.

Binlerce yıl ayakta kaldığından ölümsüz deniyor zeytin ağacına.

Savaşlar, yıkımlar, depremler, boralar, fırtınalar görse de gözyaşlarını yüreğine akıtıp zeytin vermeye devam ediyor.

Kaç imparator, kaç kral, kaç padişah gördü o zeytin ağaçları.

Zeytinin hayat ağacı olduğuna dikkat çekmek için, lalenin estetik harikası olduğuna şahit tutmak için, saray bahçelerinde ancak neslinin korunabildiği o kaybolmaktan kurtarılmış kuşların ağırsa da, bedeli ödenir.

Lakin hiçbir zaman aç ölmüş çocukları doyuramamış olmanın kara lekesi ağartılamaz.