İLGİNÇ bir seçim atmosferi yaşıyoruz. Yalanlar, iftiralar, karalamalar, hakaretler… Baskılar, tehditler, korkutmalar… Yırtılan parti bayrakları, dağıtılan seçim stantları… Öfke, hazımsızlık, bencillik, ben bilirim havaları. Orantısız güç kullanımı, devlet imkânlarını tek taraflı olarak kullanma. Anketçiler, seçmenin ağzını bıçak açmıyor, diyorlar. Kitleler susturulmuş; yarın onların günü. “Sandık manifestosu”na hazırlar.

Ayağı yere bassın, basmasın; bol keseden vaatler! Hele hükümetin vaatleri! İlk defa seçime giriyormuş havasındalar. Fakat kesenin ağzını açtı; seçimi tekrar kazanabilmek uğruna dağıtıyor da dağıtıyor. Hem de milletin kesesinden.

Halk, hükümetin vaatlerindeki tutarsızlığın farkında. 2007 seçimlerinde, “Milli ve yerli uçağımız göklerde” afişleriyle donatmışlardı her yeri. 11 senedir “göklerde uçan” uçağın imal yerini ve kendisini gören yok. Bilenler söylesin ki, biz de halkımıza müjdeleyelim. Yok böyle bir şey! Bencillik ve ihtiras neleri yaptırıyor değil mi?

Hükümet 16 senedir, tek fabrika yapmadı ki, uçak fabrikası yapsın. Onların uzmanlık alanı elde, avuçta ne varsa hepsini satmak. Borç aldıkları yerler yol, asfalt, kapalı pazar yeri, stadyum, yüzme havuzu, spor kompleksi vb. hizmet yatırımları için borç para veriyor, olmalılar. Hâlbuki üretim ve istihdam oluşturacak yatırımları öncelemek gerekirdi. Zenginlik, kalkınma buna bağlı! Hizmet yatırımları kazanılan parayla yapılmalıydı.

Kişisel şartlar bile bunu gerektirir. Önce işinizi kurarsınız; kazandığınız parayla da ihtiyaçlarınızı karşılarsınız.

 

LÂF İCRAAT DEĞİLDİR

GEÇTİĞİMİZ günlerde El-cezire TV’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Waddah Hanfer’in çarpıcı bir sözü basına yansıdı: “Türkiye halkının bir özelliği var: Bir şey konuşuldu mu, onu olmuş, yapılmış diye düşünüyorlar.” Sağlıklı karar için, “kuru söz” ile “icraat” arasındaki farkı iyi ayırt etmeliyiz.

Hükümet, hazine arazilerini, meraları; “özelleştirme” bahanesiyle devletin kâr getiren kurumlarını, fabrikaları satarak bugünlere geldi. Üretim yatırımlarına değil; halkın gözü önündeki hizmet yatırımlarına yöneldi. Halka yalancı bahar yaşattı. Yabancılara toprak satışını 12 kat artırdı. Ülkenin geçmiş kazanımlarını sattı. Geçmişi bitirdiler. Geleceğimizi de bitirmek için “Varlık Fonu”nu kurdular. Şimdi geleceğimizden borçlanıyorlar. Ekonomiyi krize soktular.

“Üreten toplum” yerine, “tüketen toplum” oluşturdular. Yemeğini bile yapmak istemeyen nesiller türemeye başladı. Zirai işlerde, Suriyeli, Gürcü işçilerle durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Fakat üretmeyen toplumun sonu hüsrandır.

Konu siyasi parti sorunu olmaktan çoktan çıkmış; geleceğimizi, varlığımızı kurtarma davası haline gelmiştir. Önümüzde 49 yıllık tertemiz bir maziye sahip Milli Görüş örneği, Saadet Partisi var. Ülkelerine olan sevdaları bir an olsun sönmedi. İnsanımıza hizmeti ibadet olarak gördüler. Erbakan Hoca ülkeyi baştanbaşa fabrikalarla donatmıştı. Döneminde ülkeye bolluk, bereket geldi.

Erbakan Hoca, Temel Karamollaoğlu’nu yarım asır yanından ayırmadı. Siyaset uzmanı yaptı. Hayırlı, bereketli hizmetler vefakâr, sadık, olgun, devleti iyi tanıyan, planlama uzmanı Bilge Başkan’la sürüyor. İçte ve dışta yaşananlar milletimizi toparlanmaya zorluyor.

 

GÜVENLİK İHMALE GELMEZ

TERÖR ve FETÖ tehlikesi geçmiş değildir. Hükümet, devlet kademelerinde yuvalanmış, elinin altındaki FETÖ’cülere dokundu; işin siyasi ayağı ve yurt dışına kaçan ihanetçilerin üstesinden gelemedi. Siyasette açığı olanlar dik duramıyorlar. Gülen’le resimleri yayınlananlardan bile milletvekili adayı yapıldığı konuşuldu. Erdoğan da, “sızmış olabilirler” diyerek kabullendi.

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, “Pek çok yerde FETÖ borsası kurulduğunu” açıkladı. Bahçeli, “siyasetteki FETÖ’cüler”den yakındı. AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner, “güç zehirlenmesi yaşadıklarını” anlattı. Hükümet bu iddialara niçin ilgisiz kalıyor? Hassasiyet sahibi milletvekillerini liste dışı bırakmak konuyu çözer mi?

Eğitim ve ekonomik yönü ele alınmadan, yalnız güvenlik güçlerimizin çabalarıyla terörü bitiremezsiniz. Askerimiz Afrin, Mümbiç ve Kandil’de destanlar yazıyor. Hükümet başarıyı oya tahvil derdinde. Hâlbuki konunun diplomasi yönüyle çözümü Hükümet’in göreviydi.

Yanlışlıkları ifade eden halka baskı yapıldı, gözdağı verildi, susturuldu. Halk, seçim kampanyalarına sessiz! Konuşurlarsa kendilerine, çevrelerine zarar geleceğinden korkuyorlar.

Haklı olduğu halde “suskunluk” gösteren insandan korkun! Yarın sandıkta konuşacak insanların oluşturduğu “dip dalga”yı hep birlikte göreceğiz. Milletimiz özgürlük ve onurunu çiğnemek isteyenlere, “yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım” demesini bilir.

Fatih Altaylı, “İktidar panik içinde” diyor. Cumhur İttifakı içinde yer alan BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur, “BOP Eşbaşkanı olmakla övünen Erdoğan’a oy vermeyeceklerini” açıkladı. Metal yorgunlarını dinlendirme zamanı!