Rahmetli anam, o Toros dağlarının eteğinde, kuş uçmaz kervan geçmez Göcer köyünde beş vakit namazını kılarken "Durdum divana, uydum Kur an a, yönüm kıbleye, kıblem Ka be ye ." diyerek niyet ederdi.

Kim öğrettiyse çok güzel öğretmiş.

Şimdi biz, "Uydum kalabalığa" demesek bile toplumun üzerimizdeki etkisinden kurtulmamız mümkün değil.

Aynı gemide yolculuk yapanlar, biri Müslüman olsa, öbürü de kafir olsa, aynı anda birlikte sallanırlar. Birlikte aynı güneşte ısınırlar. Denizin ve martıların müziğiyle birlikte dolarlar.

Dervişler kendi kamaralarında sema ederlerken, berduşlar da kendi kamaralarında tepinirlerken aslında geminin sallantısından ayrı kalamadıkları gibi gemiyi birlikte sallamaya devam ederler.

Aslında bizler, geminin kamarası gibi olan evlerimizde, okullarımızda, yurtlarımızda, salonlarımızda, mescitlerimizde dinimizi öğrenmek için birkaç saat ayırırken, yirmi dört saat toplum denizinin çalkantısının etkisi altında etkileniyoruz.

Beş vakit namazını kılan bir Müslüman, yirmi dört saatin bir saatini namazla değerlendirirken rüyaları dahil yirmi üç saat ekmek derdi, iş derdi, repo kazançları, güzellik salonları, kuaför sohbetleri yaparak iç dünyasını dolduruyor.

Sekiz milyona bir kilo et alabilmek için bir gün çalışmak isteyip de iş bulamayanlar yanında, bir kilo et verebilmek için diyet doktoruna milyonlar ödeyenlerin aynı telaş içinde aynı olumsuz eğitimin etkisi altında kalıyorlar.

İstanbul Avcılar da oturan bir adamın, parasızlık nedeniyle, Tuzla daki kardeşini yıllardır ziyaret edememenin üzüntüsüyle kıvranırken, yurt içi ve yurt dışı turistik kentler arasında tercih yapamamanın üzüntüsünü çekenlerin meşguliyeti aynı eğitimin etkisi altında kalmalarını sağlar.

Futbol maçına gidebilmek için bir günlük iş ücretini ödeyen veya babasından isteyen veya  cebinden para çalan adamın durumu ile bir futbolcu satın alabilmek için kasasından milyarlar harcayan veya devletin hazinesini hortumlamaya çalışan, aynı atmosferin altında eğitilmektedir.

Evinizde yarım saat Kur an okudunuz ve iş yerine doğru gitmek üzere evden çıktınız. Yolda yaya giderken evlerin camlarından dışarı taşan televizyon gürültüsünü kesintisiz olarak dinleyebilirsiniz. Bindiğiniz araçta aynı ses, aynı konu, faizler, nemalar, doların düşmesi veya çıkması,  Amerikan çıkartması, filan mankenin maceraları.

"Hocam, Kur an kursunda okumuştu, İmam Hatip okulunu bitirmişti, fakat bu günahı nasıl işledi bilemedim, ben başarılı olamadım" diyen babalara "Sen gücünle orantılı olarak gerekeni yaptın ama günde bir saatlik din eğitimine karşılık yirmi üç saatlik yanlış eğitimin bombardımanı altında ancak bu kadar olur" diyebiliyorum.

Böyle günlerde kendimizi korumanın en kestirme yolu farz ibadetlerimizin yanında sünnet ve nafilelerle donanmaktır.

Efendimiz sabah abdestinde ağzını temizlermiş, her namazda yine temizlermiş diyerek günde beş vakitte diş temizliğini temizlik niyetiyle değil, efendimize bağlılık niyetiyle yapalım, temizlik ardından gelsin.

En az bir sayfa Kur an okuyalım. Manasını anlayalım ve o gün mutlaka en az üç kişiye o anladığımız manayı anlatalım.

Efendimiz, evden çıkarken sağ ayağıyla dışarı çıkarmış deyip sağ ayağımızı atalım ve efendimizi hatırlayalım.

Dostlukta, saygıda, sevgide hiçbir kafiri Müslüman ın önüne geçirmezmiş inancıyla hareket edelim.

Güzel bir manzara gördüğünde "Sübhanellah" dermiş deyip biz de "Sübhanellah" diyerek hep Allah ı hatırlayalım.

Tanıdığına, tanımadığına selam verirmiş diyerek biz de selam vermeye özen gösterelim ve Sevgili peygamberimizle bağımızı hep diri tutalım.

Günde beş vakit Rabbin divanına gelelim, birlik ve beraberliğimizi sağlayalım. Kur an ına uyalım,  "uydum kalabalığa" diyenlerden olmayalım.

"ABDeee ye dön" "ABeee ye dön" "APOooo ya dön" diyenlere kulak asmayalım ve bütün Müslümanlarla aynı yöne Ka beye dönelim, milletle omuz omuza verelim,  saf bağlayıp gönülleri saf edelim.

Aldığımız eğitim, bizi rüyalarımız dahil yirmi dört saat kuşatması için özel gayret gösterelim.