20 yaşında bir genç üniversiteye yeni başlayan çocukluk arkadaşının iki yıl önce babasını kaybettiğini ve zor günler geçirdiğini ifade etti. Genç, ekonomik sorunlar yaşayan arkadaşı için yoksul öğrencilere burs desteği sağlayan dayısı ile görüşüp yardımcı olduğunu ve şu günlerde arkadaşıyla aralarının bozuk olduğunu, bu nedenle bursu geri çekmek istediğini ancak vicdanının buna engel olduğunu belirtti. Dünyaya tozpembe gözlüklerle bakan gençle iki saat kadar konuştuk ve kendisine aramızda geçen bu konuşmaya köşemde yer verebileceğimi söyledim, kabul etti ve bundan memnuniyet duyacağını belirtti.

Genç kardeşimin ifadeleri beni çok ötelere götürdü ve vicdanın sadece merhametin değil adaletin de merkezi olduğunu düşündüm. Adalet ve merhamet ikiz kardeştir, birinin olduğu yerde diğeri de mutlaka bulunur. Kanayan bir yara ile karşılaştığınızda merhamet hissi duyarsınız ve elinizdeki merhemi uzatmanın adaletin bir parçası olduğunu bilir, harekete geçersiniz. Adilseniz, merhametlisinizdir, merhametliyseniz adilsinizdir. Bu iki değer birbirinden destek alır ve hayat bulur…

Vicdan muhataplarını insanlığa, iyiliğe, fedakârlığa, yardımlaşmaya çağıran bir güçtür ancak insanın bu çağrıya kulak verebilmesi için kişisel gelişimini tamamlamış ve varoluş gayesinin bilincine varmış olması gerekir.

Ruhen olgunlaşamayan bireyler çocuklarla ortak özellikler taşır ve hayatlarında ötekine yer veremezler:

Çocuk kişisel gelişimini henüz tamamlayamadığı için ilişkilerini fayda üzerine kurar. Sevdiği bir arkadaşına kalemini hediye eden çocuk, öfkelendiğinde verdiği şeyi geri isteyebilir. Çocuk için bu doğal bir durumdur, erişkin için ise ilkel bir davranıştır, tuhaf karşılanır. Zira çocukluk çağından çıkmış bir kişi hediye edilen eşyanın karşı tarafın mülküne dâhil olduğunu bilir, bilmelidir…

Çocuk kişiliğini oluşturma aşamasındadır o nedenle yetişkinler için kabul edilemeyen birçok şey onun dünyasında hoş karşılanır. Çocuk kendisiyle oynamayan arkadaşının canını yakarak intikam almaya kalkabilir böyle durumlarda anne olaya müdahil olur ve çocuğun vicdanını harekete geçirir. Çocukluk çağını aşmış kişi ise arkadaşıyla sorun yaşadığında makul bir çözüm arar ve uzlaşıyı sağlamaya çalışır.

Çocuk arkadaşına verdiği hediyeyi, yaptığı iyiliği anlatır ve bunu bir üstünlük olarak görebilir. Kişisel gelişimini tamamlamış olan kişi ise yaptığı iyiliği konuşmaz, bu kimse ile ilişkileri bozulsa dahi yapılanları onun yüzüne vurmaz ve iyiliğin müşterek bir değer olduğunun bilinciyle hareket eder. İyiliği başa kakmaz aksine bunu bir sorumluluk olarak görür.

Çocuğun oyuncağını sadece sevdiği arkadaşıyla paylaşması doğaldır zira o paylaşım, fedakârlık ve affetmek gibi yüce değerleri henüz içselleştirememiştir o nedenle kendisini incitenleri kötü olarak görmektedir. Çocukluk çağını geride bırakmış olgun kişi ise çatıştığı,  hoşlanmadığı kişi muhtaç duruma düşmüşse merhametini kişisel sorunları ile perdelemez, elini uzatır ve öfkesini sevgiye dönüştürür.

Yüce dinimiz yardımlaşmanın adabını ortaya koyar ve kimlere yapılabileceği noktasında yol gösterir. Buna göre yardım sadece sevilen kişilere yapılmaz, yardım etnik yapısı, ideolojisi, inancı, kültürü, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun muhtaç duruma düşmüş tüm insanlara, hatta tüm canlılar yapılır. Yetişkin bir kişinin ihtiyaç sahibi bir bireyi sevmediğini ileri sürerek desteksiz bırakması hatta bunun da ötesine geçip intikam almaya kalkması ilkelliği, gelişmemişliği gösteren bir durumdur ve bu tavır tüm insanlık için olumsuz bir modeldir. Bu kişi kin ve nefretini besleyerek hem kendi alanını hem de toplumun atmosferini kirletmektedir.