“Adil Ekonomik Düzen İstanbul Çalışmaları-5”; kaldığımız yerden devam…

‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

Çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

***

Nuh'un Gemisi: Kimseyi Geride Bırakmamak

Elbette herkes aynı imkâna sahip değildir.

Çocuklar, yaşlılar, engelliler, çalışamayacak durumda olanlar, geçici olarak işini kaybedenler veya üretime katılmak isteyip imkân bulamayanlar vardır.

Büyük Aile içerisindeki Nuh'un Gemisi yaklaşımı bu noktada devreye girer.

Amaç insanı sürekli yardım alan konumda tutmak değildir. İnsan onurunu koruyacak bir destek zemini oluşturmak ve üretime katılabilecek durumda olanı mümkün olduğu kadar yeniden ekonomik hayata dâhil etmektir. Çünkü sosyal politikanın başarısı yalnızca kaç kişiye yardım ettiğinizle değil, kaç kişinin yeniden kendi ayakları üzerinde durmasına imkân sağladığınızla da ölçülmelidir.

***

Üç Model Bize Ne Söylüyor?

Millî Ekonomi Modeli tüketicinin alım gücünü ekonominin merkezine taşımış, paranın ve ekonomik bağımsızlığın millî egemenlikle ilişkisini gündeme getirmiş ve üretim kadar tüketimin de desteklenmesi gerektiğini savunmuştur.

Adil Düzen ise paranın karşılığını, kredinin kime ve nasıl verileceğini, üretimin gerçek taleple nasıl buluşturulacağını ve faizin yerine hangi mekanizmaların konulacağını tartışmıştır.

Büyük Aile ise bu tartışmaya üçüncü bir boyut eklemektedir: Sürecin sahipliği kime ait olacak? Vatandaş yalnızca sistemden faydalanan kişi mi olacak, yoksa sistemi gören, denetleyen, katkı sağlayan ve ortaya çıkan kazançtan pay alan bir ortak mı olacak? Asıl farklılaşma burada ortaya çıkmaktadır.

***

Pansuman Değil, Sistem

Bugün artık yalnızca parayı, faizi veya devletin büyüklüğünü konuşamayız. Süreci de konuşmalıyız. Kim karar veriyor, kim denetliyor, vatandaş neyi görebiliyor, kim kazanıyor, kazanç nasıl bölüşülüyor, kaynak hangi aşamada kime aktarılıyor, yanlış yapanın önünü sistem nasıl kesiyor ve vatandaş hangi aşamada sisteme dâhil oluyor?

Bence önümüzdeki dönemin esas ekonomik ve sosyal tartışması bu sorular üzerinden yapılmalıdır. Çünkü ekonomi yalnızca para üretme sanatı değildir; aynı zamanda güven üretme, değer üretme ve üretilen değeri hakkaniyetli bir sistem içerisinde paylaşabilme meselesidir.

Faizi kaldırabilirsiniz, yeni bir para sistemi kurabilirsiniz, farklı kredi yöntemleri geliştirebilirsiniz, devleti büyütebilir veya küçültebilirsiniz. Bunların hepsi tartışılabilir. Ama süreci şeffaf hale getiremezseniz, denetimi toplumun gözü önüne taşıyamazsanız ve vatandaşı ekonomik sistemin gerçek paydaşı yapamazsanız eski sorunlar bir süre sonra başka isimlerle yeniden karşınıza çıkar.

Benim yıllardır üzerinde durduğum mesele aslında bundan ibarettir: Pansuman değil, sistem.

Millî Ekonomi Modeli bize ekonomik bağımsızlığı ve tüketicinin gücünü hatırlatıyor. Adil Düzen yani Adil Ekonomik Düzen paranın, kredinin ve üretimin gerçek karşılığa ve mekanizmaya bağlanması gerektiğini söylüyor. Büyük Aile ise bunlara şeffaf süreç, yerinden katılım, üretim, denetim ve paydaşlığı ekliyor.

Belki bugün yapılması gereken, geçmişte ortaya konulan bütün bu birikimi birbirine karşı kullanmak değil; doğru olanı almak, eksik olanı tamamlamak ve insanı yalnızca sistemin müşterisi olmaktan çıkararak sistemin gerçek ortağı haline getirecek yeni bir ekonomik ve sosyal mimari üzerinde düşünmektir.