Ankara’da siyaset konuşurken son dönemde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri şu: Herkes bir sonraki seçimi konuşuyor ama çok az kişi seçmenin bugün ne düşündüğünü konuşuyor.
Oysa seçim sonuçlarını belirleyen şey, Ankara’daki siyasi hesaplardan çok seçmenin zihninde oluşan kanaat.
Bugün Türkiye siyasetinde de bence asıl mesele burada.
Erdoğan’ın karşısına kim çıkacak sorusundan önce, seçmenin neden hâlâ Erdoğan’ı siyasi denklemin merkezinde tuttuğunu anlamak gerekiyor.
Çünkü 20 yılı aşan bir iktidarın ardından hâlâ Türkiye siyasetinin ana aktörünün Recep Tayyip Erdoğan olması, sadece Erdoğan’ın siyasi becerisiyle açıklanabilecek bir durum değil.
Bunun toplumsal bir tarafı da var.
*******
Erdoğan artık yalnızca bir siyasi parti genel başkanı veya cumhurbaşkanı olarak değerlendirilmiyor.
İktidarda bulunduğu süre, Türkiye’de ciddi bir seçmen kuşağının siyasi hayatıyla örtüşüyor.
Bugün 30’lu yaşlarında olan bir seçmen, siyasi hafızasının büyük bölümünü Erdoğan döneminde oluşturdu.
40’lı yaşlarındaki seçmen için de benzer bir durum söz konusu.
Bu nedenle Erdoğan, bazı seçmenler açısından yalnızca tercih edilen bir siyasetçi değil. Aynı zamanda uzun yıllardır tanınan, ne yapacağı konusunda bir fikir sahibi olunan bir aktör.
Siyasette bunun karşılığı önemlidir.
Çünkü seçmen her zaman en iyi olduğunu düşündüğü adaya oy vermez. Bazen de huyunu suyunu bildiği adayı tercih eder.
Türkiye’de Erdoğan’ın siyasi gücünün önemli kaynaklarından biri de bu.
*******
Bunun karşısında muhalefetin temel problemi ise sadece aday belirlemek değil.
Asıl mesele, seçmene yeni bir siyasi merkez gösterebilmek.
Türkiye’de muhalefet uzun zamandır Erdoğan’ın karşısında bir aday arıyor.
Fakat seçmenin baktığı yer biraz farklı.
Seçmen “Erdoğan’ın karşısındaki kişi kim?” sorusundan ziyade “Bu kişi Türkiye’yi nasıl yönetecek?” diye bakıyor.
Ekonomi nasıl yönetilecek?
Dış politika nasıl olacak?
Güvenlik politikası nasıl şekillenecek?
Devlet kurumları nasıl çalışacak?
İttifaklar nasıl kurulacak?
Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılına ilişkin nasıl bir hedef ortaya konulacak?
Bunlar seçim yaklaştıkça daha fazla önem kazanacak başlıklar.
Dolayısıyla sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir siyasi hat oluşturmak, belli bir seçmen kitlesini bir araya getirebilir ama bunun geniş bir toplumsal karşılığa dönüşmesi için başka bir şey daha gerekiyor.
O da alternatif bir yönetim fikri.
*******
Burada Erdoğan’ın siyasi avantajı ortaya çıkıyor.
Erdoğan’ın ne yapacağını beğenmeyen bir seçmen bile Erdoğan’ın ne yapabileceğini biliyor.
Bu önemli bir fark.
Çünkü bilinmeyen, siyasette her zaman risk olarak algılanır.
Özellikle Türkiye gibi ekonomik dalgalanmaların, güvenlik sorunlarının ve bölgesel gelişmelerin seçmenin günlük hayatını doğrudan etkilediği bir ülkede, “Bildiğim yönetim” ile “Nasıl yöneteceğini henüz tam olarak bilmediğim yönetim” arasında tercih yapmak seçmen açısından kolay bir karar değildir.
Bu nedenle Erdoğan’ın siyasi gücünü sadece kendi tabanının desteği üzerinden okumak eksik kalır.
Erdoğan’ın güçlü olduğu alanlardan biri de kendisine oy vermeyen seçmenin önemli bir bölümünün bile onun siyasi kapasitesini kabul ediyor olmasıdır.
Desteklemek başka şeydir, siyasi ağırlığını kabul etmek başka.
*******
Fakat burada başka bir konu var.
Erdoğan, AK Parti’nin en büyük avantajı.
Ama uzun vadede en büyük tartışma konularından biri de bu.
Çünkü AK Parti’nin Erdoğan’dan bağımsız siyasi bir kimlik oluşturup oluşturamadığı meselesi henüz tam olarak cevaplanmış değil.
25 yıllık bir siyasi hareket için bu artık ertelenebilecek bir soru değil.
Erdoğan’ın liderliği devam ederken bu sorun fazla görünmeyebilir.
Fakat Erdoğan’ın aktif siyasetten çekileceği gün geldiğinde, seçmenin “AK Parti” dediğinde zihninde ne canlanacağı önem kazanacak.
Bir siyasi hareketin lideriyle özdeşleşmesi kısa vadede güç sağlar.
Fakat lider değiştiğinde aynı siyasi bağın devam ettirilebilmesi ayrı bir mesele.
*******
Aslında “Erdoğan’ın alternatifi Erdoğan” cümlesi biraz da buradan çıkıyor.
Bugün Türkiye’de Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek isimler var.
Partiler var.
Yeni siyasi oluşumlar var.
Farklı toplumsal kesimlerden destek alabilecek siyasi aktörler var.
Fakat henüz bunlardan herhangi birinin Erdoğan’ın oluşturduğu siyasi ağırlığın tamamını taşıdığı söylenemez.
Bu, o isimlerin başarılı veya başarısız olduğu anlamına gelmiyor.
Sadece Erdoğan’ın siyasi birikiminin ve seçmen üzerindeki etkisinin bugünden yarına başka bir aktöre aktarılabilecek bir şey olmadığını gösteriyor.
Zaten siyaset de biraz böyle çalışıyor.
Bir siyasetçinin yıllar içinde oluşturduğu siyasi hafıza ve seçmen davranışı bir seçim kampanyasıyla birkaç ay içerisinde kurulmaz.
*******
Muhalefet açısından bakıldığında ise önümüzdeki dönemin en önemli konusu, sadece kimin aday olacağı olmayacak.
Daha önemli soru, farklı toplumsal kesimleri aynı siyasi hedef etrafında bir araya getirebilecek bir yapı kurulup kurulamayacağı.
Çünkü Türkiye’de seçim kazanmak için sadece kendi seçmenini ikna etmek yetmiyor.
Kararsız seçmene, merkez seçmene, farklı siyasi geçmişlerden gelen seçmene de ulaşmak gerekiyor.
Son dönemde muhalefet içerisindeki tartışmaların bu nedenle yalnızca parti içi meseleler olarak okunmaması gerektiğini düşünüyorum.
Orada aslında Türkiye’nin yeni siyasi merkezinin nerede oluşacağına ilişkin bir arayış da var.
Bu arayışın nereye evrileceğini zaman gösterecek.
*******
İktidar tarafında ise başka bir arayış var.
Erdoğan sonrası dönem.
Bu konu bugün açık açık konuşulmasa bile AK Parti’nin geleceği açısından önemli.
Çünkü Erdoğan bugün siyasetin merkezinde oldukça, Erdoğan sonrası doğal olarak ikinci planda kalıyor.
Fakat bir siyasi hareketin gerçek gücü, lideri güçlü olduğu zaman değil, lider değiştiğinde de ayakta kalabildiği zaman anlaşılır.
AK Parti’nin önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı en önemli siyasi testlerden biri de bu olacak.
Erdoğan’ın siyasi mirası nasıl devam edecek?
Ve en önemlisi, Erdoğan’dan sonra seçmen AK Parti’ye aynı anlamı yükleyecek mi?
Bunların cevabı bugün net değil.
********
Bir de meselenin seçmen tarafı var.
Türkiye seçmeni son yıllarda birçok kez siyasi dengeleri değiştirdi.
Bir dönem çok güçlü görünen siyasi yapılar zayıfladı.
Yeni aktörler ortaya çıktı.
Bazı isimler kısa sürede yükseldi, bazıları ise beklenmedik şekilde geriledi.
Dolayısıyla bugün Erdoğan’ın güçlü olması, yarın aynı tablonun mutlaka devam edeceği anlamına gelmez.
Ama bugün itibarıyla baktığımızda bir gerçek var: Erdoğan’ın Türkiye siyaseti ve seçmendeki ağırlığı…
Bu nedenle “Erdoğan’ın alternatifi kim?” sorusuna bugün verilecek en dürüst cevap belki de “Henüz belli değil” olur.
Fakat bu durumun Erdoğan açısından da bir başka anlamı var.
Bir liderin alternatifsiz görünmesi, aynı zamanda kendisinden sonra oluşabilecek boşluğu gösterir.
*******
Ankara’da önümüzdeki dönemde çok fazla isim konuşulacak.
Adaylar konuşulacak.
İttifaklar konuşulacak.
Partilerin oy oranları konuşulacak.
Anketler konuşulacak.
Ama bütün bunların üzerinde daha temel bir soru var:
Türkiye, Erdoğan sonrası döneme siyasi olarak hazır mı?
Bugünkü tabloya baktığımda, bu sorunun cevabını vermek için henüz erken olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Erdoğan hâlâ siyasetin merkezinde.
Belki de bu yüzden, bütün tartışmaların ortasında aynı cümle dönüp dolaşıp karşımıza çıkıyor:
Erdoğan’ın alternatifi Erdoğan.
Ama siyasetin doğası gereği bu cümlenin sonsuza kadar geçerli kalması da mümkün değil.
Asıl mesele, o gün geldiğinde alternatifin kim olacağından çok, Türkiye siyasetinin o alternatifi üretmeye hazır olup olmayacağı.